Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Eden’a Giden Yolda Yapılan Her Şey Mübahtır – Mutant Year Zero: Road to Eden İncelemesi

Eden’a Giden Yolda Yapılan Her Şey Mübahtır – Mutant Year Zero: Road to Eden İncelemesi

Masaüstü rol yapma oyunları içerisinde şüphesiz ki en ilginç konseptlerden biri de Mutant Year Zero’ya ait. Dolayısı ile geçtiğimiz Şubat ayında oyunun masalarımızdan bilgisayarlarımıza taşınacağını duyduğum andan beri Mutant Year Zero: Road to Eden’ı büyük bir heyecanla bekliyordum. Sanal ortamda oyunun çıkacağından haberi olan herkes de benimle aynı duyguları paylaşıyordu. Mutant Year Zero: Road to Eden kimsenin burun kıvırmadığı, büyük bir heyecanla beklenen oyunlardan biri olmuştu.

4 Aralık çoktan geldi geçti; oyun, bekleyenleriyle buluştu. Peki Mutant Year Zero: Road to Eden yarattığı heyecanın hakkını verebildi mi?

Konu Nedir?

İnsanların yeryüzünden silindiği bir Dünya’da, Mutantların çağı başlamıştır. Ne var ki mutantların hayatta kalma mücadelesi, kendi çağlarının tadını çıkaramayacakları ölçüde aciliyet sahibidir. “Ancients” yani “Eskiler” olarak adlandırdıkları insanların geride bıraktığı dünyada yolunu bulmaya çalışanlar The Ark’da bir araya gelmişlerdir. The Ark’da herkese yetecek kadar kaynak bulmak, herkesi hayatta tutmak her yeni günle birlikte yeniden başlayan bir savaştır ve bu noktada da The Elder tarafından yönetilen Ark’ın imdadına cesur Stalker ekipleri yetişir. Bu Stalker ekipleri silahlarını ve ekipmanlarını kuşanarak sıradan bir Ark vatandaşının gitmeyi düşünmeye bile cesaret edemeyeceği, binbir tehlike ile dolu The Zone’a onları bekleyenleri hayatta tutacak kaynakları geri getirmek için girerler.

Bu senaryo bazılarınıza tanıdık geldi, değil mi? Çünkü Mutant Year Zero, Strugatsky Kardeşlerin “Uzayda Piknik” adlı bilimkurgu klasiğini okumuş ya da bu eserden yola çıkılarak beyazperdeye Andrey Tarkovski tarafından uyarlanmış Stalker filmini izlemiş olanlarınızın tanıyacağı, ortak bir terminoloji kullanıyor. Ama bu ortaklığın bir hırsızlık sonucu ortaya çıktığını düşünmeyin. Mutant Year Zero, “Year Zero” adını almadan önce “Mutant” adıyla anılan ve 1984 yılında çıkmış bir masaüstü rol yapma oyunu. Uzayda Piknik’in de dahil olduğu bilimkurgu kültlerinin etkisini sürdürdüğü 1980’li yıllarda, bu kültlerin ortaklaşa oluşturduğu bilimkurgu terminolojisinden elbette ki Mutant da nasibini almış.

Bu küçük açıklamadan sonra konuya geri dönecek olursak, biz de yukarıda bahsettiğimiz Stalker ekiplerinden küçük bir tanesini yönetiyoruz. En başta ekibimiz Dux adlı mutant bir ördek ve Bormin adlı mutant bir domuzdan oluşuyor.

Hikaye Anlatıcılığına Gelelim

Geliştiricisi The Bearded Ladies Consulting, Road to Eden’ı “X-COM’un sıra tabanlı savaş sistemini, zengin hikaye, gizlilik ve keşif ile birleştiren, taktiksel bir macera oyunu,” olarak tanımlıyor. Bir masaüstü rol yapma oyununu bilgisayarlara taşıyan Road to Eden zaten bizi yumuşak karnımızdan vurmuşken bir de oyunun özetine “zengin hikaye” ibaresini ekleyince hikaye anlatımı üzerinde durmamamız imkansız oluyor.

