Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Periler

Periler

periler-inceleme-banner

Periler, dünyanın dört bir yanında, her dilden masallarda yer alan büyülü yaratıklar. Ancak masal dünyasının da biz fanilere ayak uydurduğu bu ahir zamanlarda onlar da küreselleşen fantastik yazının önemli oyuncuları oldu.

Eski masallarda her şey çok daha kolaydı, periler vardı, cinler, ve bir de ifritler. Günümüz fantastik yazını öyle mi ya? Sidhe’ler var mesela, sonra pixie’ler ve elf’ler. Bunların hepsi birbirinden farklı gibiymiş geliyor kulağa, ama kazın ayağı pek öyle değil. Mesele şu ki, her yazarın kendi zevkine gore büyülü yaratıklar doluşturduğu fantastik dünyada çeşitli kültürlerin perileri birbirine karışmış vaziyette. Gerçi bir yandan da külliyat genişliyor, dağarcığımıza yepyeni öyküler katılıyor. O yüzden, iyisi mi işe koyulalım ve ‘kırklara karışık’ öykülere bir göz atalım.

periler-inceleme-1

Fantastik sanatın büyük ustalarından Boris Vallejo’nun 1978 tarihli Kış Kraliçesi illüstrasyonu.

Önce perilerimize bir bakmak lazım elbette. Elfler, Cermen mitolojisinin bir parçası. Hıristiyanlık öncesi mitolojide ‘iyi elfler’ – ‘kötü elfler’ olarak ikiye ayrılıyor, ve büyü kullanabilen, yarı-tanrısal yaratıklar olarak betimleniyorlar. 19. yüzyılda ise, romantizm akımının İngiliz masallarına bulaşmasıyla birlikte fairylerle gelin güvey oluyorlar. ‘Fairy’, Ortaçağ İngilizcesi’ne Fransızcadan geçmiş, bazen perileri, bazen de tüm büyülü yaratıkları tanımlamakta kullanılan bir sözcük. 19. yüzyılı romantizmin kanatları altında serpilip büyüyerek geçiren periler, 20. yüzyıla geldiğimizde, Tolkien’in efsanevi Yüzüklerin Efendisi serisinde şöhrete kavuşuyorlar. Elfler, o gün bugündür Tolkien’in elfleri; başka türlüsü düşünülemez bile. Ancak Tolkien’in elfleri tamamıyla başka bir yazının harcı, o yüzden biz Sidhelere geçelim.

Sidhe (doğru yazımıyla ‘Aos Sì’) için İrlanda söylencelerinin perisi demek yanlış olmaz. Bizimkine paralel bir evrende yaşadıklarına ve zaman zaman insanlar arasına karıştıklarına inanılan bu periler de ‘kutsanmış’ ve ‘şeytani’ olarak ikiye ayrılıyorlar. Kutsanmış periler Seelie Sarayı mensubuyken, şeytani periler Unseelie Sarayı’nda entrikalarıyla meşguller. Perilerin vukuatı bol; beşikten bebek çalıp yerine peri bebeği bırakmaktan tutun da, arada sırf eğlenmek için yoldan geçenlere çelme takmaya kadar varıyor.

periler-inceleme-2

Hans Christian Andersen’den Peri Masalları, 1846. Kapak illustrasyonu Harry Clarke’ın. 

Bizim topraklara geldiğimizde ise hepimizin aşina olduğu Peri Padişahı ve onun güzel peri kızları/sevgilileri ile karşılaşıyoruz. Peri Padişahı ile ilgili uzun anlatılar yok; genelde masal kahramanımız ya yanlışlıkla onun bahçesine düşüyor, ya ejderha kovalarken sarayına giriyor, ya da Peri Padişahı, bir güzeli pek beğenip kaçırıyor. Dişi periler ise çoklukla küçük oyunlar oynamak veya yakışıklı padişah oğullarına “bin can ile vurulmak” ile iştigal ediyor.

Perilerin edebiyatla buluşması ise Ortaçağ’a kadar uzanıyor. Bu dönemin romanslarında peri kızlarına ve krallarına rastlamak mümkün. Örneğin Thomas Chestre’nin 14. yüzyılla etiketlenen Sir Launfal’ında, bir peri kızı gelip şövalyemizin aşkını talep eder. Orpheus’un İngiliz versiyonu Sir Orfeo’da, peri kralı, Sir Orfeo’nun karısını kaçırır ve kral eşini geri alabilmek için mücadele eder. Edmund Spenser’ın Kraliçe Elisabeth’e adadığı, ilk yarısı 1590 yılında yayımlanan ve İngiliz dilinin en uzun şiirlerinden (ki yarım kalmıştır) olan The Fairy Queen’i de (Peri Kraliçesi), önemli örneklerden biri sayılabilir. Üstat Shakespeare bile perilere el atmış. 1610-11 yıllarında yazdığı tahmin edilen ve veda oyunu olarak kabul edilen Fırtına (çev. Can Yücel, Papirüs, 1996) pek çok eserden yaptığı alıntılar ve ilham kaynağı olduğu sayısız Klasik Batı Müziği eseri bir yana, başkahramanı peri Ariel ile ilgimize mazhar oluyor. Fırtına’da, Ariel, hapsedildiği ağaçtan, Milano Dükası olan büyücü Prospero tarafından kurtarılır ve ona hizmet etmek zorunda kalır.

periler-inceleme-3

Önemli fantastik dergilerden Trumpet’in 10. sayısının kapağında yarı bir orman perisi.

