Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » Arrow Sezon Ortası İncelemesi

Arrow Sezon Ortası İncelemesi

arrow

Arrow birazdan detaylıca değineceğim bir bölümle sezon arasına girdi. Bölüm bittiğinde hemen yazı yazmalıyım dedim, ama ellerimin titremesinin geçmesi için biraz beklemem gerekiyordu. Artık son sahnenin etkisini üzerimden attım ve sezonun ilk yarısının genel değerlendirmesiyle yazıma başlıyorum.

Arrow, 3. sezona yeni dünyasını tanıtarak başladı. 2. sezonun finalinde büyük olaylar olmuştu ve zaman atlamasıyla birlikte birçok şey değişti. Maalesef Laurel değişmeyi başaramayanlardan. Black Canary olacak sözde ama hala kötü oyunculuğuyla kendinden nefret ettirmeyi başarıyor. 3 sezondur dizinin en büyük problemi kendisi.

Thea da aynı şekildeydi fakat Merlyn’dan aldığı eğitim onu çok değiştirdi, güçlü bir kadın yaptı. Starling’e gelmesiyle eski haline döneceğinin izlenimini verse de sağlam bir karakter olarak yola devam edeceğini umuyorum.

Stephen Amell’le (Oliver Queen) David Ramsey’in (John Diggle) oyunculuklarını fazlasıyla beğendim bu sezon. Oliver, herkesten çok kendisiyle mücadele etti. 2 sezondur kendini geliştiren Amell, Oliver’ın soğukkanlı duruşunu, düşünceli hallerini ve zorlu zamanlarını başarıyla yansıttı. Bu zorlu zamanlarındaysa ona Diggle yardımcı oldu. Dig her zaman tecrübesiyle Oliver’a destek oldu ama Oliver’ın iç mücadeleleri artınca Dig’in “abilikleri” de fazlalaştı. Özellikle söz konusu Oliver’ın ailesi olduğunda doğru düşünmeyi başarabilen kişi Dig oluyor ve ben bu ikilinin ilişkisine bayılıyorum.

arrow-dizi

Bir de Felicity ve Ray Palmer meselesi var. Ray’in de dahil olduğu Oliver-Felicity ilişkisinin kötü işlendiğini düşünmüyorum. Takım içinde romantizme karşı olsam da (Flash’ın takımını şu anda çok sevmemin sebebi bu) bu bir CW dizisi, Oliver’la Felicity yakışıyor ve aşk üçgenimiz CW’nin diğer dizilerindeki gibi sulanmadığından pek sorun yok.

İlginizi Çekebilir  Space Engineers İle Uzayda Çalışabilirsiniz

Bölümlük hikayeler üzerinden ilerleyen sezonun en akılda kalıcıları Corto Maltese ve Cupid’di. (Flash crossover’ından bahsetmiyorum, ona övgülerimi ayrı bir incelemede belirtmiştim) Ekibin Starling dışı ilk macerası bu kurgusal DC ülkesine oldu, aksiyonu yüksek bir bölüm izledik. Cupid de çizgi roman okurlarının aşina olduğu takıntılı hayran konseptini diziye getirdi. Arrow onu Suicide Squad’a teslim etse de Cupid’i son görüşümüz olacağını sanmıyorum. Cupid için yapılan “Suicide Squad’a takılan son kadından daha deli” tanımındaki gönderme çok iyiydi. Ne zaman göreceğiz seni Harley Quinn?

arrow-character

İzlediğimiz 9 bölüm sonunda Arrow’un en zayıf sezon başlangıcını yaptığını söyleyebilirim. Esas kötünün pek ön planda olmaması, daha çok bölümlük düşmanlarla karşılaşılması bundaki en büyük etken. Yine de Arrow özellikle bire bir dövüşlerdeki aksiyonuyla ve gerçekçi atmosferiyle kendini izletmeyi başarıyor. Atom’un ve Ras Al Ghul’un oyuna dahil oluşuyla sezonun geri kalanının çok heyecanlı olacağını tahmin ediyorum.

“The Climb”

Bu bölüm ayrı bir incelemeyi hak ediyor. Arrow, final nasıl yapılır biliyor.

“The Climb” tamamen final sahnesine odaklanan bir bölüm. Bütün her şeyi oraya yıkıyor. Arrow ekibi düello sahnesinin nasıl çekileceğini iyi biliyor, kendine güveniyor. Malum izleyici de onlara güveniyor ve merakla son sahneyi bekliyor. O bekleyişi, o süreci o kadar iyi işlemişler ki. En başından beri Oliver’ın hayatının dövüşüne gideceğini biliyoruz. Oliver insanlarla vedalaşırken, dram sahneleri artarken arada birkaç saniyeliğine dövüşün gerçekleştiği dağa tırmanışını izliyoruz. Her seferinde tepeye daha da yaklaşıyor, beklentiyi yükseltiyor. Bitişe giden yol yavaş yavaş, gerginliği artırarak ilerliyor. Tüm kozlarını final dövüşüne oynayan bölüm pişman etmiyor, darbeyi vuruyor.

İlginizi Çekebilir  Bu Geri Dönüş Muhteşem Olacak Mı? - World of Darkness Preludes İncelemesi

arrow-series

Ama önce, finale kadar olan kısma bakalım.

Flash’ın sezon ortası finali ve Arrow-Flash crossover’ı incelememde dram sahnelerinin beni şaşırttığından bahsetmiştim. Bu bölümde de şaşırtmaya devam etti. Final dövüşünü bekleyişimde -Laurel’ın sahneleri hariç- sıkıldığımı söyleyemem. Flashback sahnelerinin artık bir anlam ifade etmesi de bunda etkili tabi.

Laurel yine berbattı. Sahne süresi arttı (Laurel’siz crossover bölümlerinden sonra çok daha fazla gibi hissettim) ve annesi şehre geldi. İkisi birleşince kat be kat kötü sahneler izledik. Hele Sara’nın mezarı başındaki intikam muhabbeti ne kadar kötüydü öyle.

Malcolm Merlyn bekleyiş sürecimizin kahramanıydı. Nihayet gerçek planını öğrenmeyi başardık. Merlyn’in Thea-Oliver-League of Assassins üçlüsünü içeren zekice planı beni hayretler içinde bıraktı. Bağlantılar çok güzel kurulmuş ve temeli elbette ki Merlyn’in kendini kurtarması için atılmış. Merlyn’in müthiş planı Oliver’ı merakla beklediğimiz final sahnesine götüren şey oldu.

arrow-face

Arrow ve Flash tüm iyi yönlerine rağmen basitliklerinden, gençliklerinden kurtulamıyorlar. Merlyn’in takım elbiseyle dolaşması veya Thea’nın art arda Oliver ve Arrow tarafından Merlyn’i hedefleyen sorular sormalarını sorgulamaması gibi saçmalıklar var. Neyse olur öyle diyoruz, Atom’un arada kaynamasına da (Flash da aynı hataya düştü, sezon arası finalinde Firestorm’u yeterince derinleştiremedi) “olsun bakalım” deyip ve final sahnemize geliyoruz.

Bravo! Arrow en iyi yaptığı işte daha da iyi olmuş. Kamera açıları, koreografi, Ra’s Al Ghul’un ustalığı ve en önemlisi, dövüşün sonu. Mükemmel bir ters köşe yaptılar, Oliver’ın yenileceği tahmin edilebilirdi ama bu kadar da beter edileceğini düşünememiştim. Ra’s Al Ghul’un bölümdeki şovunun son hamlesi efsaneydi.