AYBABTUİncelemeler

İlkinden İyi Ama Hâlâ Zayıf – The Witcher 2. Sezon İncelemesi

Geçtiğimiz Cuma günü yayınlanan The Witcher 2. sezonu enine boyuna konuşup bol spoilerlı inceledik. Bakalım Netflix bu sefer neleri doğru neleri yanlış yapmış? The Witcher incelemesi sizlerle!

Çok değil, 2 sene önce bu zamanlar büyük umutlarla başlamıştık The Witcher dizisine. Henry Cavill’ın hayat verdiği Geralt, kesenin ağzını iyice açmış bir Netflix, hem kitaplarına hem de oyunlarına bayıldığımız bir seriyi bu sefer dizi olarak izlemenin heyecanı… Sonuç hatırlayacağınız üzere kocaman bir hayal kırıklığıydı. Kendince akılda kalıcı anları olsa da (Renfri’nin hikayesi, Cintra katliamı, “Toss a coin to your Witcher”) kitapları okumayanları zaten kafadan eleyen, karakter gelişimleri sınıfta kalan, oyunculukları eh meh, CGI kalitesi göz kanatan bir yapım vardı elimizde. Nihayetinde hayran kitlesinin büyük bir bölümü “Netflix elini Witcher’dan çek” saflarına katılmıştı ve gururla söylemek istiyorum ki bu safların başını çekenlerdendim ben de (hehe). Sonra tam “İkinci sezon gelse de bir güzel yerden yere vursak” diye sabırsızlıkla beklerken Nightmare of the Wolf gibi çok güzel bir sürprizle karşılaşıp yumuşamıştık biraz. Netflix’in canı isteyince güzel Witcher hikayeleri yazabiliyordu belli ki, ilk sezonda yaptıkları hatalardan da ders çıkardılarsa 2. sezon neden güzel olmasındı?

I-ıh, işte orası öyle olmuyormuş maalesef. Merak etmeyin, objektif yaklaşacağım ve “Kitaplarda bu böyle değil!!!” diye öfke krizine girmeyeceğim bu incelemede. Bazı şeyleri rayına oturtmaya başlamışlar çünkü, ya da en azından pturtmayı deniyorlar deniyorlar. Ama bu sezon gördüğüm bazı sorunlar bana 7-8 sezon olarak planlanan bu dizinin böyle giderse çok da uzun ömürlü olmayacağını düşündürttü açıkçası. Hazırsanız başlıyorum!

Şimdi sizin kafanızda iki tane soru işareti var: Bir; Witcher hikayesi nedir? İki; nasıl yazılır?

Hemen cevaplıyorum: Witcher hikayesi dediğiniz sezonun ilk bölümündeki gibi yazılır arkadaşlar. Yazının başından anlamışsınızdır, bu sezona karşı daha yumuşaktım ama öyle büyük beklentilerle de oturmamıştım bilgisayar başına. Aynı adlı hikayeden uyarlanan “Ufak Bir Gerçeklik Payı” bittiğindeyse resmen ağzım açık kaldı. Şaka yapmıyorum, ekranın karşısında hayranlıktan 10 dakika kilitlendim kaldım. Şahsen kitaplardaki en sevdiğim hikayelerden biri bu, Pamuk Prenses güzellemesi olan Ehvenişer (The Lesser Evil) gibi o da ilhamını bir masaldan, Güzel ve Çirkin’den alıyor. Bölüme bayılmamın sebebiyse hikayeyi sevmem değil, Netflix ekibinin hikayeyi dizi medyumuna uyarlama konusundaki başarısı.

İki sezonda da gördük, senaristlerin kitapları birebir uyarlamak gibi bir gayesi yok (ki yazılı eserleri dizi film medyumuna birebir uyarlamak da çok mümkün değildir zaten). Önemli olan özünü koruyabilmek ama dizi ekibi bir türlü başarılı olamıyor bu noktada. Sebebiyse “Bakın biz apayrı bir Witcher evreni yapıyoruz, evet biz de yapıyoruz, hem de Netflix’de yapıyoruz” deyip aşırıya kaçmaları, özünden korkunç saptırmaları.

