Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Death Note – Çekmeseydiniz Ölür Müydünüz?

Death Note – Çekmeseydiniz Ölür Müydünüz?

“Ben biliyordum”, “Tahmin etmiştim”, “Ben söylemiştim” gibi serzenişlere gerek yok. Hemen herkes Death Note’un Amerikan versiyonunun çekileceğini duyar duymaz, özellikle animesini – mangasını sevenler damgayı yapıştırmışlardı. Bu iş olmaz. Peki, haksızlar mıydı?

Uzak Doğu yeniden çevrimlerinin ne halde olduğunu bilirken bir de ortaya anime uyarlaması çıkarmak o kadar kolay bir iş mi? Hali hazırda Ghost In The Shell‘den büyük bir kesim memnun değilken Death Note gibi bir uyarlamaya elbette temkinli yaklaşılacaktı. Ancak Allah aşkına, hiç mi okumadınız, hiç mi seyretmediniz, bu nasıl bir uyarlamadır? Hepsini geçtim benim için 2006 yılında çekilen 2 bölümlük Japon yapımı Death Note uyarlamasını bunun yanında başyapıt ilan ederim.

Hikaye, Yagami Light yani yeni uyarlama ile Light Turner adlı lise öğrencisinin isimlerini yazdığı takdirde öldürebileceği bir defter bulmasıyla başlıyor. Bu defter sayesinde dünyadaki tüm suçluları öldürebileceğini, suçları azaltabileceğini ve bu şekilde aksak işleyen adalet sistemini kendi yöntemi ile düzeltebileceğini düşünür. Ancak bu durum git gide bir saplantıya dönüşür. Bir de peşine polis ve kod adı L olan gözü pek bir dedektif takılınca ortaya adeta bir satranç oyunu misali mücadele başlar. İki taraf da sürekli bir hamle yapar ve sürekli birbirlerinin önüne geçerler. Ancak bu oyunun tek galibi olacaktır.

Zeki hikaye örgüsü, ustalıkla işlenmiş karakterler ile Death Note’un yeri hep ayrı olmuştur. Bu kadar büyük ilgi odağı olan bir yapımın film haklarını almak için kapış kapış bir yarışa girişileceği zaten belliydi. Ben bu kadar uzun zaman beklenilmesine bile şaşırdım aslında. 2006 yılında iki bölümden oluşan Japon yapımı Death Note uyarlaması beni oldukça tatmin etmişti. O da hikaye olara anime ile tam örtüşmüyordu belki ama en azından Amerikan versiyonundan çok çok daha başarılı bir uyarlama olmuştu.

Ve Facia Başlıyor…

Şimdi gelelim Netflix’te yayınlanan faciaya. Öncelikle hikayenin bu denli değiştirilmiş olması yeni izleyecek olanlar ve animeden bir haber olanlar için yapılan bir hamle ise sonuna kadar yanlış bir hamle. Bu şekilde mevcut Death Note izleyicisini kaybettiğin gibi yeni izleyenlere de öyle çok ahım şahım bir şeyler vermediği aşikar. Soğukkanlılığı ile bilinen ister Light olsun ister L, filmde adeta şebeğe çevrilmiş. Genellikle bencil ve hırslı bildiğimiz Light neredeyse bir iyilik meleği. Mia’ya gelince olaya girişi o kadar hızlı ve o kadar saçma ki, hani animeyi izlemeyen hikayeyi bilmeyen biri bile birbirini hiç tanımayan iki kişinin bu hızlı ilerleyen güven ve sevgisine şaşar! Hatta öyle ki hikayedeki hırs küpü Mia olmuş, onu durdurmak isteyen de Light. L ise bu konumda oradan oraya koşuşturan kimliği açığa çıkmasın diye harap olan bir adam. Zekiliği ile bildiğimiz, daima bir adım ötede olan L’nin bu saçma tavırları yok artık dedirtecek türden. Bu karakter değişimleri zaten sizi hali hazırda itiyorken bir de hikayenin bu denli değiştirilmiş olması “neden çektiniz başka işiniz yok muydu” dedirtiyor.

Hollywood’un siyahi karakter saplantısından L’de nasibini almış. Irkçı değilim elbette ama Allah aşkına her filme siyahi bir oyuncu sıkıştıralım kafasından bir vazgeçsinler. Hele L gibi bir karakter için ne gerek vardı? Saçma diyaloglarından tutun da kötü işlenmiş hikayesi ile Death Note’un Amerikan versiyonu hafızanızdan hızla silmek isteyeceğiniz bir yapım olmuş. Bir de filmin sonunu açık bırakmışlar. Yani devam filmi gelebilir. Hal böyleyken devam filmine ihtiyaç var mı o da ayrı soru.

Ben lafı daha fazla uzatmadan sözlerimi yineliyorum; animesini seviyorsanız ve izlemediyseniz sırasıyla Death Note (2006), Death Note: The Last Name (2006) ve L: Change The World (2008) yapımlarını izleyerek biraz olsun rahatlayabilir, bu vasatın altında kalan Netflix uyarlamasını hafızanızdan silebilirsiniz.

The Witcher Serisi 10. Yaşını Harika Bir Video ile Kutladı
Zindanların Efendisi Olun - Prevent The Fall İncelemesi