İncelemeler

Okuyamazsam Kendimi Yakarım: Alaycı Kuş İncelemesi

The Queen’s Gambit (Vezir Gambiti) ve Dünya’ya Düşen Adam romanlarının yazarı Walter Tevis‘in Alaycı Kuş (Mockingbird) romanı da Türkçe’ye çevrildi. Distopik bir hikaye anlatan bu akıcı romanı okuyup sizler için inceledik.

Bu romanda bizi uyuşturucu bağımlısı bir toplum, intihara meyilli robotlar, okuma yazma öğrenmeyen çocuklar ve maymun pastırmaları bekliyor. Tabii bir de üç kişilik gruplar halinde kendilerini diri diri yakan New Yorklular. Keşke bunu burgercilerde yapmasalar da iştahımız kaçmasa.

Alaycı Kuş’un bu incelemesinde kitabı hem tanıtıyor hem de övüyoruz. Romanı henüz okumamış tüm okurlarımıza tavsiye ediyoruz. Okumuş okurlarımızın da fikirlerini merak ediyoruz. Bu inceleme genelde ilk 30 sayfada öğrenilen bilgilere dair spoiler içermektedir. Bu bilgiler tasvir edilen dünya düzeni ile alakalıdır, ana karakterlerin hikayesine dair spoiler bulunmamaktadır. Dilerseniz, kitabı spoiler vermeden tanıttığımız haberimizi buradan okuyabilirsiniz.

Alaycı Kuş – Kapak: Hamdi Akçay

Tanıtım: Robotlar ve İnsanlar

Hikayemiz intihara meyilli bir robotun Empire State Binası’na tırmanmasıyla başlıyor. Binanın en üst katına çıkıp New York’u güneş doğana kadar izliyor. Sonra merdivenleri inip New York Üniversitesi’nde dekanlık görevine geri dönüyor. Robert “Bob” Spofforth dokuzuncu yapım bir robot. Yani robotların en üst modeli, en gelişmişi, en zekisi. Beyni kendisini tasarlayan dahilerin birinden birebir kopyalanmış. Ne yazık ki robotlar üretim aşamasını geçene kadar kimse o dahinin intihara meyilli olduğunu fark etmemiş. Robert, dokuzuncu nesillerden sonuncusu. Yani intihar etmemiş tek dokuzuncu yapım robot.

New York adeta bir mezarlık. Empire State binası da onun mezar taşı.

İnsanlık iyi durumda mı peki? Onlar doğdukları günden itibaren yurtlarda yaşıtlarıyla birlikte büyüyorlar. Robot eğitmenlerinden iyi bir yurttaş olmayı öğreniyorlar. İyi bir yurttaş mahremiyete önem verendir. Kimsenin kişisel alanını işgal etmez, kimseye kişisel bir soru sormaz, gerekmedikçe fiziksel temas kurmaz ve hatta gözlerine bile bakmaz. Kendisine garip gelen bir şey varsa sormaz, düşünmez ve gevşer. İyi vatandaşlar istedikleri her şeye sahip olabilirler. Zira iyi bir vatandaş oldukları sürece robotlar onlara hizmet etmek için vardır.

Distopik Ögeler

Alaycı Kuş’u Jonathan Lethem Cesur Yeni Dünya ve 1984 karışımı diye tarif etmiş. San Francisco Chronicle, “Fahrenheit 451‘in gayriresmi bir devam kitabı gibi” demiş. Kimi okurlar Escape from New York filmini dahi anmış. Alaycı Kuş bunların hepsinden bazı ögeler içeriyor olsa da bence kendi hikayesini anlatmayı başarıyor.

Tevis bu romanda ilgi çekici bir dünya tasvir ediyor. İnsanlar içtikleri uyuşturucu hapların ve çocukluklarında aldıkları eğitimin etkisiyle gittikçe hissizleşip içlerine kapanıyorlar. Aile kavramının ortadan kalktığı bu düzende Bireysellik, İçe Dönüklük ve Mahremiyet öne çıkıyor. Öte yandan her yerde karşımıza çıkan robotların bazıları hiçbir insanın olmadığı kadar duygusal. Tersine dönmüş bu dünyada sistem için önemli olan tek şey halkın her türlü sıkıntıdan uzak tutulması. En büyük sıkıntıların kaynağı da belli: Düşünceler ve duygular. Okulda öğretilen okuma yazma eğitiminin yerini rahatlama, gevşeme ve düşünceleri kafadan atma eğitimleri alıyor.

Böyle sona erecek dünya. Bir patlamayla değil, bir sızlanmayla.

Yasaklar ve kurallar tepki doğrurur. Bu sistemde yasaklar ve cezalardan ziyade kibarlığın ve kültürün gerektirdiği davranışların dayatması var çoğunlukla. Okuma yazma bile yasak değil. Sadece zorunlu ders olmaktan kaldırıldı ve seçmeli ders olarak çocukların ilgisini çekmedi. Zamanla unutuldu, gitti.

Roman distopik dünyasını oluşturan diğer bir unsur olarak da azalan nüfus konusunu işliyor.

Ana karakter: Paul Bentley

Paul Bentley kimsenin okuma yazma bilmediği bu dünyada eline geçirdiği Okumayı Öğreniyorum kitapları ile kendi kendine okumayı sökmüş bir vatandaş.

– Bir kitapla ne yaparsın ki?

+ Onu okursun.

– Oh… Peki “okumak” ne demek?

+ Buradaki bazı işaretler sesleri temsil ediyor. Sesler de kelime yapıyor. İşaretlere bakıyorsun ve kafanın içinde sesler oluyor. Eğer yeterince çalışırsan sanki biri konuşuyormuş gibi olmaya başlıyor. Konuşuyor ama şey, sessiz şekilde.