Ufak Bir Gerçeklik Payı’nın başarısı işte burada yatıyor aslında: Ana temalara yapılan ekler tam dozunda ve tam olması gereken yerlerde kullanılmış. İşin anahtarı gerçekten bu: Her şeyi yerli yerinde kullanmak. Aha bakın, orijinal hikayede bulunmayan Ciri birkaç ufak dokunuşla kilit bir parça oluvermiş, hikaye ve evrenin motiflerine uygun detaylarla bezeli müthiş bir bölüm yazmışsınız işte! Vereena, Nivellen ve Kristofer Hivju‘nun muazzam performansı eşliğinde “Canavar olmak nedir?” sorusunu iliklerimize kadar işletmişsiniz, tüylerimiz diken diken olmuş. Peki sormazlar mı adama niye sezonun kalanı da böyle değil diye ey Netflix?

Yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim parantezi

Ben yine sert çıkmaya başladım, neden olmamış sorusunun üzerine gitmeden evvel vites düşürüp bu sezonun beğendiğim birkaç yanından bahsedeyim biraz. Öncelikle bu sezon CGI kalitesi bir tık daha iyi. İlk 2 bölümün görsel efektleri çok şıktı ancak sonra kademe kademe düştü maalesef, özellikle son bölümde gerçekten göz kanatan bir CGI şovu izledik. Netflix’in rezil efektleriyle meşhur olduğunu göz önüne alırsak buna şükür deyip küçük de olsa artı puan vermek istiyorum buradan. Bu sezon daha fazla “Witcher Sign” kullanıldığını fark etmem de apayrı bir keyif kaynağı oldu benim için. Oyunlarda yaygın gördüğümüz dövüş koreografileri bu sezon savaş sahnelerine iyiden iyiye yedirilmiş durumda. Zaten oyunlarda görev alan yönetmenler de diziye destek çıkmak üzere Netflix bünyesine katılmışlardı, etkilerini özellikle dövüşlerde çok net hissettim. Ama maalesef sonraki bölümlerde CGI yamulmasının etkisiyle bu “Ay ne güzel olmuş” dediğim aksiyon sahneleri aşırı çiğ kalmaya başladı, özellikle son bölümdeki dövüşte… Önemli olan niyet diyelim hadi.

Bu sezon senaristler ilk sezondaki bazı kritik hatalarından sıyrılmayı başarmışlar. En öne çıkan yenilik 8 bölüm boyunca lineer ilerleyen bir hikaye izliyor olmamız. Öyle on yılları aşan zaman atlamaları, bir ileri bir geri gitmeler yok. Bu durum diyalogların ve hikayelerin yazımına da yansımış. En basitinden artık evrene yabancı izleyiciler de hangi karakterin kim olduğunu, kimlerle ne tarz ilişkilere sahip olduklarını, nereden gelip nereye gittiklerini anlayabilecek. Bu dizinin uzun soluklu olmasını isteyen Netflix için süper bir artı bence, olası izleyici kaybının önüne basit bir hamleyle geçivermişler. Evrene aşina olanlar için de seyir rahatlığını arttırmış bu durum, bir taşla iki kuş. Ayrıca senaristlerin Jaskier‘la ilk karşılaştığımız bölümde ilk sezon senaryosuyla dalga geçmelerine de bayıldım vallahi ne yalan söyleyeyim, en azından doğrularının da yanlışlarının da makara yapabilecek kadar bilincindeler. Ha Jaskier demişken, şarkıları hem Türkçe hem İngilizce versiyonlarda yine ateş ediyor, dizinin en güzel yanı hala müzikleri.

Bu sezon bol bol şehirlerde, ormanlarda birilerinden kaçan karakterimiz, mülteci elfimiz, cücemiz vardı. Şehirlerin ara sokaklarına inip Kıta’nın bu yanını keşfettiğimiz kısımlar sezonun en keyifli bölümleriydi bence. Halkın durumu, Kıta’nın askerî ve politik iklimi, kaçanlar, savaşanlar, ittifaklar, entrikalar alttan alttan verilmeye başlanmıştı. İzlerken çok keyif aldım diyebileceğim yegane sahneler bunlar gerçekten. Bir sonraki paragrafa atlamadan evvel dizide “No Witcher has ever died of old age” gibi oyun ve kitaplardan aşina olduğumuz diyalogların ve oyundan birebir uyarlanan Kaer Morhen gibi lokasyonların bolca bulunmasını da şık detaylar olarak artı puanlıyorum.

