Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Bir Suikastçının Tarihte Yolculuğu – Assassin’s Creed İncelemesi

Bir Suikastçının Tarihte Yolculuğu – Assassin’s Creed İncelemesi

DİKKAT! İNCELEME DAHA SICAK, YAVAŞ OKUYUN!

23 Aralık 2016 tarihinde vizyona girecek olan filmimizin ön gösterimine FRPNET ekibi olarak gittik, izledik ve gecesinde sizler için SPOILER İÇERMEYEN bu kısa ön incelemeyi yazalım dedik.

Öncelikle oyundan uyarlanan filmlerle ilgili en temel sorunumuz, yapımcılarımızın ne yaparlarsa yapsınlar, oyun için sanal ortamda yaratılan bir görsel efekti, gerçek hayatta doğal ya da yapay yollarla %100 verimle yaratamamalarıdır. Bu yüzden bugüne kadar oyundan uyarlama hiçbir filmde “film oyundan daha güzeldi” eleştirisi yapılamadı, dürüst olalım. Tabii bunun yanında günlerce, haftalarca oynayıp hakim olduğumuz ana hikâyenin, 1-2 saatlik bir filmin içine sıkıştırılması gerçeğini de unutmamak gerekir.

Bunlardan dolayıdır ki bu filme de girerken -ki tüm oyunlarını oynamış ve hikâyesini adeta yaşamış biri olarak söylüyorum- kendimi şaşırmaya, heyecanlanmaya ya da sürprizlerle karşılaşacağıma inandırmaya çalışmadım. Siz de aynısını yaparsanız, filmi çok kötü bulsanız bile bir miktar tatmin duygusuyla ayrılırsınız.

Filmimizin konusu nasıl?

Oyunların da konusundan bildiğimiz üzere yüzlerce yıldır süregelen Tapınakçı ve Suikastçı savaşının günümüze yansımasını izliyoruz. Suikastçılar, tarihin her döneminde insanoğluna din, siyaset ve politik entrikalarla hükmetmek isteyen Tapınakçı tarikatına karşı savaşan ve “ışığa hizmet için karanlıkta çalışırız” mottosuyla belirli bir yemin ve düstura göre yaşayan oldukça gizli, acımasız ve hayatlarında gri bölgeye yer vermeyen bir tarikattır. Tapınakçılar’ın bu emellerini gerçekleştirmek için ihtiyaçları olan tek nesne, din kitaplarında Hz. Havva’nın Hz.Adem’i ayartarak birlikte yedikleri elma olarak bilinen ama aslında eski dünya insanlarından kalma, çok büyük sırlar ve gizemler barındıran bir nesne olan Cennet Elması’dır. Suikastçılar, tarihin her döneminde Tapınakçılar’ın bu Elma’yı bulmasına mani olmuş ve gerektiğinde saklamıştır.

Filmimizde, Tapınakçılar’ın dünyaya etki eden en büyük holdinglerinden birisi olan Abstergo Endüstrisi’ni görüyoruz. Abstergo Endüstrisi CEO’su Dr. Alan Rikkin’in liderliğinde ve kızı Sofia Rikkin’in bilimsel araştırmaları eşliğinde Elma’nın günümüzdeki yerini tespit edebilmek için Animus isimli bir makine icat eder. Bu makine, atalarımızın hatırlarının bizim genetik kodumuza işlendiği ve bu kodların çözülerek kişinin, atalarının anılarına ulaşabilmesi ve onları tekrar yaşayabilmesi teorisi üzerine icat edilmiştir.

Bunun için tarihte Elma’yı elinde tutan en son kişinin soyundan gelen kişiyi bulmaları gerekmektedir. Elma’yı en son 1492 yılında, İspanyol Engizisyonu tarafından ele geçirilmeye çalışılan Granada Emirliği‘nde yaşayan Aguliar de Nerha isimli bir Suikastçı’nın bulduğunu öğrenirler. Bunun üzerine Aguliar’ın soyundan geriye kalan tek kişi olan Cal Lynch’i bulur ve anılarına ulaşırlar.

Eh, buraya kadar tüm Assassin’s Creed oyunlarının senaryosuyla aynı olduğunu görebilirsiniz. Atanın soyundan gelen kişi bulunur, makineye bağlanır, Elma’nın yeri öğrenilir ve kovalamaca başlar. Bu olay örgüsünün filmde de değişmeden karşımıza çıktığını görünce biz “bence oyunu daha güzeldi be abi”ciler olarak oldukça tatmin olduğumuzu söylemeden edemeyeceğiz.

