Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Batman: The Killing Joke’un Karşılaştırmalı Bir İncelemesi

Batman: The Killing Joke’un Karşılaştırmalı Bir İncelemesi

joker-banner

Gülümseyin, her şeye rağmen DC Comics’in en iyi hikayesi şimdi ekranlarda!

Batman: Öldüren Şaka (Batman: The Killing Joke) artık ekranlara taşındı ve pek çok kişi tarafından farklı yorumlarla karşılandı. Film IMDB’de 7.1 gibi bir puanla ortalama bir başarı yakaladı denilebilir, fakat pek çok hayranın beklentileri suya düştü.

Öldüren Şaka için elbette farklı incelemeler yapılıyor, fakat burada bir film incelemesi yanında çizgi roman ve filmin karşılaştırmasını da yaparak ilerlemek istedim. Dolayısıyla eğer “Bu filmi bir an önce aklımdan çıkarmak istiyorum,” demiyorsanız gelin karşılaştırmaları beraber yapalım.

Başlamadan önce elbette bu yazının tamamının hem çizgi roman hem de film için spoiler içerdiğini de söylemem gerekir.

Batman: Öldüren Şaka, beklemediğimiz bir şekilde bir kadının anlatımı ile başlıyor. Anlatıcımız da dikkatimizi hemen bu noktaya çekiyor.

btmn-kj01

“Öncelikle, hikayenin bu şekilde başlayacağını düşünmediğinizin farkındayım. Kocaman parlak bir ayla veya görür görmez insanı büyüleyen bir şehirle veya benimle başlayacağını düşünmediniz.”

Hemen ardından da Batgirl’ü çatılar üzerinden akrobasi manevraları yaparak atlarken görüyoruz ve böylece anlatıcımızla tanışıyoruz. Öldüren Şaka’nın asıl hikayesi içinde yer almayan bu bölüm, çizgi romanı okumuş olanlar için garip bir başlangıçtı. Ve filmin kendisinin bu garipliğe dikkat çekmesinin bu garipliği normalleştirdiğini de söyleyemeyeceğim. Çizgi romanı okuyanlar Barbara Gordon’ı, kim olduğunu, neler yaptığını ve Öldüren Şaka’da gelişecek olaylar sonrasında neler yapacağını zaten biliyorlar. Peki ama ya çizgi romanı okumayanlar?

Barbara Gordon ve Filmin Akışı

batgirl

Filmin başlangıcı bize olayları Batgirl’ün bakış açısından anlatmaya çalışıyor. Film uyarlamasını yapan DC Comics ekibi için, Barbara Gordon’ın asıl hikayedeki şekilde vurulması ve sakat kalması yeterince etkileyici bulunmamış anlaşılan. Tahminim o ki, seyirciyi Barbara Gordon’a bir şekilde bağlamak ve Joker’in filmin ilerleyen zamanlarında yapacağı saldırıyı seyircinin gözünde daha da büyük bir etki yaratacak hale getirebilmek için anlatımın bakış açısı Barbara Gordon üzerine çekilmiş. Oysa bu gerçekten gerekli miydi diye soruyor insan kendine? Bir insanın sakat bırakacak şekilde yaralanması, çıplak fotoğraflarının çekilmesi ve babasının bu fotoğraflarla deliliğin eşiğine itilmesi gerçekten de yeterli bir şok etkisi yaratmaz mı? Seyircinin kendisini hikayeden soyutlayacağını ve “bu sadece bir film” diye hareket edeceğini varsayan DC ekibi bu işkenceleri daha da vurucu yapma çabası içinde hikayenin bakış açısını Barbara Gordon’a çekerek, seyircilerini empatiden yoksun insanlar yerine koymuyor mu? Bu işkencelerin korkunçluğuna inanmak için gerçekten de Barbara Gordon’ı sevmeye mi ihtiyacımız vardı?

