Son Haberler
Anasayfa » İncelemeler » 1. Dünya Savaşı’na Farklı Bir Bakış: Leviathan

1. Dünya Savaşı’na Farklı Bir Bakış: Leviathan

leviathan-scott-westerfeldFantastik edebiyatın doruk noktalarından biri sayılmaz ‘Leviathan’. Ancak, kendine has bir tada sahip, hızlı tempoda ilerleyen, aksiyonu bol, karakter derinliğinden ziyade olay örgüsünün serüven yüklü seyrine odaklanmış bir roman. Okunması da ziyadesiyle kolay, en tembel okuyucunun bile bir çırpıda okuyabileceği yalınlıkta yazılmış. Üstüne üstlük, kitabın sayfalarının içinde, gizli defineler misali, Keith Thompson’ın şahane illüstrasyonları da mevcut.

Ne ki, ‘Leviathan’ın çubuğu büktüğü macera hattında, serinin ilk romanı olmasından mütevellit bir tamamlanmamışlık, eksiklik hissediliyor. Westerfeld, muhtemelen asıl debdebeli aksiyonu serinin diğer kitaplarına saklamış.


slaver-leviathan

Fantastik romanların, özellikle son yıllarda, okuyucular nezdinde popülerliği giderek artıyor. Fantastik türe dair üretilen her eser, kendine fanatik hayranlardan mürekkep bir okuyucu kitlesi kazanıyor. Bu hayran cemaati, söz konusu romanlarda mevzu edilen alternatif, kurgusal evrenlere dair özel dile, jargona sahip çıkıyor, böylelikle kendi aralarında da bir duygudaşlık kuruluyor, ortak bir hissiyat oluşuyor. Fantastik romanların kurgusal dünyası, başta gençler olmak üzere, içinde yaşadığımız dünyanın boğucu kasvetinden uzaklaşmak, yeni heyecanlar tatmak isteyenler için bire bir. Ne de olsa, düşlerin, hayal etmenin tadını bir kez alanların, bu bağımlılıktan kurtulmaları hiç kolay değil.

Fantastik tonda serbest vezin yaratılan eserler, yazarlarının maharetine ve meşrebine göre, günümüz toplumuna yönelik sert siyasal eleştirileri de içinde barındırabiliyor; uçucu, anlık heyecanlar pompalamanın, kısa vadeli bir gerilim hissiyatı var etmenin de peşine düşmüş olabiliyor. Kısacası, fantastik romanları genel geçer, kapsayıcı bir ortak çerçeve içinde değerlendirmek imkânsız. Felsefi eğilimlerini, yaklaşımlarını metnin akışına uygun biçimde içeriğine dâhil etmiş, özgün bir tasavvur yeteneğinin, hayal gücünün meyvesi olarak edebiyat âlemine dâhil edilmiş fantastik romanlar da var; salt ticari amaçla yazılmış, sürükleyici ama derinliksiz, heyecanla okunan ama okuduktan sonra aklınızda tek satırı bile kalmayacak vasat kitaplar da…

alekandstormwalker-leviathanDolayısıyla, her fantastik romandan veya seriden bir “Yüzüklerin Efendisi” derinliği, çok katmanlılığı beklemek abesle iştigal. Bazen bir romanın sadece okurken eğlendirmesi, okuyucusunu kısa vadeli heyecanlara sürüklemesi de yeterli olabilir. İşte, Amerikalı yazar Scott Westerfeld’in “Leviathan” serisi de bu manada örnek olarak gösterebileceğimiz romanlardan oluşuyor. Serinin ilk romanı konumundaki “Leviathan”ın Türkçeye de çevrilmesiyle birlikte Westerfeld’in kurgusal fantezisine, tasarladığı dünyaya giriş yapmış bulunuyoruz. “Leviathan”, üç romandan mürekkep bir seri olarak tasarlanmış. Bunlar sırasıyla: “Leviathan”, “Behemoth” ve “ Goliath”.

Scott Westerfeld’in “Leviathan” serisiyle yeni tanışıyoruz ama kendisi Türkiyeli okuyucu için pek de yabancı bir isim sayılmaz. Yazarın pek çok romanı Türkçede yayımlandı ve beğeniyle karşılandı. “Gececiler”, “Güzeller”, “Çirkinler”, “Geceyarısıcılar” gibi romanları, benimsediği sade dil ve akıcı üslubun da etkisiyle, tüm dünyada olduğu gibi yaşadığımız topraklarda da, edebiyat zevki ortalamanın sınırlarında dolaşan okuyucuların teveccühünü kazandı. Sözün özü, Westerfeld’ın kitapları hakikaten ilgiyle okunuyor, yenileri bekleniyor, buna müteakip iyi de gelir getiriyor.

Bu somut durumun da altını çizdikten sonra, gelelim “Leviathan”a… Demin de belirttiğimiz gibi, “Leviathan”, aynı adı taşıyan serinin ilk romanı, yani bu kitabı Westerfeld’in yarattığı kurgusal evrene adım atacağımız, başkarakterleri tanıyacağımız bir giriş bölümü olarak da niteleyebiliriz. “Leviathan”, bildiğimiz Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki seferberlik atmosferinde geçiyor geçmesine de, kitapta bahsedilen coğyafyalar ve devletler tanıdık olmasına rağmen, mevzu edilen uygarlık düzeyi ve savaş araçları tamamen hayali. “Leviathan”ın dünyasında da, Birinci Dünya Savaşı’nı tetikleyen olay, Avusturya-Macaristan tahtının varisi Arşidük Franz Ferdinand’ın Sırp devrimciler tarafından öldürülmesi oluyor (Tabii, “Leviathan”da Ferdinand, Sırpların suikastinden kurtuluyor ama gizemli bir zehirlenme vakasının kurbanı oluyor). “Leviathan”ın alternatif tarih öyküsünde, reel tarihte İttifak ve İtilaf Kuvvetleri olarak yer bulan devletlerarasındaki ayrımlar, çelişkiler farklı temellere dayanıyor. Devletlerarasında saflaşma, kurulan komplolar ve hedefler üç aşağı beş yukarı tarihi gerçeklerden feyzalınarak üretilmiş olsa da, “Leviathan” dünyasında kutuplaşmanın sınırları teknolojiye ve bilime yaklaşım üzerinden çiziliyor.

leviathan-europe-map-keith-thompson-banner

Almanya, Avusturya-Macaristan gibi devletler mekanik makineler üzerinden gelişen bir medeniyet ortamında yaşıyorlar. Günlük yaşamın, giyim kuşamın 1900’lü yılların gerçeklerine sadık biçimde tasvir edilmesine rağmen, Clanker diye adlandırılan bu devletlerin savaş araçları tarihsel emsallerine göre son derece gelişkin. Clankerlar makineleşmenin son noktası, benzerlerine “Star Wars” türünde bilimkurgu filmlerinde rastladığımız muazzam zırhlı savaş gemilerine sahipler. Clankerlar mühendislik harikası bu savaş gemilerini tarihsel düşmanları Darwinistlere karşı kullanıyorlar. Charles Darwin’in evrim kuramını manipüle etmek suretiyle, değişik türde canlıların genetikleri üzerinde oynayarak, onları mutasyona uğratan ve bu yolla ‘ruhsuz yaratıklardan’ organik savaş araçları elde eden Darwinist devletlerle aralarında uzlaşmaz çelişkiler mevcut. İngiltere, Fransa gibi Darwinist devletler, yaşayan hayvanların DNA’ları ile oynarak onları makineler misali üretiyorlar ve ihtiyaçlarına göre dizayn edip kullanıyorlar. Bu devletler, genetik yapısı bozulmuş balinalardan yaşayan savaş uçakları, genetik yapısıyla oynanmış fillerden yük taşıyıcıları elde ediyorlar. Kısacası, “Leviathan”ın kurgusal tasavvurunda dünya, iki karşıt felsefi akıma ayrılmış durumda: Clankerlar, yani insan ürünü pistonlar ve makineciliğe yaslanan medeniyetler ve Darwinistler, yani Darwin’in kuramını yeni organik yaşam formları yaratmak için kendilerine temel alanlar.

