Son Haberler
Anasayfa » AYBABTU » New York’un Hak Ettiği Kahraman: The Punisher İncelemesi

New York’un Hak Ettiği Kahraman: The Punisher İncelemesi

17 Kasım tarihinde Netflix‘in Marvel dizilerine bir yenisi daha eklendi. Uzun bir süredir heyecanla beklediğim Punisher karakterinin dizisi sonunda yayınlandı. En sevdiğim çizgi roman karakterlerinden birisi olan Punisher her ne kadar daha önce Daredevil‘ın dizisinde kendini göstermiş olsa bile kendi dizisine sahip olması, beni oldukça mutlu etti. Hafta sonu boyunca yayınlanan 13 bölümü de izleyip dizi hakkında bir inceleme kaleme aldım.

Ancak uyarmam gerektiğini düşünüyorum yazının bundan sonraki bölümü ağır “spoiler” içermektedir.

Bir diğer uyarı da dizinin şiddet seviyesi konusunda. The Punisher karakterinin doğası gereği dizi de yüksek seviyede vahşet ve şiddet içeriyor. Bu açıdan +18 bir dizi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer bu tarz içeriklerden rahatsız oluyorsanız kesinlikle izlememeniz gerekiyor.

Dizinin Konusu

Frank Castle’ın The Punisher‘a dönüşmesi Daredevil‘da işlenmişti zaten. Ailesinin intikamını alma konusu da dizinin ilk dakikaları ile birlikte kapanıyor. Bu açıdan bizi konu olarak Netflix‘in önceki Marvel dizilerinden olabildiğince bağımsız bir konu karşılıyor. Yani diğer Marvel dizilerini izlemediyseniz bile olayları ve karakterleri rahatlıkla anlayabiliyorsunuz.

Bunun tek istisnası ise Deborah Ann Woll‘un canlandırdığı Karen Page karakteri. Ancak onun da olaylar üstünde çok büyük bir etkisi bulunmuyor. Bu nedenle ayakları sağlam yere basan bir dizi olduğunu söyleyebilirim. Kendi başına bile izlenebilir bir yapım ortaya çıkarmışlar.

Ayrıca konu olarak da işlenen CIA tarafından Afganistan’da gerçekleştirilen yasa dışı operasyonlar ve bunu ortaya çıkarıp isimlerini temize çıkarmaya çalışmaları her ne kadar biraz klasik olsa bile iyi seçilmiş bir konuydu. Özellikle de Micro, Billy Russo ve Dinah Madani karakterlerinin diziye dahil olması ve onlara bir arka plan yaratılması açısından bunun iyi işlendiğini düşünüyorum.

Savaştan dönen askerlerin yaşadıkları travmalar ise her ne kadar yer yer klasik ABD milliyetçiliği ve propagandasına sahne olsa bile Lewis karakteri ve Punisher ile konuşmalarıyla bunun antitezinin de sunulduğunu görebiliyoruz.

Frank Castle – The Punisher – Jon Bernthal

Jon Bernthal, Punisher karakteri ile harika bir havaya girmiş durumda. Punisher‘ı ondan daha iyi canlandırabilecek birilerini bulmak zor gibi görünüyor. Umarım uzun bir süre daha onu bu karakter ile izleyebiliriz. Yani elbette Jon Bernthal, çok çok iyi bir oyuncu değil ancak canlandırdığı karakter ile harika bir uyumu var. Bu açıdan onu Punisher olarak izlemek oldukça keyifli.

Punisher karakteri, temel olarak düz bir adamdır. Fazla plan yapmaz. Hedefi kötü adamları öldürmektir ve gider kötü adamları öldürür. Ancak bu onun basit birisi olduğu anlamına da gelmez. Bu söylediğim büyük tepki çekebilir ancak benim gözümde Captain America‘dan bile daha dürüst ve onurludur. Civil War zamanı, Captain America suçlularla işbirliği yapmayı kabul ettiğinde buna en büyük tepkiyi de kendisi vermiştir. Onun savaşında gri renk yoktur. Ve eğer siyah renkteyseniz de hak ettiğiniz tek şey ölümdür.

Karakterin bu özelliğinin ise dizide tam olarak verilemediğini düşünüyorum. Dizide normalden çok daha merhametli bir Punisher görüyoruz. Yeri geldiğinde birkaç kişinin yaşamasına bile izin verdi hatta.

Frank Castle, geçmişin izlerini en son güne kadar taşımaya devam edecek birisi. Gözünü kapattığında gördüğü tek şey katledilen ailesi. Dizide de bunu rahatlıkla hissedebiliyoruz. Ailesinin kaybı ve savaş anıları ile akıl sağlığını iyice kaybetmiş birisi izlenimini güzel yansıtmışlar.

Micro

Ebon Moss-Bachrach‘ın canlandırdığı Micro karakteri, çizgi roman versiyonundan daha farklı olmuş. Çizgi romanda Micro (Microchip) da Punisher ile benzer bir hikayeye sahiptir. Yeğeninin Kingpin tarafından öldürülmesi üstüne Punisher‘a ulaşır ve suçlular ile savaşmaya başlar. Ancak oğlunu da bu savaşı sırasında kaybeder.

Dizide ise CIA tarafından yapılan yasa dışı operasyonları gün yüzüne çıkarmaya çalıştığı için vatan haini ilan edilen ve vurulan bir analist konumunda. Ancak Micro tamamen şans eseri hayatta kalmayı başarır ve adını temize çıkarmak için yer altında yaşayıp mücadele etmeye başlar. Punisher‘a da bu esnada ulaşır ancak bu savaşta aynı şey için mücadele ettiklerini anlatması düşündüğünden çok daha zor olacaktır.