btmn-kj10

Bu soruların cevabını DC Comics “Evet” demiş gibi görünüyor ve çevik kahramanımız çatıdan çatıya atlarken anlatım devam ediyor. Barbara Gordon, Müfettiş Gordon’ın kızı nam-ı diğer Batgirl bize aslında süper kahraman olmanın kendisi için ne kadar heyecanlı olduğunu anlatıyor. Olaylar Batgirl ve Batman’in ortak olarak çalışmaya başlamalarından 3 sene sonra cereyan ediyor. Batgirl, hikayesini anlatmaya devam ederken o gece babasının Batman’i çağırdığını dolayısıyla bir şeyler döndüğünü anladığını söylüyor. Kısaca diyor ki “işlerin dışında tutuluyordum”. Bunu takip eden dakikalar boyunca Batgirl’den düzenli olarak Batman’in onu nasıl kenarda tuttuğunu, ona nasıl ikinci sınıf bir kahraman muamelesi yaptığını, Batman’in yapabileceği her şeyi yapabilecekken Batman’in kendisini nasıl hep daha zayıf gördüğünü anlatıyor. Ve tüm bunları anlatırken de Batman’e karşı hissettiği ve bastırdığı duygularını da ele veriyor. İş yerindeki arkadaşıyla yarım yamalak dertleşmesi, sinirini arkadaşından çıkarması ile tam olarak sevgilisinden karşılık bulamayan, özgüvenini sorgulayan bir kadın görüyoruz karşımızda. Bunu Batgirl’ün karakteri üzerine yapılmış ilk hata olarak görüyorum.

Paris Franz
Paris Franz

Paris Franz adındaki çete liderinin yürüttüğü soygunu durdurmaya giden ikili çalınan askeri aracı geri almayı ve Paris’in adamlarından bir kaç tanesini yakalamayı başarırken, Paris Franz ufak bir manevrayla bir tırın içinde kaçıveriyor. Bu yakalamaca sahnesindeki iki ana öğe, filmin yaklaşık ilk 20 dakikası içerisinde sürekli olarak işleniyor. Bu öğelerden ilkini yakalamaca sahnemizin sonunda görüyoruz. Batman ile ilgili bu öğenin üzerinde durmak isterim. Elebaşı kaçtığında ve Batman ve Batgirl, Paris’in adamlarından birini yakaladıklarında Batman, “Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var” diyerek Batgirl’ün uzaklaşmasını istiyor. Kız daha bir kaç adım bile atmamışken, yakalanan adamın acı içindeki çığlıklarını duyuyoruz. Bu sahne, güya bize Batman’in ne kadar acımasız bir hale geldiğini anlatıyor.

btmn-kj06

Fakat Gotham’ın tüm kötüleriyle yumruk yumruğa dövüşmüş Kara Şövalyesi’ni artık zaten böyle tanımıyor muyuz?

Onlarca adamın arasına tek başına girerek sırayla hepsini baygın şekilde yere seren bir dövüş ustası. Batman, ilk çıkış noktası olan Detective Comics’teki gibi gizemleri zekasıyla çözen ve sadece nispeten sağlam bir vücuda ve yeterli miktarda dövüş yeteneklerine sahip bir kahraman olmaktan çok ama çok uzak değil mi artık? Batman’in son dönem hikayelerine baktığımızda hepsinde çıkarım yetenekleri ve zekası yerine, yumrukları ve oyuncakları ile suça karşı savaşan bir kahraman görmedik mi? İnsanlığından düzenli olarak ödün veren, kendini feda etmeye her zaman hazır bir kahraman. Sinemalardaki Kara Şövalye üçlemesi ve son olarak çıkan Batman v Superman filmlerinin hepsinde Bruce Wayne, insanlığa olan inancını kaybetmiş, giderek karanlık yüzü tarafından tüketilen, kimseye güvenmeyen; hatta Kara Şövalye Yükseliyor’u göz önüne alırsak; Batman olmak haricindeki hayatında, yaşamak için hiçbir sebep bulamayan ve kendi içine çekilen bir noktada değil mi? Yakaladığı bir adamı dövmesi, Batman’in düştüğü bu karanlığı anlatmak için hele de karakterin geldiği bu noktada gerçekten gerekli mi?

