İncelemeler

Bilgisayar Korsanlığının ve Yapay Zekanın Atası: WarGames İncelemesi

Bugünlerde her köşebaşında yapay zekanın dünyayı ele geçirip geçirmeyeceğini tartışıyor, siber güvenlik krizleriyle yatıp kalkıyoruz ya; işte tüm bu mevzuların sinemadaki şahane, neon ışıklı ve bol disketli kökenlerine doğru bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Kemerlerinizi bağlayın, çünkü 1983 yapımı WarGames (Savaş Oyunları), siber dünyanın naif ama bir o kadar da tehlikeli dönem kapılarını bizim için aralıyor.
Arkanıza Tears for Fears’tan Everybody Wants to Rule the World’ü açın, ve gelin bu escapist klasiği neden sevdiğimizi yakından bakalım.

“Küresel Termonükleer Savaş Oynamak İster misiniz?”

Başrolde henüz genç, sempatiklik abidesi bir Matthew Broderick (David Lightman) var. David, odasındaki o dönem için lüks sayılan ilkel bilgisayarı ve çevirmeli modemiyle (IMSAI 8080) sadece okul notlarını değiştirmek ya da henüz çıkmamış oyunları erkenden oynamak isteyen dahi bir lise öğrencisi. Ancak günün birinde, yeni oyunlar bulma ümidiyle gizemli bir sisteme sızıyor. Karşısına çıkan oyun listesinden en cazip olanını seçiyor: Küresel Termonükleer Savaş.
David, nükleer füzeleri ateşleyip Sovyetler Birliği’ni haritadan silmeye çalışırken aslında bir oyun oynamadığını, Pentagon’un WOPR (War Operation Plan Response) adını verdiği ve nükleer füzelerin kontrolünü emanet ettiği yapay zekanın ta kendisine bağlandığını fark etmiyor. David için eğlenceli bir simülasyon olan şey, Pentagon ekranlarında Üçüncü Dünya Savaşı’nın kelimenin tam anlamıyla başlaması demek!

Teknolojinin Emekleme Dönemindeki Estetik

WarGames’i bugün izlemek, siber kültürün ve geekliğin kutsal topraklarında yürümek gibi. Filmdeki o devasa katot tüplü monitörler, disketlerin tıkırtısı, telefon ahizesinin modeme oturtulduğu o ilkel “phreaking” sahneleri tam bir görsel şölen.
Film, teknolojiyi soğuk ve karanlık bir canavar olarak göstermek yerine, bir gencin odasındaki o loş ışıkla harmanlayarak acayip sıcak ve macera dolu bir atmosfere bürüyor. Back to the Future’da Marty McFly’ın Doc’ın devasa amfisine gitarı bağladığı o ilk andaki heyecan ve “her şey mümkün” hissi, bu filmde David’in bilgisayarının başına oturduğu sahnelerde birebir mevcut.

Filmi sadece bir nostalji treni olmaktan çıkaran şey ise alt metninin doğruluğu. Pentagon yetkililerinin, “İnsan hata yapar, kararları yapay zekaya bırakalım” diyerek füzelerin kırmızı butonunu WOPR’a devretmesi, bugün ChatGPT ve askeri yapay zekaları tartıştığımız dünyada o kadar tanıdık ki! Geçenlerde yaşandı bu olay İran-ABD şavaşında. Film, insan faktörünü, empatiyi ve en önemlisi “Geri adım atabilme” yetisini makineleşmenin karşısına çok tatlı bir dille koyuyor.
WOPR’ın filmin finalinde kendi kendine tic-tac-toe (sos oyunu) oynayarak ulaştığı o meşhur aydınlanma cümlesi, sinema tarihinin en iyi finallerinden biridir herhalde:

“Tuhaf bir oyun. Kazanmanın tek yolu, hiç oynamamaktır.”

Sonuç

Eğer dertten tasadan uzaklaşmak, 80’lerin o saf, naif ama yüksek tempolu macera ruhunu damarlarınızda hissetmek istiyorsanız WarGames tam aradığınız ilaç. Ne tam bir distopya ne de içi boş bir gençlik filmi; tam kararında, siber-kültürün temellerini atan, soundtrack’leriyle sizi odanızda dans ettirecek bir geek mirası.
Şimdi ekranlarınızı kapatın (ya da bir siber savaşı tetiklemediğinizden emin olun) ve bu klasiğe mutlaka bir şans verin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu