AYBABTUİncelemeler

Hayat Kısa, Ejderhalar Uçuyor: House of the Dragon 1. Sezon İncelemesi

Seneler sonra Westeros’a dönüşümüz muhteşem oldu mu, dizi neleri doğru neleri yanlış yaptı etraflıca toparlıyoruz! (Not: Spoiler içerir.)

Game of Thrones finalinden sonra yaşadığımız hayal kırıklığı hepimizin zihninde taptaze dururken bir torba dolusu spin-off’la beraber 2019 yılında duyurulmuştu House of the Dragon. O finalin üzerine “George dede de iyice suyunu kaçırdı, bir daha GoT işlerine öldürseler bakmam, gitsin Winds of Winter’ı bitirsin önce!” diyen hatırı sayılır bir kitle varken iyi cesaretti bence bu projeye girişmek. Ben şahsen ilk fotoğraflar yayınlandığında “Herhalde GoT çekimlerinden kalma kıyafetler boşa gitmesin diye yeni dizi çekelim demişler” tepkisi verdiğimi çok net hatırlıyorum mesela. Targaryenler en popüler hanelerden biri, setler hazır, hayran kitlesi hazır, neden üzerine 2-3 sezonluk bir dizi daha çekip güzel paralar kazanma şansını tepsinler ki?

Sonra yavaş yavaş fragmanlar gelmeye başladı, Matt Smith, Paddy Considine, Rhys Ifans gibi usta oyuncular duyuruldu, “Matt Smith kötü dizi projesi seçmez, hiç fena durmuyor sanki,” derken bir nebze yumuşadım ve 3 senelik bekleyişin ardından gayet nötr bir şekilde oturdum ekranın başına.

George R. R. Martin Dokunuşu

Açıkçası ben George R.R. Martin kişisini günahım kadar sevmem dostlar. İyi yazardır ona kesinlikle lafım yok, Buz ve Ateşin Şarkısı türünün en iyi örneklerinden biridir zaten o konuda hepimiz hemfikiriz. Amma velakin kendisi fazlasıyla tembel bir yazar. Tembel olmasından da geçtim, diziden parayı kırınca sadık okuyucu kitlesini ha bugün ha yarın diye aptal yerine koymakta beis görmeyen bir şahsiyet kendisi. Bu nedenle GoT son iki sezonda kitaptan sapıp patlayınca en güzelinden bir “Oh olsun!” çekmiştim ben. Ama House of the Dragon’ı izlerken fark ettim ki Martin Dede gerçekten fazlasıyla içerlemiş GoT’un akıbetine.

Bildiğiniz üzere Targaryen Hanesi’nin tarihini anlatan Ateş ve Kan (Fire and Blood) adlı kitaptan uyarlanıyor yeni yan dizi. Westeros’un Targaryen döneminin en ihtişamlı ve en kanlı yıllarını, “Ejderhaların Dansı” olarak bilinen iç savaşı konu alıyor. Martin de Yürütücü Yapımcı kadrosunda yer alıyor ve yaptığı dokunuşlar fazlasıyla belirgin, en belirgini de “Buz ve Ateş’in Şarkısı” kehaneti. Vadedilmiş Prens Jon Snow, doğumundan yüz sene önce bile olayları şekillendiren bir figür olarak yer alıyor dizide. Bu kehanetin etkin bir “Plot hook” olarak kullanılması, ana dizinin zayıflayan olay örgüsüne bir saygı duruşu kanımca. Bitmiş olmasına karşın yine de o kanadın hikayesini güçlendirmeye çalışmış Martin. Bu örnek, yan dizinin “Ana dizinin ekmeğini yeme” amacıyla yapılmadığını, aksine yerden yere vurulan ASOIAF dizilerini tekrar göklere çıkarmayı amaçladığını göstermesi bakımından önemli bir ipucu.

Westeros Yine Bildiğimiz Gibi

House of the Dragon kesinlikle bir GoT değil, öncelikle o konuda anlaşalım. GoT’da birbirinden çok farklı haneler, çok farklı menfaatler ve çok farklı güçler vardı masada. HotD geçtiği dönem gereği bir “İç savaş ve taht kavgası” dizisi, odak noktası saray ve başından sonuna kadar savaşın iki kesimine odaklanacak. Ki zaten menfaatler devreye girse de GoT’daki gibi beklenmedik üçüncü kişilerden ağır toplara yönelik radikal hamleler görmemiz zor (bkz. Red Wedding) çünkü ejderha faktörü var ortada. Daemon’ın da dediği gibi “Bizi rüyalar değil, ejderhalar hükümdar yaptı”. Hikayenin Westeros’un geneline müttefik toplama dışında çok dağılmadan iki taraf arasında ilerleyeceği bariz belli. Hal böyle olunca ikinci bir GoT bekleyerek ekran başına oturmak başından hata etmek oluyor. Bunu kabullenerek başladığımızda dizinin “Ejderhalı Muhteşem Yüzyıl” eleştirilerini hak etmediği de anlaşılıyor.