btmn-kj04

Filmin 20 dakikası boyunca Batman yakaladığı kötü adamları öldürme noktasına geldiğini sürekli şekilde ima ediyor. Hatta bir noktada bunu Batgirl’e açıkça söylüyor ve Batgirl’ün bunu anlayamayacağından dem vuruyor. Oysa Öldüren Şaka çizgi romanının anlattığı tam olarak bu değil. Öldüren Şaka’nın asıl anlattığı; Batman’in, kimseyi öldürmeme kuralına rağmen Joker’i öldürebilecek noktaya gelmiş olması. Tüm konu zaten bu. Öldüren Şaka çizgi romanının ilk sahnesinde “ikimizden biri diğerini öldürecek ve ben senin kanını ellerimde istemiyorum,” diyerek Joker’le konuşmaya, yaptıklarından vazgeçmesi için onu ikna etmeye, hatta ona yardım önermeye geliyor. Öldüren Şaka’nın asıl vurucu noktası Batman’in kendine hakim olmayı bu kadar iyi başarırken Joker’i durdurmak için elinden hiçbir şey gelmemesi. Ve Joker’i durdurmanın tek yolunun onu öldürmek olduğunun sonunda farkına varmış olması.

batman-joker-killing-joke

“Birbiri hakkında hiçbir şey bilmeyen iki adam nasıl birbirinden bu kadar nefret edebilir” derken ki serzenişi de adım adım onları ölüme yaklaştıran bu olaylar zincirini kabullenememesinden kaynaklanıyor. Öldüren Şaka’yı özel yapan ana etkenlerden bir tanesi de aslında, bu farkındalığın aralarında garip bir bağ yaratmış olması. Ya bir gün Batman Joker’i öldürecek ve Joker sonunda can düşmanını dize getirmiş ve tek kuralını bozdurmuş olacak, ya da Joker Batman’i öldürecek ve kendisini tanımlayan adamdan yoksun kalarak yok olacak. İlk ölenin kazanacağı bu yarışın içinde birbirlerine duydukları garip bir bağlılık ortaya çıkıyor. Kısacası filmin bize vermek istediği “ooo Batman adam dövüyor, çok da acımasız” hissi konuyu işlemek için pek de iyi bir yöntem değil. Batman hep adam dövdü ve bundan sonra da dövmeye devam edecek.

btmn-kj21

Aynı sahnede başlayan ve ilk yirmi dakika boyunca işlenen ikinci öğe ise bence Batgirl’ün karakteri hakkındaki ikinci hatayı oluşturuyor. Batgirl soygunu durdurmaya çalışırken Paris Franz ile karşı karşıya geliyor ve o andan itibaren Paris, Batgirl’ü baştan çıkarmak istediği, seksi bir kadın olarak görmeye başlıyor. Bir bağ kurmak ve kabul görmek istediği Batman’den hiçbir tepki alamazken, yakalamaya çalıştığı kötü adamdan böyle bir hareket görmesi zaten duygusal dengesizlikler yaşayan Barbara Gordon’ı daha da deliye çeviriyor ve Paris’e hak ettiği cezayı vermek, Batgirl için özel bir mesele haline geliyor. Aynı zamanda Batman’in soğukluğundan da giderek daha fazla etkilenen Batgirl yakaladığı ilk fırsatta kendisini Batman’in kollarına bırakıyor.

batgirl-batman-sex

Öldüren Şaka çizgi romanı ilk çıktığında bazı feminist eleştirmenler tarafından yoğun olarak eleştirilmişti. Barbara Gordon’ın vurulması, sakat kalması, çıplak fotoğraflarının koz olarak kullanılması ve kendisinin bu konuda hiçbir şey yapamamasının, toplumun “zayıf kadın” imajını beslediği söylenmişti. Hatta hiakyenin yazarı Alan Moore bile Barbara Gordon’ı bir seks objesi olarak göstermiş olmaktan duyduğu pişmanlığı dile getirmişti. Şahsen bu ilk dönem eleştirilerin bazılarını temelsiz buluyorum. Zira Joker’in şiddeti gerçekten de kadın erkek tanımaz. Fakat filmde gördüğümüz özgüvensiz ve kendini sadece Batman’le olan ilişkisi ile tanımlayabilen bir Batgirl, karakterin güçlü ve güvenilir özelliklerini büyük oranda baltalayarak gerçekten de zayıf bir kadın imajı çizilmesine yol açıyor. Film’de gördüğümüz Batgirl, yaptığı işin vahametini kavrayamayan, sürekli olarak kabul görmeyi ve beğenilmeyi bekleyen, üstelik bu konuda da kendi kendine sızlanmaktan fazlasını yapmayan bir karakter ve aslında fedakar, özverili ve güçlü olması gereken Batgirl karakterine bir sünger çekiyor.