Micro ile Punisher‘ın ilişkileri oldukça hoşuma gitti. Yeri geldiğinde uyumları yeri geldiğinde de uyumsuzlukları güzel yansıtılmıştı. Ancak Micro‘nun da çizgi romana kıyasla oldukça merhametli olduğunu söyleyebilirim. Tabi dizinin sonuna doğru zamanla bu merhameti de ortadan kalkmaya başlamıştı.

Dizi de sevmediğim taraflardan birisi de Micro ve ailesinin ilişkisi oldu. Özellikle Micro‘nun ailesi ile kavuşma kısımlarında duygunun tam olarak aktarılamadığını düşünüyorum. Yani ailenizin ölü bildiğiniz bir üyesi birden karşınıza çıksa vereceğiniz tepkiler daha yoğun olurdu sanki.

Dinah Madani

Amber Rose Revah tarafından canlandırılan Dinah Madani karakteri hatırladığım kadarıyla çizgi romanlarda bulunmayan bir karakterdi. Buna rağmen diziye oldukça güzel entegre edilmişti. Yasa dışı CIA operasyonları ile kişisel bağlarının olması da güzel bir dokunuştu. Bu konuyu çözmeye neden bu kadar tutkulu olduğu mantıklı bir şekilde açıklanmış oldu.

Dizinin geneline baktığımızda 13 bölüm boyunca en çok şey kaybeden karakter de kendisi oldu. Başlangıçta Punisher‘ı yakalamaya çalışan ancak sonrasında aslında onun iyi birini olduğunu anlayıp ona yardım eden polis mantığı ise biraz fazla klişeydi maalesef.

William Rawlins ve Billy Russo

Dizinin kötü adam kadrosunu dolduran bu karakterden Billy Russo ne kadar başarılıysa William Rawlins‘in de o kadar başarısız olduğunu düşünüyorum.

Paul Schulze tarafından canlandırılan William Rawlins, fazlasıyla klişe bir kötü adamdı. CIA tarafından düzenlenen operasyon ve işkencelerin sorumlusu yozlaşmış üst düzey bir yetkili konumundaydı (yine sistemin ve devletin suçu yok, hata gene yozlaşmış kişilerde).  Karakterin altının tam olarak doldurulmamıştı. Ancak son derece sinir bozucu birisiydi ve ölüm şekli ile içimin yağları eridi diyebilirim.

Ben Barnes tarafından canlandırılan Billy Russo da kahramanımıza ihanet eden yakın arkadaş kadrosundan klişenin dibine vursa bile başarılı bir şekilde yaratılmış bir karakterdi. Özellikle Ben Barnes‘ın oyunculuğunun bunda büyük katkısı bulunuyor. Ayrıca kendi hikayesine ve diğer karakterlerle ilişkilere sahip olması da onu sıradan bir kötü adamdan ziyade iyi işlenmiş ve gerçekçi bir karakter haline getiriyordu.

Şunu da belirtmek gerekir ki Billy Russo da çizgi romandaki halinden oldukça farklı yansıtılmış birisi. Ancak dizide, karakter üstünde yapılan değişikliklerin hikayenin derinliği açısında oldukça faydalı olduğunu da söyleyebilirim.

Normalde Billy Russo, Frank Castle‘ın silah arkadaşı değil Punisher‘ın yüzünü parçaladığı bir mafya tetikçisidir. Yüzünün parçalanmasından sonra Jigsaw (Yapboz) adını alır ve Punisher‘dan intikam almak için her türlü yola başvurur. Yani sonraki sezonlarda Billy Russo‘nun büyük olasılıkla Jigsaw olarak tekrardan karşımıza çıkacağını belirtmeliyim.

Son Sözler

The PunisherNetflix‘in Marvel dizileri arasında Daredevil‘dan sonra en çok hoşuma giden yapım oldu. Her ne kadar şiddet dozu ve hikayenin temposu çizgi romana kıyasla biraz düşürülmüş olsa bile bunun oldukça yerinde bir hamle olduğunu düşünüyorum. Çünkü 13 bölüm boyunca tamamen vahşet ve katliam dolu bir dizi izlemek fazlasıyla yorucu ve bir noktadan sonra da sıkıcı olurdu.

Tabi her ne kadar çizgi romanın yumuşatılmış hali olsa bile dizi oldukça kanlıydı. Punisher, süper kahramanların düştüğü suçluluların hayatını bağışlama gafletine düşmez ve çoğunlukla sorunu kökünden çözer. Bunu da dizinin çoğunluğunda görüp hissedebiliyoruz.

Bu açıdan onun sıradan bir kahraman olmadığını unutmamalıyız, hatta çoğu açıdan kahraman bile değildir. O, suç dolu New York’un ve dünyamızın hak ettiği kahramandır.

Eğer Punisher veya Marvel hayranı iseniz, Netflix‘in The Punisher‘ı mutlaka izlemeniz gereken bir yapım. Bu konularla alakanız yoksa hatta daha önce Punisher‘ın adını duymadıysanız bile, karşınızda oldukça ayakları yere basan sağlam bir hikaye var. The Punisher‘ı izlemek için kendinize fırsat yaratın, eminim ki pişman olmayacaksınız. Şimdiden iyi seyirler dilerim.

Steam'de Sonbahar İndirimi Kara Cuma ile Başladı
ABD, HBO Dizilerini Çalan İranlı Hackerın Peşinde