Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Hell’s Kitchen Karışıyor – Daredevil 2. Sezon İncelemesi

Hell’s Kitchen Karışıyor – Daredevil 2. Sezon İncelemesi

daredevil-sezon-2-banner

İlk sezonuyla benden “Marvel Cinematic Universe’ün en iyi işi” ödülünü kapan Daredevil geri döndü!

Geçen sene doğuşuna tanıklık ettiğimiz kahramanımız, Elektra ve Punisher‘ın şehre gelişiyle daha zorlu bir mücadelenin içinde buluyor kendini. Bu sefer “Daredevil vs. Fisk” gibi bir ana hikayeden bahsetmek mümkün değil, heyecanla final dövüşüne hazırlayan bir sezondan ziyade birden fazla konunun işlendiği ve esas düşmanın belli olmadığı bir sezon var karşımızda. Bunu olumsuz olarak algılamayın, aksine “sezon kötüsü” formatının bir diğer Marvel-Netflix dizisi Jessica Jones’ta ne kadar kötü kullanıldığını gördükten sonra Daredevil iyi ki böyle yapmış dedim.

Punisher’ın estirdiği terör, uyuşturucu çeteleri, Elektra’nın gelişi, The Hand’in saldırıları, Karen’ın arayışları, yüzyılın davası… Hikayenin bölündüğü her kol ayrı güzel işleniyor, konu bolluğu asla sorun yaratmıyor, bir yerde aksiyon artınca diğer kolun durgunlaşmasıyla güzel bir denge tutturuluyor.

daredevil-season-2-trailer-images-artwork-chains

Geri kalan kısımlarsa bildiğiniz gibi. Başrollerden yan oyunculara, kadroda sırıtan tek bir kişi bile yok. Charlie Cox harikalar yaratmaya devam etmiş, Jon Bernthal Punisher’a muazzam yakışmış. Görüntü yönetimi kalitesinden ödün vermemiş, renk ve ışık kullanımı, kamera açıları ve çekim teknikleri çok iyi, inanılmaz güzel görünen bir dizi var karşımızda. Stealth aksiyon sahneleri azalsa da dövüş koreografileri acayip sağlam, hele ki -gözlerinize inanamayacaksınız ama- ilk sezondaki koridor dövüşü vardı ya, daha iyisini yapmışlar.

Elbette her şey güllük gülistanlık değil. Geçen sezonun en beğendiğim yanlarından olan kilise sahneleri ortalıkta yok! Tadımlık bir Matt-papaz diyaloğu duyabiliyoruz sadece. İlk sezondaki “finali hızlıca geçiştirme” hatasından da ders almamışlar. Bazı şeyler çabucak geçiştiriliyor, bazı hevesler kursakta kalıyor ve birçok soru cevapsız kalıyor.

Spoilerlı kısma geçmeden önce toparlayayım: Bravo! Açıkçası ilk sezonu efsane olan dizi bu kez ağırlığının ve konu fazlalığının altında ezilecek diye korkuyordum ama boşuna endişelenmişim. Daredevil, ilk sezonda karakteri yavaş yavaş tanıttıktan sonra gaza basıyor, öncekinin bir tık altında kalsa da aksiyonu ve gerilimi yüksek, Netflix formülünü başarıyla kullanan, aşırı sürükleyici bir sezonla karşımıza çıkıyor.

daredevil-season-2-gif

Sezona şöyle ilk bölümden itibaren spoilerdan çekinmeden göz gezdirmek gerekirse, üçüncü bölümde zirve yapan, sekizinci bölümde tekrar zirveye yaklaşan ancak sonrasında düşüşe geçen bir tablo söz konusu.

Çok iyi açılıyor sezon. Özlenen jeneriğe kadarki sahne “Hell’s Kitchen Şeytanı geri döndü ve evet, hatırladığınız gibi” mesajı veriyor. Fisk’in ardından değişen Kitchen’ı görüyoruz sonra, ilk sezon New York savaşının ertesindeki yeniden yapılanmayı konu alırken şimdi Fisk’in boşluğunu fırsat bilen çeteler var arka planda. Ve o çetelerin peşinde bir ordu (!) var.

Punisher’ın bir ordu gibi tanıtılmasını çok beğendim. Karakterin gücünü gösteren bir tanıtımdı ve Punisher da karşımıza çıktığında bu tanımın altında kalmadı. The Hand’de aynı başarıyı gösteremediler ama. Antik bir örgütün üyesi olan, şehri tarumar edecek sayısız eğitimli ninjadan söz ediliyordu. Ancak karşılaştığımız The Hand yaratılan beklentiyi, çoğunlukla, karşılayamadı.