İlk kovalamaca sahnesinden sonra Batman ve Batgirl’ün Paris Franz’ı yakalama çabalarını, Batgirl’ün bir kaç noktada mantıksız hareketleri sebebiyle zor duruma düşmesini, Batman’in onu bir kaç defa kurtarmasını ve ikilinin arasında kısa sahnelerle anlatılan romantizmi görüyoruz. Batman bir yandan kendisini geri çekerek Batgirl’ü kendisinden korumaya çalışırken, bir yandan da özellikle sevişme sahnesinde anladığımız üzere, ona karşı yoğun hisler besliyor. Batgirl’ün de kendisi gibi bir karanlığa gömülebileceğini düşünürken bir yandan da henüz bu karanlık uçuruma gelmediği için kendisini anlayamayacağını anlatıyor ona. Fakat sonunda Paris Franz’ı köşeye sıkıştırdıkların da Batgirl, kendisini sadece bir seks objesi olarak gören bu kötü adama karşı tüm kontrolünü kaybederek saldırıyor. Böylece Batgirl, Batman’in filmin başından beri bahsettiği o karanlık boşluğa göz ucuyla da olsa bakma fırsatı buluyor ve bu deneyimden sonra da maskesine veda ederek daha basit bir hayata başlıyor. İşte tam bu noktada Joker tekrar devreye giriyor.

btmn-kj37

Joker’in planını anlamak çok zor değil. Öldüren Şaka’da Joker basit bir argümanı kanıtlamaya çalışıyor.

“Gereken tek şey kötü bir gün”

Öldüren Şaka’da ilk kez bazı olayları Joker’in gözünden görme -veya hatırlama- fırsatı buluyoruz. Bu açıdan bakıldığında özellikle Öldüren Şaka’nın çizgi roman versiyonu aslında bir Batman hikayesi olmaktan çok bir Joker hikayesi. Filmde başlangıçta anlatıcı olarak Batgirl sunulmuş olsa da, Joker’in kaçışıyla beraber başlayan olaylar zincirinde bakış açısı tıpkı çizgi romanda olduğu gibi Joker’e kayıyor. Bu da hikayeyi tekrar rayına oturtmaya yetiyor.

btmn-kj45

Flashbacklerle, eski adını bilmediğimiz bu adamın neden ve nasıl Suçun Soytarı Prensi‘ne (Clown Prince of Crime) dönüştüğünü görüyoruz. Her şey kötü giden tek bir gün ile başlıyor. Büyük planı için hazırlıklar yaparken Joker farklı nesnelere baktıkça eski günlerini hatırlıyor ve biz de onunla beraber bu hatıralara eşlik ediyoruz. Böylece onun nasıl da karısına ve doğacak olan çocuğuna bir komedyenlik kariyeri ile bakmaya çalıştığını izliyoruz ilk önce. Kötü giden işinden, berbat ettiği şakalardan sonra nasıl çaresizce karısının kollarına geldiğini, onu ve çocuğunu daha iyi şartlarda yaşatabilmek için kötü adamlarla iş yapmayı nasıl kabul ettiğini görüyoruz.

btmn-kj30

Bizler bunları izlerken Joker sakince büyük planını hazırlıyor. Ardından da karısının ölümünü ve sonrasında soygundan vazgeçecekken, bulaştığı adamların nasıl da kendisini tehdit ettiğini, başladığı işi bitirmek zorunda bıraktıklarını görüyoruz. Flashbacklerin finalinde ise soygun planının tepe taklak olmasıyla beyaz derisi, yeşil saçları ve yüzünde bir imza gibi duran gülümsemesi beliriyor kahkahalarını durduramazken.

Hepsi kötü giden tek bir günde…

Kendi sözleriyle anlatacak olursak Joker’in kanıtlamaya çalıştığı, tüm insanlığın kendisinden sadece bir tek kötü gün uzakta olduğu. Başına böyle felaketler gelen herkesin çıldıracağını ve toplum kurallarını hiçe sayacağını varsayıyor Joker. Ve bunu kanıtlamak için de Müfettiş Gordon’ın evine gidiyor. Kapıyı nazikçe çalıyor, ve Müfettiş Gordon’ın kızı Barbara Gordon kapıyı açtığında kendisini omuriliğinden vuracak şekilde silahını ateşliyor. Barbara kanlar içinde yerde yatarken Joker’in adamları yaşlı müfettişi pataklıyorlar. Bu esnada Joker de fotoğraf çekimine başlıyor. Joker’in yapmak istediği, adaleti hep el üstünde tutan, düzen adamı ve sıradan bir insan olan Müfettiş Gordon’a kötü bir gün yaşatarak kendisi gibi delirmesini sağlamak. Bunun için müfettişi sürreel eğlence parkına getirerek, bir takım garip insanlarla birlikte bir korku trenine bindiriyor ve ona yaralı kızının çıplak fotoğraflarını gösteriyor.

btmn-kj50

Yapılan işkencenin insafsızlığı elbette aşikar. Joker bu oyunu elinde büyük kozla oynuyor. Müfettişi en zayıf noktasından vurmakla kalmıyor, onu sürekli olarak deli saçması konuşmalarla da yıpratıyor. Fakat diğer yandan hem filmde hem de çizgi romanda bu planı ve arkasındaki motifi çok ilginç buluyorum. Joker gerçektende kendisi gibi bir kişi daha yaratmaya çalışıyor. Tek kötü bir günde deliren bir insan… Peki bu bize Joker hakkında ne anlatıyor? Diğer insanların kendisinden sadece tek bir gün uzakta olduğunu söylemesi acaba normal olarak görülme isteği mi? Diğer insanların kendisinden farklı olmadığını kanıtlamaya çalışırken, kendisinin de aslında diğerlerinden farklı olmadığını kanıtlamaya çalışıyor gibi bir his uyandırıyor Joker hakkında okuduğumuz ve izlediğimiz hikaye. Başına büyük felaketler gelmiş, toplumdan soyutlanmış ve işlediği suçlar haricinden kimsenin üzerine düşünmediği bir adamın kendisinin de normal olduğunu gösterme çabası. Elbette tüm bu olayların arkasında böyle naif bir içgüdü varsa bile Joker’in bu hisleri yaptıklarının korkunçluğu arasında gözden siliniyor.

btmn-kj54

Bu aşamada şunu söylemeden edemeyeceğim ki, Jack Nicholson ve Heath Ledger ne kadar Joker’se Mark Hamill’de o kadar Joker’dir. Bir karaktere bu kadar oturan bir ses ve sadece sesiyle böyle bir karakteri tam da olmasını isteyeceğimiz yere koyan başka bir aktör daha var mıdır emin değilim?

Sonunda Joker, Barbara’yı sakat bırakıp Müfettiş Gordon’a işkence ederken Batman’de gösterilere davetiyesini alıyor.

btmn-kj57

Planının işlediğinden emin olan Joker önce adamlarını salıyor Batman’in üzerine. Batman her birini tek tek etkisiz hala getirdikten sonra, Müfettiş Gordon’ı buluyor ve adamın hala kendisinde olduğunu görüyor. Batman, müfettişin yanında kalmayı önerse de, müfettiş Joker’in yakalanması ve bunun da kurallara uygun şekilde yapılması konusunda ısrarcı oluyor. Filmin ana karakterlerinin hepsi, yaşanan tüm olayların, bir argümanı kanıtlamak üzerine oynanan bir oyun olduğunun farkında. Joker herkesin kendisi gibi olduğunu ve herkesin korkunç şeyler yapabileceğini kanıtlamaya çalışırken, müfettiş ve Batman adaletin ve adaletin koyduğu kuralların haklılığını ispatlamaya ve kendi bakış açılarının doğruluğunu kanıtlamaya uğraşıyorlar. Ardından Batman ve Joker on yıllardır oynadıkları kedi fare oyununa bir kez daha dönüyorlar. Ve bu kovalamaca esnasında Joker çok ilginç bir tespitte bulunuyor.