Sanırım hikaye anlatımı konusunda belirtebileceğim olumsuz bir yön bile yok. Road to Eden, açılış sahnesinden itibaren oyuncuyu kendi karanlık, kıyamet sonrası dünyasının bir parçası yapıyor. Hem de bunu, genellikle rol yapma oyunlarından alışkın olduğumuz büyük, şaşaalı bir anlatımla değil; oyunun tümüne yedirilmiş, organik detaylarla sağlıyor. Demek istediğim, Dünya’nın berbat hali ve içinde bulunduğumuz yaşam mücadelesi bizlere “kör göze parmak” gösterimlerle sunulmuyor. Diyaloglardan yakaladığımız detaylarla ya da önceki dünyaya dair neredeyse hiçbir şey bilmeyen ekibimizin buldukları Ipod’u, meyvelerin tazeliğini ölçmeye yarayan bir cihaz sanmaları gibi dokunuşlarla Road to Eden’ın dünyası, sağlam adımlarla etrafımızı sarıyor. Daha tutorial aşamasında kendimizi The Zone’da, Dux ve Bormin ile hayatta kalmaya çalışan bir Stalker gibi hissetmeye başlıyoruz.

Mutant Year Zero: Road to Eden gibi pek de büyük bütçeli olmayan oyunların en çok sıkıntı yaşadıkları noktalardan biri de genellikle seslendirme kalitesidir. Ne var ki Road to Eden bu sıkıntıyı fersah fersah aşmış. Karakterlerin seslendirilişinde, gerçek anlamda kaliteli oyunculuklar duyuyoruz ki bu kalite oyuncuları, oyunun dünyasına çeken önemli faktörlerden biri. Her duyduğunda insanın kulağını kanatan, eğreti seslendirmeler yeri geldiğinde oyuncuyu tümüyle oyundan dahi soğutabilirken Road to Eden’ın bu konuda gösterdiği özen de takdir edilmeye değer.

Oyunda bahsi geçen birkaç mekan olsa da onların tasarımlarına da büyük özen gösterilmiş. Bu mekanlardan şüphesiz ki en önemli ikisi The Zone ve Ark, gerçekten de kendi atmosferlerini oyuncuya hissettirmeyi başaran yerler. The Zone içerisinde tüyleri ürperten tehlikeyi, terk edilmişliği siz de karakterlerle birlikte yaşıyorsunuz. Neden her adımlarını arkalarını kollayarak attıklarını, her şüpheli gölge karşısında duraksadıklarını onlarla birlikte ilerledikçe The Zone size anlatıyor. Bunu da karakterler arasında geçen “Aaa The Zone da ne kadar tehlikeli, değil mi?” tadında zorlama diyaloglarla değil, ortam yaratılırken yerleştirilmiş temelli detaylar ve hikaye ile girift ögeler ile başarıyor.

Aynı durum evimiz Ark için de geçerli. Özellikle oyun ilerledikçe kendizini her Ark’a atabildiğinizde, evinize geri dönebilmiş olmanın mutluluğunu hissediyor ve rahatlıyorsunuz. Ark da kendisinden bekleyeceğiniz gibi kıyamet sonrası dev bir sığınak gibi görünüyor. Ama bu sığınak cansız bir metal yığını değil. Sığınmacıların ona nasıl hayat getirdiğini, içinde yaşamın öyle ya da böyle nasıl sürdüğünü görüyorsunuz.