negotiations“Leviathan”ın kahramanları da bu iki ayrı dünyadan seçilmiş iki genç. Biri, Avusturya tahtının veliahtı, Ferdinand’ın oğlu Alek; diğeri ise İngiltere Hava Kuvvetleri’ne katılmak için erkek kılığına bürünmüş çekirdekten havacı yeteneklerine sahip Deryn. Başlangıçta, bu iki ismin öyküleri birbirine paralel biçimde anlatılıyor “Leviathan”da. Deryn, İngiltere’de uçan organik gemilerde havacı olabilmek için deneme sınavına tabi tutuluyor. Alek, annesi ve babasını suikastle yok edenlerden kurtulmak için babasının sadık adamlarının refakatinde Avusturya’dan İsviçre’ye doğru gizli bir yolculuğa çıkıyor. Deryn, kadınların asker olarak kabul edilmediği sosyal koşullarda ‘aptal bir erkek çocuğu’nu oynamak zorunda ve girişkenliği, yaratıcı zekâsıyla kabul edildiği Hava Kuvvetleri’nde kullandığı adı Dylan. Alek ise babasına komplo kuran güçlerin onun yerine tahta geçmesine de izin vermeyeceklerinin bilincinde ve kimliğini gizleyerek, dünyayı saran savaş tamtamlarının dinmesini beklemek üzere ücra bir kaleye doğru yol almakta.

Deryn, kitaba ve seriye de ismini veren, İngiltere’nin en meşhur hava gemisi Leviathan’ın personelinden biri olarak seçilmeyi başarıyor. Leviathan gemisi, mikroskobik hidrojen soluyucuları vasıtasıyla havada asılı durmayı beceren, ekosistemdeki birçok farklı canlının DNA’sını kendi içinde taşıyan devasa bir balina aslında. Bu geminin savaş silahları da, yuttukları demirleri düşmanlara fırlatan yarasalar, gagalarında taşıdıkları ağlarla diğer savaş gemilerini enterne eden dev şahinler. Yani, Darwinist teknolojinin son ürünü bir yaşayan savaş aracı Leviathan. Diğer tarafta ise, Alek’in kullanmayı öğrendiği Clanker medeniyetinin son mahsulü, iki mekanik ayağı üstünde koşusu kumanda panelinden yönetilen, ağır toplarla donanmış dev bir tankı andıran Stormwalker mevcut.

imperial_propaganda“Leviathan”ın hikâyesinde bu iki genç insan, dolayısıyla da mensup oldukları iki ayrı kültür, Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı gerilimli ve tekinsiz günlerde İsviçre Alpleri’nin ücra bir buzulunda karşılaşıyorlar. İki grup, peşlerine düşen ortak düşmana (Almanlar oluyor bu düşmanlar) karşı ittifak yaparlarken, hem birbirlerini tanımış oluyorlar hem de kuşaklar boyu kendi cephelerinden ötekileştirdikleri Clanker ve Darwinist kültürlerin günahı ve sevabıyla somut bir karşılaşması/karşılaştırılması vuku bulmuş oluyor. Dünya dengeleri yeni başlayan büyük savaşla altüst olurken, kahramanlarımızın kişisel kaderleri de birbirine bağlanıyor.

Başta da belirttiğimiz üzere, fantastik edebiyatın doruk noktalarından biri değil “Leviathan”. Ancak, kendine has bir tada da sahip; hızlı, aksiyonu bol, karakter derinliğinden ziyade olay örgüsünün serüven yüklü seyrine odaklanmış bir roman. Okunması da kolay, en tembel okuyucunun bile bir çırpıda okuyabileceği yalınlıkta yazılmış. Üstüne üstlük kitabın sayfalarının içinde, gizli defineler misali, Keith Thompson’ın şahane illüstrasyonları da mevcut. Ne ki, “Leviathan”ın çubuğu büktüğü macera hattında, serinin ilk romanı olmasından mütevellit bir tamamlanmamışlık, eksiklik hissediliyor. Westerfeld, muhtemelen asıl debdebeli aksiyonu serinin diğer kitaplarına saklamış. Türün meraklısı için “Leviathan” serisinin ilk kitabı kaçırılmayacak bir fırsat niteliğinde. Fantastik roman türüne yeni ilgi duyanlara ise, işe “Leviathan”dan başlamalarını öneremeyeceğiz.

 

Kitabın künye bilgilerine ulaşmak için: http://frpnet.net/bilimkurgu/leviathan

Only War FRP Oyunu
Hugo Ödülleri 2012 Adayları Açıklandı