“Sen de zamanında kötü bir gün geçirdin değil mi? Böyle olduğuna eminim. Kötü bir gün geçirdin ve bu her şeyi değiştirdi. Öyle olmasa neden uçan bir sıçan gibi giyinesin? Kötü bir gün geçirdin ve bu seni diğer herkes gibi delirtti. Fakat delirdiğini itiraf etmiyorsun. Hayatın, tüm bu çabaların bir anlamı olduğu numarasını yapmaya devam ediyorsun. Tanrım sana baktıkça kusmak istiyorum. Senin derdin ne? Seni sen yapan ne? Kız arkadaşın mafya tarafından vuruldu belki de? Kardeşin gaspçının teki tarafından bıçakladı ya da? Böyle bir şey olduğuna bahse girerim. Böyle bir şey…”

Joker, Batman’in geçmişini neredeyse on ikiden vuruyor. Fakat bir yandan da Batman’in neden kendisi gibi değil de tam zıttı olduğunu anlayamıyor ve bu da Joker’i çileden çıkarıyor. Neden kendisi gibi olmadığını anlayamaması belki de, Joker’in Batman’e duyduğu nefretin gerçek sebebi. Benzer şeyleri yaşamasına rağmen ondan çok daha farklı olmasını kabullenemiyor.

“Böyle bir şey bana da oldu biliyorsun değil mi. Ben… Ben tam olarak ne olduğundan emin değilim. Bazen bir şekilde hatırlıyorum, bazense başka şekilde… Eğer bir geçmişim olacaksa çoktan seçmeli olmasını yeğlerim! Ha ha ha! Fakat demem o ki… Demem o ki, ben çıldırdım. Dünyanın nasıl da karanlık, berbat bir şaka olduğunu gördüğümde zır deliye döndüm. Ben bunu kabul ediyorum! Sen neden edemiyorsun? Yani, sen öyle zekasız biri falan da değilsin! Durumun gerçekliğinin farkında olmalısın. Bir kaz sürüsü yüzünden kaç kez 3. Dünya Savaşının eşiğinden döndüğümüzün farkında mısın? Son dünya savaşını tetikleyen ne olmuştu biliyor musun? Almanya’nın savaş tazminatı olarak kaç tane telgraf direği borcu olduğu. Telgraf direği! Ha ha ha ha HA! Bu bir şaka olmalı! Herkesin değer verdiği ve uğrana çabaladığı her şey… hepsi canavarca ve delice bir eşek şakası! Peki sen neden işin komik yanını göremiyorsun? Neden hala gülmüyorsun?”

Bu noktada – belki de Batman hikayeleri boyunca en yoğun şekilde – Joker’in kendi deli zekası içerisinde bir yerlerde haklı olduğu noktalar olduğunu düşünmeye itilmiyor muyuz? Film yapımcılarının Batgirl için 20 küsür dakika harcayarak oluşturmaya çalıştıkları empatiyi, Joker, Mark Hamill’in ağzından yapılan bir monolog ve Batman’e delicesine saldırdığı bir cinnet anı ile dakikalar içinde kazanıveriyor. Dakikalar içinde kendimizi dünyada yazılmış en deli, en psikopat, en cani karakterle aynı düşünceleri paylaşırken buluyoruz. Bu konuda kime teşekkür edeceğimiz konusuna inceleme sonunda yazdığım notta değineceğim fakat oraya geçmeden önce son sahneden bahsetmemiz gerekli.

btmn-kj66

Tüm kovalamacanın ve yumrukların sonunda Batman ve Joker açık alanda yağmurun altında baş başa kalıyorlar. Joker dünyaya onun gözüyle bakmayı reddeden Batman’e silahını doğrultuyor fakat silah zaman zaman kullandığı oyuncak tabancalardan biri çıkıyor. Bunun üzerine Joker, Batman’in kendisini bir güzel pataklayıp sonra da Arkham’a geri göndereceğini düşünse de Batman, onunla ilk kez konuşmaya geldiğinde yaptığı konuşmanın bir benzerini Joker’e yağmur altında tekrarlıyor.

“Bu sefer değil… Bu sefer sana zarar vermek istemiyorum. Birimizin diğerini öldürmek zorunda kalmasını istemiyorum. Fakat seçeneklerimiz azalıyor. Belki de her şey bu geceye bağlıdır. Hayatının yönünü değiştiren neydi bilmiyorum ama belki ben de öyle bir şey yaşamışımdır. Belki birlikte çalışabiliriz. Seni rehabilite edebilirim. Yalnız olmak zorunda değilsin. Birbirimizi öldürmek zorunda değiliz.”