Tekrar ilk bölüme dönersek, esas üçlümüz barda eğlenirken Karen ve Matt yakınlaşıyor. İşte o anda dedim ki, biz bu karakterleri tanıyoruz ya. Kısık ateşte pişen ilk sezon karakterleri güzelce tanıttı ve artık bununla zaman kaybetmeyecek. E bu da hikayenin kollara ayrılıp hızlanmasına mantıklı bir gerekçe sunuyor.

daredevil-sezon-2-resim

Bölümün sonunda Punisher’ı görüyoruz, hem de göreceğimizi sandığımdan uzun bir süre. Bu durum aklıma Kilgrave’i getirdi, Jessica Jones’un düşmanı sahneye erken çıkarak kovalamaca şeklinde geçen sıkıcı bir sezona sebebiyet vermişti. Ama Daredevil aynı hataya düşmüyor ve beni fazlaca şaşırtıyor. Ne kovalamacalar oluyor, ne de Punisher sezonun kötüsü çıkıyor. İlk bölümde Daredevil’i yaralayan Punisher, ikinci bölümde yakalıyor belalısını.

Daredevil’in yaralanmasına bir parantez açayım. Kafasından vuruldu, beyin sarsıntısı geçirdi, hatta duyu kaybı yaşadı. Tam onca işin arasında bir de duyma yetisini mi kaybedecek derken iyileşiverdi. Duyu kaybı Devil’i zorlamak için iyi bir fikir ama kullanılmayacaksa –ki o anki koşullar altında kullanılmaması gayet mantıklıydı- göstermeye de gerek yok.

Üçüncü ve dizinin en iyi bölümlerinden biri olan “New York’s Finest”da Punisher zincirliyor kahramanımızı ve Garth Ennis’in yazdığı çizgi roman balonlarından alınan cümlelerle bezeli muazzam diyaloglara tanık oluyoruz. Charlie Cox ve Jon Bernthal çatı sahnesinde döktürüyor. Devil zincirlerinden kurtulunca beklenen koridor dövüşü geliyor. Geliyor ve ağızları açık bıraktırıyor. Daredevil zincirini oldukça efektif kullanarak koridoru temizledikten sonra “bitti herhalde” diyorsunuz ama kameranın şov yaptığı merdivenlerde devam ediyor sahne. Ne diyebilirim ki? Daredevil’in lambaları patlamasından yoruluşuna kadar her yerinden kalite akan bir sahne.

daredevil-elektra

Yalnız geçen sezonki kadar dövülmüyor Daredevil, o kadar güçsüz değil, bunun da bilinçli yapıldığını düşünüyorum. Kahramanımız artık daha tecrübeli ve bu tüm sezon boyunca hissediliyor, dolayısıyla bir öncekinde Daredevil’in güçsüzleşmesinin ve insan olduğu gerçeğinin gösterilmesiyle övülen koridor dövüşünü bile etkiliyor. Diziyi iyi yapan da bu. Gördüğünüz çoğu şeyin bir temeli, mantıklı bir sebebi var ve izlediğiniz şeylere inandırmayı başarıyor.

Jon Bernthal’ın döktürmeye devam ettiği, Daredevil ve Punisher’ı yan yana savaşırken izleyebildiğimiz, selefinin altında kalmayan bir bölümle devam ediyor dizi. Bu sefer yakalanan Devil değil Punisher oluyor ve sondaki Elektra sürpriziyle bambaşka bir yola sapıyoruz. Jessica Jones’un adını duyduğumuz, Matt’in geçmişine gittiğimiz, Karen’ın gazetecilik kariyerinin tohumlarını atan sonraki bölüm kahramanlarımız saldırıya uğrayacakken bitiyor ve burada Netflix formülü devreye giriyor. Hemen diğer bölümü açıyoruz, jenerik öncesi sahnedeki dövüşü izliyoruz ve aksiyon açlığımız diniyor, “bu bölüme niye dövüş sahnesi koymamışlar ya” diye de sinirlenmiyoruz.

Elektra’nın gelişiyle Daredevil’in ninjavari haline tanıklık ederken Nelson&Murdock’ın Frank Castle’ın avukatları olmasıyla Punisher denklemden çıkmamış hatta dizinin hukuk boşluğunu doldurmuş oluyor. Ben Urich’in eksikliği gazetecilikten uzaklaşıp hukuka daha çok odaklanılmasını sağlamış ki beğendiğim ve gerekli bir eklenti olmuş bu. Punisher pasifleşip mahkeme salonlarında otururken aksiyon yükünü Elektra’nın sırtlanması yukarıda bahsettiğim dengeyi sağlıyor.

Yüzyılın davası “The People v. Frank Castle” Castle’ın tutuklanmasıyla sonuçlanıyor ve sekizinci bölüm ayakta alkışlanacak bir final yapıyor: Wilson Fisk! Ne kadar tebrik etsem az, sosyal medyanın yaygınlaştığı şu dönemde o kadar haber ve fragmanın arasında bu sürprizin bozulmamasını sağladınız ya, helal olsun. Fisk öyle sadece görünmekle kalmıyor, Castle’la ve Matt’le iki çift laf etmeden ayrılmıyor diziden ve sezonun en etkileyici sahnelerinden bazılarına imzasını atıyor. Bu sezonda da Vincent D’onofrio’yu Fisk’i canlandırırken izleme şerefini bahşettiğiniz için teşekkürler Marvel ve Netflix!