Bu noktada ufak bir parantez açıp mekanları, müzikleri ve genel tonu da övmeden geçmeyeceğim. Hikaye Dragonstone-King’s Landing-Driftmark üçgeninde ilerledi bu sezon. Alıştığımız GoT atmosferi, Targaryen döneminin ihtişamı, güç Hightowerlar’a geçtikçe saray atmosferinin değişmesi derken ana diziyi aratmadan muntazam detaylarla bezeli bir görsel şölen izledik. CGI kalitesinde de ellerini korkak alıştırmamış ekip, her ejderhaya kendine has tasarım ve kişilik verme hedeflerine ulaştıklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Alkışlar!

Karakter İnşası Nedir? Nasıl Yapılır?

Ateş ve Kan bir roman değil aslında, Targaryen Hanesi’nin geçmişini anlatan tarihi bir kitap. Buz ve Ateş’in Şarkısı romanlarından farklı olarak karakterlerin hepsi tek boyutlu. Dizide detaylıca izlediğimiz olaylar birer paragrafla anlatılmış ve çoğunun gerçekliği bile net değil. Misal, Harwin Strong’un ölümü. Kitapta “Harwin’in ölüm emrini veren kişi Larys Strong, Viserys Targaryen ya da Corlys Valerion olabilir ama biz bilemeyiz tabii” ekseninde işlenip sonrasında diğer olaylarla devam ediyor.

Bu gibi ucu açık uyarlama yapımlar çok ama çok tehlikelidir. Yanlış seçimler bir anda hem okuyucuların tepkisini çekebilir hem de hikaye anlatımında büyük sorunlara yol açabilir ancak HotD bunu gayet güzel kotarmış. Yukarıdaki örnekten devam edecek olursam hem Alicent’ın gözüne girmeyi hem de sarayda güç elde etmeyi amaçlayan Larys cinayetin azmettiricisi olarak hikayeye muntazam bir şekilde dahil edilmiş. Karakterler arasındaki çekişmeler detaylandırılmış, kişilikleri ve amaçlarının üzerine daha çok düşülmüş. “Kitapta öyle dizide böyle” ekseninde ilerlemek istemediğim için bu örnek üzerinden ekibin uyarlama, yapacakları değişiklikleri belirleme ve karakter inşasına yönelik yaklaşımı genel itibariyle beğendiğimi söyleyerek devam edeyim.

Kadınlar, Kadınlarımız, Güçlü Kadınlarımız

İlk sezon hikaye yaklaşık 20 senelik bir zaman diliminde geçiyor ve Alicent ve Rhaenyra’nın gençlik günlerinden başlayarak saraydaki güç dengelerini tanıtmaya, Ejderhaların Dansı’na giden yolda yaşanan olayları anlatıyor izleyiciye. Odak noktasıysa kadınlar: Erkekler savaş meydanlarında mücadele ederken doğumda mücadele eden kadınlar, “iffetli” olmak zorunda olan kadınlar, erkekler arasında güç sahibi olmaya çalışan kadınlar, annelik ve liderlik görevlerini aynı anda sürdürmek durumunda olan kadınlar. GoT’da da vardı bu. G.R.R.M dedemiz ve senarist ekip güçlü kadın hikayesi anlatmayı seviyor ve dizinin geçtiği dönem bunun için biçilmiş kaftan. Dizi de elini korkak alıştırmamış: Grafik doğum sahneleri, çocuklarını kaybeden anneler, çocuklarını korumaya çalışanlar derken karakter motivasyonları açısından bu tema kilit noktada.

Bir diğer kilit tema da “hırs”. Dokuzuncu bölüm GoT’un efsanevi 9. bölümleri arasından sıyrılamasa da hikayenin akışı için çok önemliydi bence çünkü karakterlerin çeşitli amaçları olsa da aslında her şeyi hırsları için yaptıklarını ve bu amaçla neleri gözden çıkarabileceklerini görmeye başlıyoruz. Alicent, Daemon, Aegon, Aemon, Criston, Rhaenys gibi karakterler bu noktadan itibaren iyice grileşiyor ve bildiğimiz “ne iyi ne kötü karakter” teması iyice üzerlerine oturarak hikayeyi şekillendiriyor.

Zaman Atlamaları ve “Pacing” Sorunu

Sezonun en çok eleştirilen yanı zaman atlamalarıydı ve açıkçası her ne kadar beğensem de incelemenin bu noktasında eleştirilere bir nebze hak vermek zorundayım. Çocuklar hızlı büyüyor, yetişkinler yavaş yaşlanıyor biliyoruz, o konunun üzerinde çok durmayacağım ama zaman atlamaları arasında olaylar biraz fazla hızlı gelişti gibi hissettim yer yer. Ben hikayeyi bildiğim için rahat yakaladım ama hikayeyi bilmeyen izleyiciler “Bu ne ara büyüdü, kim arada ne yaptı, bu burada ne geziyor,” gibi tepkileri fazlaca verdi.

Bu durum karakterlerle yeterince bağ kuramamaya da yol açtı sezon boyunca. İncelemede ilk 8 bölümden çok bahsetmedim fark ederseniz çünkü bu bölümlerde saray dramalarından çıkamadık, hem bir sürü şey oldu hem de izleyiciyi içine çeken hiçbir şey olmadı. Greens’e odaklandığımız 9. bölüm ve Blacks’e odaklandığımız sezon finali gelene dek karakterleri ve grupları tam anlamıyla benimseme, amaçlarını anlama şansı bulamadık. Daha doğru tabirle çoğu kafamızda net oturmadı. Bu hıza rağmen işleyemedikleri karakterler de vardı üstelik, misal Alicent ve rahmetli Viserys’in en küçük oğulları Daeron (G.R.R.M. Daeron’un Oldtown’da olduğunu, ikinci sezonda katılacağını söylemiş). Sezon finali itibariyle savaş çanları iyice çalmaya başladığı için ikinci sezonda telafi edeceklerini düşünüyorum.

Oyunculuklar! Oyunculuklar! Oyunculuklar!

Sezonun pacing sorununa karşın hikayeyi izlenir kılan en önemli etmen kesinlikle oyunculuklar. Küçük Alicent ve Rhaenyra Emily Carey ve Milly Alcock’tan karakterlerin yetişkinliklerini canlandıran Olivia Cooke ve Emma D’arcy’ye herkes muhteşemdi. Rhys Ifans ve Steve Toussaint Otto ve Corlys’in hırsını, Fabian Frankel Criston’ın kompleksli ruh halini, Eve Best Rhaenys’in olgunluğunu, Matt Smith Daemon’ın dengesizliğini o kadar güzel izleyiciye yansıttı ki… Ama bu sezon aklıma kazınan en harika performans kesinlikle Paddy Considine’e ait. Ezik bir kral olarak resmedilen Viserys’i başından sonuna kadar o kadar iyi canlandırdı ki, özellikle son bölümünde resmen ayakta alkışladım. Çok büyük oyuncu çok!

Sonuçta…

Devam edersem “Kitapta böyleydi dizide böyle olmuş ikinci sezon kesin şöyle şöyle olacak” diye başlayıp sonunu getiremeyeceğimden bu noktada toparlıyorum: House of the Dragon alışageldiğimiz GoT değil, olmak gibi bir hedefi de yok. Dizi yer yer “pacing” sorunları yaşıyor ve bunun getirdiği avantajlar ve dezavantajlar özellikle zaman atlamalarında kendini hissettiriyor. Yine de ilk sezon “büyük savaşa giden yolu anlatma” amacını başarıyla yerine getirmiş. Atmosfer şahane, taht oyunları her zamanki gibi keyifli, seyir keyfi yüksek bir 10 bölüm izledik. Beklentisiz oturmama rağmen fazlasıyla mutlu bir şekilde ekran başından kalktığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

HBO’nun ilk sezonun garipsenen bazı sahnelerine imza atan (bknz. Rhenys’in ejderhayla racon kestiği sahne) Sara Hess’le sözleşme yenilemesini tatsız buldum açıkçası ama George R.R. Martin’in GoT’un başarısız finalinin kefaretini ödemek istediği her halinden belli oluyor. İkinci sezon için heyecanla bekliyorum o yüzden.

Sizler House of the Dragon’ı beğendiniz mi? Yorumlarınızı bizlerle paylaşmayı unutmayın!

Bu İçeriğe Oy Verin

İlginizi Çekebilir  Daha İyilerinin Anılarını Yâd Etmek İsteyenlere: Atom RPG İncelemesi

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu

Log In

Forgot password?

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.