Ehem, evet, hikaye diyorduk…

Hikaye akışını düzeltmelerini övdüm ama gelgelelim bu durum dizinin izlenirliğini artırsa da kalitesine bir gram artı puan vermiyor arkadaşlar. Gerçekten üzgünüm ama vermiyor. İlk bölümden sonra büyük bir heyecanla devam ettim diziye, kalbim pır pır, cidden senelerdir beklediğim Witcher dizisi bu diye bakacağım artık olaya az kalmış. Ama ne olduysa tempo düştü, düştü, düştü… O kadar düştü ki bazı sahneleri atlamamak için zor tuttum kendimi. Anlam veremedim, uzunca bir süre “Benim Witchercı damarım tuttu da ondan mı çorbada kıl arıyorum?” diye düşündüm izlerken çünkü teoride bu saatten sonra bir sorun kalmamış olması gerekiyordu. Dizi güzel başlamış, hikaye akışını toparlamışlar, genel kalite daha iyi gibi, Zach McGowan favori Geralt adayım olduğundan ısınamamıştım Cavill’e ama o bile artık gözüme batmıyor filan. Peki ne rahatsız ediyordu beni?

Varan 1: Oyuncu kadrosu

Sakin olun, hayır, “O abladan Yennefer mı olur ya” diye girmeyeceğim lafa. Hoş, kitaplarda tam bir yukarı Avrupa cadısı olarak tasvir edilen keskin yüz hatlı, soluk tenli, hafif sivri burunlu, deli kıvırcık saçlı Yennefer’ı ve diğer bilumum karakteri tasvir edildiği gibi istemek en doğal hakkımız ama asıl sorun karakterlerin görünüşlerinden çok daha feci: Oyuncu kadrosundaki oyuncuların hiçbiri karakterlerine bürünemiyor. Bü-rü-ne-mi-yor! Üzerlerine biçilen karakterler bol geliyor, ağızlarından çıkan diyaloglar, duruşları olmaları gereken karakteri yansıtmıyor, rol yapamıyorlar resmen. Mesela Yennefer, Fringilla, Istredd üçlüsü kesinlikle bu kategoride ilk aklıma gelenler, hatta sezon finali itibariyle Emhyr’i de çok rahat dahil edebilirim buraya. Oynadıkları karakterlere tip itibarıyla benzemelerini umursamıyorum ama gerçekten karakter üzerlerine oturmamış bu insanların.

Mesela bakın bu sezon dahil olan iki ağır topumuza: Sigismund Djikstra ve Philippa Eilhart. İkisi de orijinal tasvirlerine uymuyor: Djikstra iğrenç, suratına bakan adamın midesini bulandıran bir sima olarak tasvir edilirken Philippa beyaz tenli çilli bir hanım ablamız. Dizideki Djikstra Graham McTavish bildiğiniz yakışıklı, Philippa Cassie Clare ise Afrika kökenli siyahi bir İngiliz. Ama ikisi de o kadar oturmuş ki rollerine, Djikstra’nın her sahnesinde “Kuzey krallıklarının en tehlikeli adamı bu adam!” dedim, harbiden hissettim Djikstra olduğunu. Philippa da yalnızca 5 saniyecik insan suretinde göründü ama direkt “Bakın sahire dediğin budur!” oldum. Cuk oturmuşlar, o enerjiyi ve rahatlığı kesinlikle yayıyorlar. Buna artık “Beceriksiz oyuncuları torpilli torpilli kadroya alıyorlar” mı dersiniz yoksa başka bir şey mi bilmiyorum ama bu dizi yazılan karakterleri hakkını vererek canlandıramayacak oyuncularla yola devam ederse yolu yol değil.

Varan 2: Diyaloglar… Tuhaf?