Bu büyük, saray sahibi perilerin yanı sıra bir de minik, sevimli ve oyunbaz perilerimiz var. Pixie veya Brownie olarak adlandırılan bu kanatlı periler, Noel Baba’nın yanında çalışmaktan Peter Pan’a yarenlik etmeye, Uyuyan Güzel’e elbise dikip düğün organizasyonu yapmaktan Pinokyo’ya can vermeye kadar, pek çok işte çalışıyorlar. En ünlüleri –Hollywood’un da katkısıyla– J. M. Barrie’nin Tinkerbell’i Bu haylaz peri, sevimliliği ile minik gönüllere taht kurduğundan olsa gerek, epeydir yan karakter olmaktan çıktı. Walt Disney’in, Tinkerbell’i başrole koyarak çektiği filmlerin yanı sıra, harika bir çocuk kitapları serisi çıkardığını ve bu serinin Türkiye’de de Doğan Egmont Çocuk Kitapları tarafından yayımlandığını hatırlatalım, ve gelelim büyükler için masallara…

Periler nicedir 20. yüzyıl fantastik edebiyatında arz-ı endam eylemekteler. Ancak bu oyunbaz ahaliyi, Türkçede okuma şansını elde ettiğimiz kitaplarda, yakın zamana kadar hep yan rollerde gördük. Aurian / Güç Kalıtları’ndaki (çev. Ayşe Düzkan, Artemis, 2003) acımasız ve kudretli peri padişahından, Ölümcül Oyuncaklar’daki (Cassandra Clare, çev. Selim Yeniçeri, 2009, Artemis) cezbedici peri saraylarına kadar bu türden epey örnek bulmak mümkündü.

Ancak, iki kitapla birlikte perilerin makus talihi değişti. Bunlardan ilki, Anita Blake serisi ile bu sayfalarda adını sık sık andığımız Laurell K. Hamilton’ın kaleminden Gölgelerin Öpücüğü. (çev. Ferhan Ertürk, İnkılap, 2004). Roman, Hamilton’ın alametifarikası sayılan erotizmden nasibini alıyor. Envai çeşit peri ve baş döndüren entrikalarla dolu peri sarayının asi prensesi Meredith’in öyküsü bir solukta okunuyor. Hamilton, tıpkı Anita Blake serisinde olduğu gibi, mitolojiyi alıp ince ince işliyor ve yepyeni bir örgüyle karşımıza çıkıyor. Gölgelerin Öpücüğü, bir çoksatan fantastik romanın tüm unsurlarını barındıran, şahane bir ‘eğlencelik’ – ama bundan fazlasını beklemek haksızlık olur.

periler-inceleme-tinkerbell

Walt Disney’in Tinkerbell’i

Perilerin başrolde olduğu ikinci kitap ise, Artemis Yayınları’nın genç serisinden çıktı. Melissa Marr, Lanetli Sevgili’de (çev. Zeynep H. Ateş, 2009) çok eski bir masalı, ‘Kış Kraliçesi ile Yaz Kralı’nı yeniden yorumluyor. Kutsal Seelie ve şeytani Unseelie saraylarının biraz da sembolik bir anlatımı olan Kış Sarayı ve Yaz Sarayı arasındaki bitmek bilmeyen mücadele, ancak Yaz Kralı’nın insanlar arasındaki eşini bulmasıyla (ve elbette iyilerin kazanmasıyla) son bulacak. Bu kehanetin asırlardır sürdüğünü ve pek çok zavallı genç kadını Yaz Kralı’nın avare perilerine dönüştürdüğünü de unutmamak lazım. Lanetli Sevgili, bilinen bir masalı yeniden yorumlarken, bir gençlik romanı olarak son derece akıcı ve keyifli bir dil kullanıyor. Öykünün peri mitolojisine veya fantastik edebiyata yaptığı büyük katkılar yok ama ‘çıtırlar için münasip bir çerez’ olduğu su götürmez. Serinin ikinci ve üçüncü kitapları da raflarda bulunuyor.

Siz hiç peri cenazesi gördünüz mü?

İngiliz şair ve ressam Willam Blake’in bir peri cenazesine tanıklık ettiğini söylemesi, ‘edebiyatta periler’ başlığına uymasa da, aktarmadan geçemeyeceğimiz bir iddia. Allan Cunningham, Lives of Eminent British Painters (Seçkin İngiliz Ressamlarının Yaşamları) adlı kitabında aktarıyor: “ ‘Hiç bir peri cenazesi gördünüz mü hanımefendi?’ dedi William Blake tesadüfen yanına oturan kadına. ‘Hayır efendim!’ ‘Ben gördüm’ dedi Blake, ‘hem de dün gece.’ Sonra da gece bahçesinde ‘yeşil ve gri ağustosböcekleri kadar yaratıkların bir gül yaprağında yatan cesedi taşıyarak geçit yaptıklarını ve cesedi şarkılar söyleyerek gömdükten sonra yok olduklarını’ gördüğünü anlattı.” 


Yazan: Damla Özlüer
Not: Bu yazı ilk olarak Agos Kirk (Kitap) ekinde yayımlanmıştır.

 

Dungeons and Dragons Belgeseli
Hobbit Kitabı Ödüllü Yarışma