Anasayfa » İncelemeler » Pasifik Savaşı: İsyan – Zorlamayla İsyan Olmaz

Pasifik Savaşı: İsyan – Zorlamayla İsyan Olmaz

Usta yönetmen Guillermo del Toro’nun 2013 yılında hem senaryosunu yazdığı hem de yönetmenliğini üstlendiği Pacific Rim, Pasifik Okyanusu dibinde açılan bir portal ile dünyaya saldırmak üzere gelen Kaiju adlı yaratıklar ile Jaegers adlı eğitimli pilotların kullandığı robotların onları durdurma çabaları etrafında gelişiyordu. Dünyanın sonu temalı filmlere farklı bir bakış açısı sunan, del Toro’nun vizyonu ile genel manada başarılı bulunan filmin devamı niteliğindeki Pacific Rim Uprising bu hafta vizyona girdi. Yapımcıların bu hamlesi ne kadar doğru tartışılır keza Pacific Rim’in devam ettirilmesi fikri en başından beri pek cazip görünmüyordu. Bunun sebebi del Toro’nun ne yönetmen koltuğunda oturacak olması ne de senaryoya katkı sağlayacak olmasıydı. Keza del Toro’nun senaryosunu yazdığı ve kendi vizyonunu kattığı film bir başkasının elinde bambaşka bir filme dönüşebilirdi ki öyle de oldu!

DİKKAT SÜRPRİZBOZAN (SPOILER) İÇERİR!

Yeni filmin konusuna gelirsek, Kaiju adlı yaratıkların dünya üzerinden silinmesinin üzerinden tam 10 yıl geçmiş, dünya huzura kavuşmuştur. Ancak herhangi bir tehlike olasılığına karşı pilotların askeri eğitimleri devam etmektedir. İlk filmden hatırlayacağımız Idris Elba’nın hayat verdiği Stacker Pentecost’un sorumsuz oğlu Jake, kara borsada Jaeger parçası satmaktan yakalanır ve hapse atılır. Yine ilk filmden hatırlayacağımız ve Jake’in üvey kız kardeşi Kumandan Mako Mori ise kendisine iki seçenek sunar, ya hapis yatacaktır ya da zorunlu askeri eğitime alınacaktır. Jake hapse atılmaktansa 6 aylık zorunlu askeri eğitimi tercih eder. Zaten kendisinin bir askeri geçmişi vardır ancak bir takım sebeplerden ayrılmıştır. Yani aslında aşina olduğu bir ortama girer. O sırada Shao adlı Çinli bir firma pilotlu Jaeger’ler yerine pilotsuz drone sistemli Jaeger üretimi ile gündeme gelir. Ancak ortada bir problem vardır, uzaktan yönetilecek olan pilotsuz drone Jaeger’lerin yapımında Kaiju hücreleri kullanılmıştır. Bu elbette sonradan ortaya çıkacak bir sırdır. Bir test sırasında drone Jaeger’ler bir şekilde bu hücreler ile bağ kurar ve kontrolden çıkar. Şehre saldırmaya başlayan bu yeni türü durdurma görevi ise Jaeger pilotlarına düşer.

Pacific Rim Uprising’in ilk filmi geliştirmek yeni bir şey katarak ilerlemek istediği aşikâr ancak bunu sağlıklı bir şekilde yapılamadığı ortada. Filmin tüm yükü son dönemde yeni Star Wars filmleri ile adından söz ettiren John Boyega’nın canlandırdığı Jake karakterinde. İlk filmde Charlie Hunnam, Idris Elba ve Rinko Kikuchi’nun uyumunu hissetmek mümkündü. Hatta filmde bir ağırlıkları vardı. Bu devam filmi ise daha çok genç oyunculardan oluşuyor ve ilk filmdeki –oyunculuk adına- o ağırlığı veremiyor. Jake’in filmin başlarında tanıştığı ve askeri okulda destek çıktığı, yetenekli genç pilot Amara ile olan ilişkisi, ilk filmdeki Becket ve Mori uyumundan çok uzak. Daha henüz çaylak mertebesindeki pilotların Kaiju’lar ile böylesine savaşabilmesi ise akla hiç yatmıyor. Bol bol binaların yıkıldığı, ortalığın kaosa sürüklendiği aksiyon sekansları izliyoruz. Elbette aksiyon sahnelerinin fazlalığı filmi kurtarmaya yetmiyor. Ayrıca orijinal filmdeki o gerilimi de veremediğini söylemeliyim.

İlk filmden hatırlayacağımız Dr. Newton Geiszler’ın Kaiju’lar ile bağlantısı sanki sırf bir sebep bulalım da Kaiju’lar tekrar dünyaya gelsin şeklinde zorlama bir etki yaratıyor. Shao firmasının yöneticisi ve başlarda kötü biri gibi lanse edilen Liwen Shao’nun son anda Jake ve Amara’nın kullandığı Jaeger’i kurtarması gibi pek çok tahmin edilebilir klişe de filmin seyir zevkini düşürüyor. İlk filmdeki karakter çatışmaları del Toro tarafından gayet iyi yansıtılmıştı. Bu filmde Jake ile Nate’in ve Amara ile Viktoria’nın karakter çatışmaları çok havada ve yapay ki çoğu zaman çocuk kavgasından hallice. del Toro’nun düzgün işlenmiş hikâyesi, kurgusundan eser yok. Kötü espri ve diyaloglar, zorlama dramalar bazı yerlerde “ehh yeter ama” bile dedirtebiliyor.

Kısaca del Toro’nun temelini attığı ama paragöz yapımcıların del Toro’nun takvimini beklemeyerek filmin iplerini Spartacus, Daredevil ve Buffy the Vampire Slayer gibi diziler ile tanınan, beyazperdede hiç tecrübesi olmayan Steven S. DeKnight’a vermesi hiç yerinde bir karar olmamış. Senarist kadrosu da tümden değiştirilen film aksiyon dolu bir bilim kurgu dizisinden bölüm gibi, yarın unutmanız olası. Yani en azından ilk filmin senaryosunda önemli yeri bulunan Travis Beacham ucundan el atsaymış belki bir nebze daha kurtarılabilirmiş. Her ne kadar filmin sonunda üçüncü filme bir kapı aralanmış olsa da şayet bu kadro ve bu bakış açısı ile çekilecekse hiç gelmesin. Kaiju’ları dürtmeye gerek yok, yerlerinde gayet iyi onlar!

LARP, FRP, E-Spor, Cosplay ve Daha Fazlası HuCON'18'de!
Netflix'in Danimarka Yapımı Dizisi The Rain'in Yayın Tarihi Yeni Fragman ile Duyuruldu