Nasıl detaylı açıklayabilirim emin değilim ama diyalog yazımında cidden bir tuhaflık var. Tamam kim kimle neyi konuşuyor anlıyoruz ve ilk sezonun üzerine bu cidden büyük bir gelişme. Ama niye herkes birbirine aforizma vermeye çalışıyor yahu? Minik Ciri’den Tissaia Devries’e, Eskel’den Vilgefortz’a kimse düzgün diyaloğa girmiyor, herkeste bir raconlar herkeste bir havalar bir afralar bir tafralar. Yazar kadrosuna “Fantastik kurgu yazmak için çok şekil diyaloglar yazmalısınız herkes hayat dersi vermeli” filan mı demişler ne yapmışlar cidden anlam veremedim açıkçası, gerçekten tüm karakterlerin ikili diyalogları korkunç bayıktı. Neyse ki Jaskier ve Lambert vardı da bir süre nötrlediler ortamı.

Varan 3: Yazının başında dediğim Witcher hikayesi yazmayı becerememe sorunsalı

İkinci bölümden son bölüme kadar olan kısmı aslında 3. Sezon için bir arka plan inşası olarak kullanmışlar. Kıta’nın ve savaşın farklı kollarında yer alan herkes nihayet herkes bir şekilde Ciri’nin “Eski Kan” taşıdığını öğreniyor, mevzu buradan sonra patlayacak diye açık kapı bırakılmış işte. Ama buraya kadar olan kısım geçekten “meh” kelimesinin tanımı bana göre.

Bu süreçte yolları Ölümsüz Ana adında kadim bir canavarla kesişen 3 kadının, Franceska, Yennefer ve Fringilla üzerinden takip ediyoruz hikayeyi ağırlıklı. Ölümsüz Ana birtakım vaatlerde bulunuyor bu üçlüye, Fringilla’ya güç Franceska’ya sağlıklı bir elf bebeği Yennefer’a kaybettiği büyü gücü filan. Bu esnada yeni canavar sorunları çıkıyor, Geralt’la Istredd çözmeye gidiyor, aman aman meğerse tüm mevzu Ciri’nin Cintra’dan kaçarken yıktığı monolitteymiş, Ciri de bir köşede Triss’le birtakım zihinsel yolculuklarda, Yennefer bir noktada Cahir’le bir yerlere kaçıyor, Fringilla ebelik yapıyor, sonra öğreniyoruz ki bu canavar acıdan besleniyormuş, Franceska’nın acısından beslenip serbest kalmış, Ciri’nin bedenini ele geçirmiş, anaa bir de ne görelim Kaer Morhen’deki ağacın içinde de monolit varmış! Exorcist Ciri oradan T-rex Mega Charizard X gibi yaratıklar çağırıyor, sonra sevginin gücüyle düzeliyor. Sonra da herkes öğreniyor işte Ciri’nin Eski Kan olduğunu. Bitti. Bu kadar.

Yavrum evladım ne yapıyorsunuz siz ya? Cidden izlediğim en karman çorman ve zaman yiyen senaryolardan biriydi, bunu anlatmak için 7 bölüme gerek yok kesinlikle. O kadar senaristsiniz hiçbiriniz çıkıp “Biz ne yapıyoruz” demedi mi? Güya Sapkowski danışmanlık veriyordu bir de, verme dedeciğim sen danışmanlık filan. Valla verme böyle vereceksen. Nerde şaşırtan, etkileyen, şoke eden sezonun ilk bölümü, nerede sezonun geri kalanı. Kötü bir FRP senaryosundan hallice korkunç bir yavanlık vardı sadece.

Varan 4: Yazar kadrosu hala kendi “Netflix Witcher Evreni” içinde tutarlı karakterler ve hikayeler yazmayı başaramıyor

Aha bakın burası en çok sinirimi bozan kısım. Nightmare of the Wolf’u izlediğinizi farz ederek dalıyorum buraya, izlemediyseniz bakmayın SPOILER. Şimdi animasyonda Vesemir’in ustası Deglan, canavarların sayısının azalması nedeniyle evlatları olarak gördüğü Witcherları’nın hedef alınmasından korkuyordu. Bu nedenle insanlar Witcherlar’a ihtiyaç duymaya devam etsin diye yeni mutantlar yaratmıştı, genç Vesemir’e epeyce iş çıkarmıştı ve dizide bahsedilen, mutajenlerin yok olduğu Kaer Morhen saldırısı bu noktada olmuştu. Animasyonun sonunda da üç küçük Witcher’ını güvende tutmak için elinden geleni yapmaya hazır, olgunlaşmış, otoriter, Deglan’ın yaptığı hataları yapmayacak bir Vesemir portresi çizilmişti değil mi? Heh, unutmayın bunu, şimdi diziye dönelim.