Bu konuşma Batman’in gerçek anlamda Joker’i bir suçlu olarak değil, bir insan olarak gördüğü anlardan bir tanesi ve belki de en önemlisi. Joker’e karşı olan nefretini bir kenara bırakıp ona yardım etmek istediği tek an. Birbirlerine bu kadar benzeyen iki düşmanın en çok yakınlaştığı an hatta. Ve her ne kadar Joker bu teklifi geri çevirse de, o an içinde Batman’in gerçekten de kendisine yardım etmek istediğini anlıyor. Fakat kendisini Batman’in zıddı olarak tanımlayan birisi böyle bir yardımı nasıl kabul edebilir ki? Ve elbette Joker, Joker olduğu ve böyle duygusal anlara gelemeyeceği için bir fıkra ile hikayeyi sonlandırıyor.

btmn-kj71

“Bak sana anlatayım, günün birinde bir tımarhanede iki tane adam varmış. Ve bir gece… bir gece artık tımarhanede yaşamak istemediklerine karar vermişler. Kaçmaya karar vermişler! İşte çatıya falan çıkmışlar ve orada ufacık bir boşluğun ardında ay ışığı altında şehrin içlerine kadar uzanan çatıları görmüşler… özgürlüğe uzanan çatıları. Şimdi, ilk herif hemen karşıya atlayı vermiş hiç sıkıntı olmadan. Fakat arkadaşı, arkadaşı atlamaya cesaret edememiş. Anlarsın… anlarsın ya düşmekten korkmuş. Arkasından ilk adamın aklına bir fikir gelmiş. Demiş ki, ‘Hey! el fenerim yanımda! Ben boşluğa doğru ışığı tutarım. Sen de direklerin üzerinden yürüyüp yanıma gerlisin.

F-fakat ikinci adam başını sallamış. De-demiş ki ‘Sen beni deli mi sandın? Daha ortasına varamadan kapatırsın ışığı!’

Ve işte tam bu esnada bence çizgi roman tarihinin ve belki şimdi sinema tarihinin de en inanılmaz olayı yaşanır. Batman katıla katıla gülmekte olan Joker’in omzuna elini atar ve bu berbat fıkraya beraber kahkahalar atarak gülerler.

Öldüren Şaka’nın film uyarlaması Batgirl’ün hikayesinin ana hikayeye yarım yamalak bağlanması ve Batgirl karakterinin zaafları düşünüldüğünde umduğumu vermemiş olsa da, ana hikayenin başladığı o yağmurlu gece ile birlikte tekrar, çizgi romanı okuduğumda hissettiğim o inanılmaz hissi bana hatırlattı. Elbette ilk 20 dakika farklı şekilde düşünülebilir farklı girişler planlanabilirdi. Fakat DC Comics bu zaman aralığını çizgi roman okuyucusu olmayan kitleye Batgirl’ü tanıtmak ve tüm izleyicilerde ona karşı bir empati oluşturmak için kullanmış. Bu bölümü başarılı bulmasam da hikayelerin sahibi olan firmalar her zaman bizlerin isteyeceği şekilde tasarlamıyorlar filmleri. İlk 20 dakikayı aştığımızda ise, karanlığa gömülmüş ve sonunda Joker’i öldürmesi gerekeceğini fark etmiş bir Batman ve herkesin kendisi gibi olabileceğini göstermeye çalışan bir Joker görüyoruz. Bu bölümde çizgi romana sıkı sıkıya bağlı kalınması filmi tekrar ayağa kaldıran ana etken diyebiliriz. Her iki karakterin bunalımları ve çıkmazları harika bir şekilde anlatılıyor. Joker’in yalnızlığı ve Batman’in iyi saklanmış deliliği bu hikayeyle birlikte su yüzüne çıkıyor. Üstelik hikaye Joker’in nasıl Joker olduğunu anlatan şimdiye kadar yazılmış en iyi eser. Elbette bu hikayenin gerçek olup olmadığını halen bilemiyoruz, zira sevgili Joker’imiz geçmişinin çoktan seçmeli olmasını tercih eder. İki ezeli düşmanın karşılıklı kahkahaları ise filmin en özel anlarından.

btmn-kj62

Sonuç olarak Öldüren Şaka, Batman ve Joker arasındaki ilişkiyi taşıdığı nokta ile bir başyapıt ve özellikle çizgi romanı okumadıysanız gerçekten izlenmesi gereken bir film. Sadece Batgirl bölümlerine benim kadar takılmayın yeter. Joker’in argümanları ve Batman’in verdiği karşılık düzen ve kaos arasında bu iki figüran üzerinden dönen savaşın başka bir perdesi olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla tüm eksiklerine (veya fazlalıklarına) rağmen filmi izlemenizi gerçekten de tavsiye ederim.