Bu esnada Matt’in davayla ilgisinin azalması Foggy’nin yükselişine yol açıyor, Karen’sa Jessica Jones’u kıskandıracak bir dedektif oluyor. Daredevil, Jessica Jones’un işini ondan bile iyi yapıyor. Bolca vahşetle etkilemek istiyordu Jones, Daredevil’da da kan var, vahşet var hatta son bölümlere doğru Jones’tan bile fazla; ancak Daredevil’deki kan kullanımına asla gereksiz demiyorsunuz. Punisher kendi koridor dövüşünde rakibinin gözlerini çıkarırken kandan prim yapmak istiyorlar diye düşündürtmüyor dizi, etkiliyor ve karakter gelişimine katkı sağlıyor. Tıpkı Game of Thrones gibi. Zekice yazılmış diyaloglarla yapılan karakter gelişimleri, sırıtmayan vahşet, yaklaşık bir saatlik bölüm süreleri ve birkaç koldan ilerleyen hikaye anlatımıyla biraz Game of Thrones’u andırıyor zaten bu sezon.

Son üç bölüme gelindiğinde göze batıyor kadı kızının kusurları. Punisher’ın nasıl ölmediğini öğrenemiyoruz, The Hand’in planları hakkında birçok soru işareti kalıyor akıllarda, gizemle saklanıp beklentiyi yükselten The Blacksmith hikayesi hızlıca aradan çıkartılıyor. Blacksmith’in altından daha büyük bir olay çıkmasını beklerdim, final dövüşünün de. Punisher’ın final dövüşüne katkısının birkaç kurşun olması da Daredevil-Elektra-Punisher üçlüsünü birlikte dövüşürken izleme hevesimi kursağımda bıraktı.

daredevil-punisher

Her şeye rağmen birçok artısı vardı daha çok bir başlangıç olan sezon finalinin. Punisher ikonik kostümünü giyip solo kariyerine yol aldı, Daredevil’in Elektra’yla kaçma isteğini öğrendik, Devil kendisiyle özdeşleşen billy club’ı kullandı, The Hand’in sürprizlere gebe olduğunu biliyoruz. Elektra’nın ölümü ve Matt’in sırrını Karen’a açıklaması şaşırtmadı açıkçası. Matt maskeyi gösterdiğinde bitti dizi, dedim ya finalden çok bir başlangıç bölümü izledik. İlk sezon giriş, ikincisi gelişme gibiydi ve artık sonuç sezonu var önümüzde.

Bundan sonrasında Elektra’nın Hand’in başına geçme olasılığı yüksek, ancak Hand’i nerede kullanacaklarını tahmin edemiyorum. Foggy’nin sezon finaline konuk olan Jeri Hogarth’ın şirketine katılması Jessica Jones’la Daredevil’in bağlarını acayip kuvvetlendirdi. Sezonun ikinci yarısında gördüğümüz mistik ögelerle Iron Fist’te karşılaşabiliriz. Marvel-Netflix’in en popüler üyesi Daredevil’in düşman koleksiyonunu The Defenders’la paylaşması da şaşırtıcı olmaz.

Açıkçası gelecek sezon Guardian Devil’den etkilenecek ve Born Again hikayesini temel alacak gibi geliyor bana. (Bu iki çizgi romanı bilmeyen paragrafı atlasın, potansiyel spoilerlar bulunmakta) Hapishanede yükselişe geçen Kingpin, Daredevil’den intikam almak için geri dönecek. İki sezondur sır gibi saklanan Karen’ın geçmişi, tam da Matt-Karen fazla yakınlaşmışlarken açığa çıkacak. Hatta Elektra’nın çizgi romanlardaki katili Karen için gelecek bence. Evet, artık bir Bullseye görmemiz gerekiyor. İşte The Hand bu karmaşaya katılmalı mı ondan emin değilim. Ve Jon Bernthal’ın Punisher’ı Daredevil’la efsane bir dinamik yakaladı, ikiliyi daha çok izlemek istiyorum. Tüm bu tahminlerimi boşa çıkarıp Daredevil&The Punisher diye dizi yapsanız hiç üzülmem vallahi.

Sonuç olarak Daredevil dizisi, heyecanlı bir satranç maçına benziyor. İlk sezonda tahtadaki şahlar Daredevil ve Kingpin’di. Piyonlar boldu, adımlar yavaş atılıyordu, ama seyirciyi ihya eden bir maçtı. Bu seferse oyunda yeni aktörler var: Punisher, Elektra, The Hand, Stick ve çeteler… Yani piyonların sayısı azalırken, şahlar ve vezirler artıyor. Oyun hızlanıyor, belki o gerçek satranç tadını eskisi kadar veremiyor ama ustaca hamlelerle bu büyük savaş gene tatmin etmeyi başarıyor.

Chris Pratt ile Guardians of the Galaxy Vol. 2 Setinde Bir Gezinti
Fallout 4: Automatron Çıktı!