Dizide Eskel’i soktukları şekle şemale yorum bile yapmayacağım ama şu mantıksızlığa bakar mısınız: Eskel Kaer Morhen’e bir genelev dolusu fahişe atıyor, çocuklarını güvende tutmak için Kaer Morhen’i sır gibi saklayan Vesemir de şey diyor “Hehehe eğlensinler ya. Sonuçta fahişelere 2 altın verince hemen yerimizi ifşalamazlar ya.” Sonra evladı Geralt’ın çocuğu Ciri’nin özel biri olduğunu öğreniyor, NOTW sonrası ilk refleksinin “korumak” olmasını beklediğimiz Vesemir, kanını kullanmak için tonton dede kıvamında Ciri’yi kandırmaya çalışıyor.

Eee bu neydi şimdi? Siz sırf bu karakterin inşası için animasyon hazırlayıp yayınlamadınız mı? Kendi yazdığınız karakteri mi unuttunuz hayırdır? Mesela senaryoyu bana bıraksanız Vesemir direkt Deglan’ın deneylerinden arta kalan bir yaratıktan şüphelenirdi, Geralt’a “Evladım Eskel’i geçmişten koruyamadım” diye bir güzel dert yanardı, sonra yas tutarken Ciri’yi eğiterek teselli bulurdu, onda kaybettiği Eskel’i görüyor gibi bir alt metin koyarak da çok tatlı bir ilişki yazılabilirdi mesela. Araya intikam almalı klasik bir canavar avı yapıştırırdım bitti bu kadar. Bana salsalar şu diziyi efsane iş çıkarırım ortaya da işte…

Sonuçta…

Sezon finalinin ardından bilgisayarımın başından pek mutlu kalktığımı söyleyemeyeceğim açıkçası. Gelişme olsa da hala yeterli değildi kanımca. Bölümler ve diyaloglar yavan, hikaye serinin ruhunu taşımayan alakaya maydanoz şekilde ilerliyor, Triss’i ve Geralt’ı bu sezon daha iyi gördüm ama kadronun önemli bir kısmı hala rollerini benimseyememiş halde ve bu seyir keyfine korkunç zarar veriyor. Yine de kendince hatırlayacağım anları olacak bu sezonun. Özellikle Nivellen ve Franceska’nın hikayesi müthiş etkileyiciydi bence. Kaer Morhen’i canlı görmek de çok güzeldi hakkını yemeyeyim o konuda.

Sezon finaline baktığımızda aslında bu sezon yaşanan olayların çok büyük bir etkisi olmayacağı çıkarımını yapıyorum şahsen. 1. Sezon tanışmaydı, 3. Sezon hikayenin başladığı sezon olacak, bunu da ara sezon gibi yapmışlar havası hakimdi. Belki de dizi ekibi bu yüzden bu kadar yavan geçiştirdi bu sezonu, bilemeyeceğim.

Uzun lafın kısası Blood Origin yayınlanınca şöyle bir bakarım, ondan da bir şey çıkmayacak gibiyse daha da Netflix’ten gelen Witcher işlerinin yüzüne öyle kolay kolay bakmam ben şahsen. Çerezlik zaman geçirmek için iyi, ilk çıktığı günlerde yapılan “Yeni Game of Thrones” yakıştırmasındansa fersah fersah uzakta çünkü.

Sizler de yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın! Diziyi de hemen buradan izlemeye başlayabilirsiniz.

Bu İçeriğe Oy Verin

İlginizi Çekebilir  Dua Etmeye Başlayın, Vaiz Hepimizi Kurtarmaya Geldi - Preacher 1. ve 2. Bölüm İncelemesi

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu

Log In

Forgot password?

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.