Gelelim filmin içeriğine…

Assassin’s Creed oyunlarının kuşkusuz en çok doyuran etmenlerinden birisi oyunun dövüş, tırmanma ve yüksek yerlerde dolaşma mekanikleriydi. Hiç merak etmeyin, filmimizde “keşke şu oyundaki dövüş hareketlerini de ekleselerdi!” gibi bir cümle telaffuz etmemiz mümkün değil. Zira filmi dikkatli izleyen oyuncular her oyundan rahatlıkla birkaç dövüş hamlesi görmekle kalmayacak, çok daha akıcı ve estetik savaş sahnelerine de tanık olacaksınız. Aynı şekilde suikastçıların kaç-kovala sahneleri, binalar arasından estetik bir şekilde atlayıp, oldukça akıcı bir şekilde yüksek yerlere tırmanmaları da sanki oyun ekranını izliyormuşsunuz izlenimi veriyor. Bu konuyla ilgili yapılabilecek tek negatif eleştiri, filmde oldukça fazla dövüş sahnesi ve silah kullanımı olsa bile çok az kan görüyor oluşumuz.

Assassin’s Creed serisinin en zayıf olduğu konulardan birisi karakter gelişimiydi. Ama yönetmenimiz Justin Kurzel, oyunlarda iş dışında hiç konuşmayan ve tek düze bir hayat biçimini benimsemiş tarihi karakterleri ve soyundan gelen modern karakterleri büyük bir ustalıkla “aktif” bir şekilde beyazperdeye taşıyarak monotonluktan çıkarmayı başarmış.

Kuşkusuz beni en çok etkileyen şeylerden biri Animus isimli makinemizdi. Oyunlarda basit bir ameliyat masası şeklinde karşımıza çıkan ve tüm süreç boyunca kişinin baygın kaldığı bir makine olan Animus, filmde, kişiyi havaya yükselten ve atasının yaptığı her hareketi günümüzde de taklit etmesine olanak veren kompleks bir mekanizmaya sahip bir makine olarak karşımıza çıkıyor.

Başrolümüz Michael Fassbender’ın oyunculuğuna gelirsek… Aslında pek bir yorum yapabilmek mümkün değil çünkü filmin yarısı 1492 yılında geçiyor ve suikastçımız Aguliar film boyunca az konuşup çok iş yapıyor ve film boyunca da kapüşonunu çok az çıkardığı için yüz mimiklerine dair de bir yorum yapamıyoruz. Ancak günümüzde canlandırdığı karakter Cal Lynch’in 135 dakikalık film boyunca sürekli farklı psikolojilere girip birden fazla ruh haline bürünmesi oyunculuk açısından göz doldursa da 1000 yıllık bir hikâyeyi 135 dakikaya sığdırmaya çalışan bir yapımda gereğinden fazla ruh hali değişikliği filmin kıymetli süresinden çalınmış izlenimi veriyor.  

Başlarda alışmaya çalıştığım ama Genel Yayın Yönetmeni’miz Kayra Keri Küpçü’nün de illallah ettiği “arkaplan ışığı” konusunu atlarsak olmaz. Özellikle aksiyon sahnelerinde, gerek dövüş gerekse kovalamaca sahnelerinde Suikastçılar’ın arkasından yoğun bir güneş ışığı yansıtarak onları gölgeler içinde bırakıp daha karanlık bir hava verilmeye çalışılması, sanki paraları yokmuş ama müdürleri istedi diye “emir büyük yerden abi verin ışığı arkadan” diyen cimri yapımcı izlenimi veriyor biz seyirciye. O yoğun ışığın büyük sinema perdesinde izleyicinin gözünü oldukça yoruyor olması da bir gerçek.

Abstergo tesisinin içinde çekilen sahneler görsel açıdan orta sınıf bir bilimkurgu dizisinde de görebileceğimiz türden öğeler barındırıyordu ancak film, ses efektleri ve müzikleriyle kesinlikle bu eksikliği kapatıyordu. Eski Orta Doğu – Arap ezgileriyle, davul sesleri ve fısıltı seslerinin birleşmesiyle oldukça gizemli ve sanrısal bir hava yaratılmış.

Hevesinizi kaçırmamak ya da gereğinden fazla beklenti yükseltmemek için fazla detaya inmeden kısa bir inceleme yaptık.

İyi seyirler!

Steam'de Beklenen Kış İndirimi Başladı
Blade Runner 2049'a Yaş Engeli ve Filmden Yeni Görüntüler