Oyunu anlamak ya da hikayeyi takip edebilmek için Mutants sistemini bilmenize gerek yok zira Road to Eden, esinlenildiği masaüstü oyununa göbekten bağlı değil. Aynı dünyada geçse de ve aynı temaları işlese de geliştiriciler Road to Eden’da, kendilerine ait bir anlatı dilini oluşturmayı başarmışlar. Bu da sisteme aşina olmayan oyuncuları da hikayenin içinde tutmak açısından önemli bir başarı. Ayrıca tür ile ya da bizzat Mutants içli dışlı oyuncuların, bugüne kadar oynadıkları benzer oyunların bir başka kopyasını oynuyorlarmış gibi hissetmelerinin önüne geçen en büyük etken de bu başarı. Kendine has tonu ile Road to Eden oyunculara tanıdık sınırlar içinde bambaşka bir hikaye sunuyor.

Mekaniklere Bakalım

Öncelikle oyun üç farklı zorluk sistemi ve bu sisteme ayrı bir “tat” katabileceğiniz farklı bir mod sunuyor. Elbette ki her seviyenin kendine göre artıları ve eksikleri mevcut.

Toplama mekaniği, oyunun bel kemiğini oluşturuyor. Silahlarınıza ekleyebileceğiniz modlar, para niyetine kullanabileceğiniz hurda parçaları ve karşılığında önemli bonuslar kazanacağınız tarihi eserleri, The Zone içerisindeki aramalarınız dışında bulmanız ve başka yerlerden toplamanız mümkün değil. Dolayısıyla girdiğiniz her bölgeyi köşe bucak aramak büyük önem taşıyor. Elinizi attığınız her yerde hurda parçası bulmak mümkün değil zira. Kaynaklarınızı iyi kullanmalı ve gerektiği yerlerde tasarruf etmeyi bilmelisiniz.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Mutant Year Zero: Road to Eden’ın savaş sistemi X-COM ile oldukça benzer. Sıra tabanlı, taktiksel savaş sistemi içerisinde en düşük zorluk seviyesinde bile oyuncu sizden kafanızı kullanmanızı istiyor. Hatalarınızın sonuçlarını da somut olarak görüyorsunuz. Tabii her sıra tabanlı oyun X-COM kopyası olmadığı için bu benzetmeden dolayı böyle bir yargıda bulunmak da yanlış olur. Oyun, alışkın olduğumuz sistemi kendi atmosferinin ambalajı ile kaplayarak bu “kopyalık” hissiyatının önüne geçiyor. Temele baktığınız zaman mekaniksel açıdan büyük farklar yok fakat karakterlerin kendilerine ait yetenek ağaçları ve her birinin kendine has becerileri ile çeşitlenen taktiksel yön sayesinde oyunun savaş kısmı da zayıf kalmıyor.

Savaş sistemi ile ilgili dile getirmem gereken şikayet ise ileri seviyelerde tekrara düşme eğiliminde olduğu. Sizler güçlendikçe bazı düşmanlarla karşılaşmanızın bir anlamı kalmıyor çünkü ortadan kaldırmak için tek bir hamle yapmanız yeterli oluyor. “Bullet sponge” dediğimiz, ne kadar vursanız da bir türlü ölemeyen düşmanlarınız ise ileri seviyelerde can sıkmaktan başka bir işe yaramıyor. Birkaç dakika boyunca boşuna mermi harcadığınızı hissediyor ve ister istemez sinir oluyorsunuz.

Hakkını Verdi Mi?

Eğer sıra tabanlı strateji oyunları seviyorsanız, Mutant Year Zero: Road to Eden size göre. Eğer oyunlarda zengin bir hikaye anlatımını seviyorsanız, Mutant Year Zero: Road to Eden size göre. Eğer bilgisayar oyunlarını seviyorsanız da Mutant Year Zero: Road to Eden size göre. Kısacası eğer iyi bir güzel bir oyun oynarken iyi de bir hikayenin bir parçası olmak istiyorsanız Mutant Year Zero: Road to Eden‘ı kaçırmayın çünkü Şubat’tan beri içimizde biriken heyecanın hakkını Mutant Year Zero: Road to Eden fazlasıyla veriyor.