İnceleme sonrası bir ufak not: Yazının içinde sormuştum “bu harika hikaye için kime teşekkür edeceğiz?” Bu soru beni tüm filmde en çok rahatsız eden noktaya getiriyor ve bu incelemeyi bitirmeden önce bu konuda da bir iki laf etmek isterim. Batman ve Joker’in kahkahaları ardından filmde emeği geçen herkesin anılmasına geliyor sıra. Ve karanlık ekranda sırayla isimler beliriyor:

“Yöneten: Sam Liu, Yazan: Brian Azzarello, Brian Bollard’ın çizdiği ve DC Comics’in bastığı çizgi romandan esinlenerek hazırlanmıştır.”

Yazan: Brian Azzarello

Öldüren Şaka’yı bilen herkes, yazarının Alan Moore olduğunu bilir. Üstelik en azından “Alan Moore’un yazdığı ve Brian Bollard’ın çizdiği çizgi romandan esinlenilmiştir” bari denilebilirdi. Bunu ilk gördüğüm noktada tepkim “yok artık” oldu. DC Comics’in kasıtlı olarak Alan Moore’un ismini filme koymamış olması beni gerçekten çok sinirlendirdi. Fakat bir miktar araştırma yaptıktan sonra ortaya çıktı ki, Alan Moore kendisi bu filmde adının geçmesini istememiş.

alan-moore-the-killing-joke

Kendisiyle yapılan röportajlarda Moore, Batman gibi basit bir karakteri bu kadar melodramatik bir hikayeyle yüklediği, bu kadar şiddet içeren ve karanlık bir hale getirdiği için pişman olduğunu söylüyor. Yazdığı pek çok hikayeyle süper kahraman kavramına bambaşka bakış açıları getiren Moore; Öldüren Şaka ile süper kahramanların karanlık ve melodramatik karakterler haline gelmesine katkıda bulunduğu için üzgün olduğunu söyleyerek, amacının bu olmadığını ve dünyanın daha fazla sayıda somurtkan intikamcıya ihtiyacı olmadığını ekliyor. Eğer şimdi bir Batman hikayesi yazacak olsa, Batman’in ilk günlerindeki gibi bir detektiflik hikayesi yazmak isteyeceğini anlatıyor.

batman-joker-killing-joke

Moore belki bir konuda haklı, belki de daha fazla korumacı süper kahramanlara ihtiyacımız yoktur. Ve gerçekten de süper kahraman hikayeleri artık karanlık geçmişlerle dolu başlangıç hikayelerinden kurtulmalıdır. Fakat şunu da eklemek gerekir ki, şimdiye kadar hiç kimse Batman ve Joker’i karşılıklı kahkahalarla güldürmeyi başaramamıştır. Ve bundan sonra benzerleri yapılmaya çalışılsa da Moore’un Öldüren Şakası her zaman bir ilk olarak anılacaktır. Açıkçası Alan Moore’dan bu eserine sahip çıkmasını beklerdim. Fakat Watchmen’in film uyarlamasında yaşadığı hayal kırıklığından sonra Moore sinema uyarlamalarına sıcak bakmadığını defalarca dile getirmişti. Eserlerinin popüler kültür tarafından yutulması konusunda çok hassas olan yazara bu konuda hak vermemek elde değil. Fakat eserine dönüp baktığında beğenmese dahi, eserine sahip çıkmasını ve arkasında durmasını gerçekten isterdim. Gerekirse eserini en çok eleştiren kişi kendisi dahi olsa bunu yapmalıydı diye hissediyorum. Onun yolundan giderek, süper kahramanları farklı bir gözle görecek yazarlara gerçekten ihtiyacımız var. Bu yola girmenin ilk koşulu ise Moore gibi yazarların öne çıkmaları ve yol göstermeleri.

Yazan: Murat Kurt

Sinema Tarihinin Unutulmaz Kötüleri
Rogue One'ın Yeni Uzay Gemisini Yakından Gördünüz Mü?