Anasayfa » AYBABTU » Bird Box: Görmediğin Kadar Hayattasın

Bird Box: Görmediğin Kadar Hayattasın

Josh Malerman’ın çok satan ve Türkiye’de Kafes adıyla yayınlanan romanı Bird Box‘ın film uyarlaması Netflix ekranlarında bu ay seyirci ile buluşuyor. Özellikle romanın hayranlarının merakla beklediği yapım Sandra Bullock, John Malkovich, Sarah Paulson gibi başarılı oyuncularla öne çıkıyor.

Film, Rusya’da anlamsız bir şekilde toplu intiharların yaşanması ile başlıyor. Tek başına yaşayan ve hamile olan Malorie (Sandra Bullock) ise her ne kadar Amerika’da yaşıyor olsa da bu durumdan etkileniyor. Bu intiharların artması ve Amerika’ya sıçraması ile büyük bir kaos başlıyor. Nedeni bir türlü anlaşılamayan bu intiharlardan korunmanın tek yolunun ise gözleri kapalı tutmak, herhangi bir şekilde gün ışığı ile temasa geçmemek olduğu kısa bir süre sonra anlaşılıyor. Çünkü dışarıda her ne görünüyorsa kişinin bilinçaltını etkiliyor ve hızlı bir şekilde intihara sürüklüyor. Malorie, bu kaos ortamında hiç tanımadığı birkaç kişi ile bir evde mahsur kalıyor. Birbirleri ile çok farklı karakterlerde olan bu kişiler hem birbirlerine destek olmaya, hem bu intiharların sırrını çözmeye çalışırken bir nevi ölüm kalım savaşı veriyorlar.

Son dönem korku/gerilim sinemasında etraftaki potansiyel tehlikeleri duymamak, görmemek ile hayatta kalma doğru orantılı olarak işleniyor. Hatırlarsınız, eskiden filmlerde canavar, hayalet ya da karşılaşılan tehlike her ne ise genellikle kısa bir şekilde açıklanır, en azından o tehlikenin geçmişini ve saldırıdaki motivasyonunu az çok öğrenirdik. Yeni dönem korku sinemasında saldırı motivasyonunun neye dayandığını tam olarak öğrenemediğimiz gibi bu belirsiz tehlikenin izleyicide merakı sürekli diri tutan bir etken olduğunu görüyoruz. Bird Box, bir annenin bu belirsiz kaos ortamında çocuklarını koruma içgüdüsü ile mücadele verdiğine tanık olduğumuz bir gerilim. Öyle ki gözleriniz kapalı, karanlığa teslim olmuş bir durumdasınız ve sevdiğiniz insanları nasıl koruyabileceğinizi düşünüyorsunuz. O kadar tekinsiz bir durum var ki karşımızda kendinizi ve sevdiklerinizi korumanız için karanlığı duyularınızla yenmek durumundasınız. Ancak gözlerimiz kapalı ne denli sevdiklerimizi koruyabiliriz, karşımızdaki tehlikenin ne olduğunu bilmeden karanlıkla nasıl savaşırız, bu durumda akıl sağlımızı nasıl koruyabiliriz, bu cevabı olmayan soruların hepsi bir paket halinde seyircinin üzerine bırakılıyor.


Film bazı açılardan M. Night Shyamalan’ın The Happening (2008)’i ile bir akrabalık kuruyor. Hatırlarsanız orada da benzer bir konu işlenmişti. Fakat Bird Box’ın çıtayı yükselttiği yer hiçbir suretle dışarıda gözlerin açılmaması gerektiği gibi bir durumun olması. Hatırlarsanız geçtiğimiz senenin en iyi korku filmlerinden A Quiet Place, bu tehlikeli metaforu “sessiz olmaz” üzerinden veriyordu. Bu sefer benzer bir durum “bakmama” üzerinden hikayesini kuruyor. Son yıllarda sayısı artarak çıkan bu türde filmler seyirciyi filmin içine çekip durumu seyirciye yaşatır nitelikte. Hangimiz A Quiet Place’de ses çıkmasın, aman dikkatli olalım içgüdüsü ile sinema salonunda sessiz sedasız gerilerek oturmadık? Bu hissi yaşatmak yeni dönem korku sinemasının en belirgin özelliği haline geldi. Bird Box ise benzer bir şekilde sizi karanlığa bırakıp aradan çekiliyor. Bir anda Malorie oluyorsunuz ve çocuklarınızı, sevdiklerinizi bu zifiri karanlıkta nasıl bulup koruyabileceğinizi düşünüyorsunuz. Üstelik gözlerinizi açtığınız anda ölümle burun buruna kalacağınızı bilerek.

Altın Küre ve Emmy ödülü sahibi Danimarkalı yönetmen Susanne Bier gerilim dolu sekansları son derece başarılı bir şekilde yansıtmış. Atmosfer yaratma konusunda hünerlerini sergileyen Bier’in yanı sıra Sandra Bullock ise bana göre son yıllardaki en iyi performansını sergilemiş. Elbette John Malkovich faktörünü de unutmayalım. Son dönem korku/gerilim türünde iyi örnekler veren Netflix ekranları bu sefer tekinsiz ve bir o kadar rahatsız edici ancak türün hayranlarını tatmin edecek bir film ile evlere konuk oluyor. Türün hayranları ıskalamasın…