Roman büyük oranda Bentley’nin günlüklerinden oluşuyor. Zira kahramanımız okumakla kalmayıp yazmayı da öğreniyor. Böylece Bentley’nin gözünden okumanın, başka insanların duygularını ve hayatlarını yaşamanın anlamını görüyoruz. Tabii okuduğu her şeyi anlayamıyor Bentley. Çünkü çoğu kelimeyi bilmiyor. Mesela hastalık ve cebir gibi. Yine de anlamasa bile okudukları içinde garip bir şeye sebep oluyor. Doğru kelime belki de hüzündür.

Ormanın kenarında bir tek alaycı kuş şakır. (Only the mockingbird sings at the edge of the woods.)

Alaycı Kuş

Alaycı kuş, başka canlıların seslerini taklit ederek onlarla alay eden bir kuştur. Bu romanda da insanların duygularını taklit eden robotlar ve robotların hissizliğini taklit eden insanları görüyoruz. Bomboş geçen yaşamların çok renkli hayatları taklit edişine şahit oluyoruz.

Taklit bunlarla da bitmiyor. Dişlileri pas tutmuş, yıllar önce bozulmuş bir sistem var ortada. Çoğu şey çalışmıyor, neredeyse hiçbir şey tamir edilmiyor. Fakat çalışan parçalar bir şekilde işleyen bir sistemi taklit etmeyi başarıyor. Empire State Binası’na giriş yasak çünkü bina bakımda. Onlarca yıldır hem de. İçeriye girebilirsen görüyorsun ki asansör de bozuk, onlarca yıldır. Tamir robotu çağırmak gerekiyor ama tamir robotlarının da bakıma ihtiyacı var. Robotların bakımı için gereken parçalar bakım merkezine ulaşmamış. Neden olduğunu arayıp sormak lazım ama telefona cevap veren yok. Tamir edilemeyen sistemin yarattığı yılgınlık teması da distopik dünyaya değerli bir katkı yapıyor.

Cevapsız Sorular ve Eleştiriler

Dünya nasıl bu hale geldi? Bu sorunun cevabını büyük oranda öğreniyoruz aslında. Fakat kitabın sonlarına yaklaşırken okuma yazma neden öğretilmiyor gibi konulara nispeten tatmin edici cevaplar alırken azalan nüfus gibi konularda “Ya yapma, böyle olmak zorunda değildi. Çok daha farklı gelişebilirdi, biraz sığ düşünülmüş sanki” dedirten bir cevap alıyoruz.

İnsanlar neden süreleri ifade etmek için “sarı” ve “mavi” kelimelerini kullanıyorlar? Bunun cevabını ben kitapta bulamadım. 2 sarı 1 yıl ediyor. Dolayısıyla sarının baharı temsil ettiğini düşünüyorum ancak mavi için bir açıklamam yok. Sizin zaman belirten kelimelerin neden renk isimleriyle değiştirildiği konusunda bir fikriniz varsa yorumlarda bunu duymayı çok isterim.

İnsanlar neden işçi ve düşünür diye iki gruba ayrılıyor? Bunun da cevabı kitapta yok. Tüm işleri robotlar yaparken ve düşünmek insan ahlakına aykırı bir işken insanların işçi ya da düşünür diye ayrılmasına ne gerek var? Bunun zekaya bağlı bir ayrım olmadığını da biliyoruz zira işçi grubunda olduğu halde zeki olduğu belli olan karakterlere denk geliyoruz. Bunu bir toplum eleştirisi olarak yorumladım. Hayatta ne yapacağın nasıl biri olduğunla değil nasıl doğduğunla alakalıdır fikrinin yansıması olabilirdi. Fakat basit, hikayeye uymayan bu hiciv düşüncesi beni memnun etmedi. Hâlâ sistemin bu ayrıma neden ihtiyaç duyduğunu anlayamadım.

Son olarak karakterlerin de sorup cevabını alamadığı o soru: Spofforth neden tek zenci robot? Neden diğer robotlardan zenci olan hiç yok? Madem yok, neden Spofforth zenci yapıldı? Bu yazarın gözünde hikaye için ne önem taşıyor?

Tam kitap kulübünde hep beraber tartışmalık bir romanmış. Ne dersiniz?

Walter Tevis

Yazar: Walter Tevis

Walter Tevis 1928’de doğmuş Amerikalı bir yazar. Hayatına 6 roman ve birçok hikaye sığdırmış. Bu romanlarından The Queen’s Gambit (Vezir Gambiti) Netflix dizisi uyarlamasıyla ünlendi. Dünya’ya Düşen Adam da David Bowie’nin başrolünde olduğu film ile 1976‘da sesini duyurmuş. Bu kitapların her ikisinin de Türkçesini İthaki yayınları bizlere sundu. Dünya’ya Düşen Adam da harika bir roman. Yazardan bahsederken onu da övmeden geçmeyelim. Tevis’in diğer 3 romanını ve hatta hikayelerini de okumayı çok isterim. Bakalım İthaki bu dileğimizi gerçekleştirecek mi.

  • The Hustler
  • Dünya’ya Düşen Adam (The Man Who Fell to Earth)
  • Alaycı Kuş (Mockingbird) –
  • The Steps of the Sun
  • Vezir Gambiti (The Queen’s Gambit)
  • The Color of Money
Walter Tevis’in Romanları (İthaki Yayınları)

Yazarın hayatını incelemek tüm eserlerine göndermeler yapan kısa bir hikaye okumaya benziyor. Sigara ve alkol bağımlılığın yanı sıra kumara da düşkün. Kalp hastalığı sebebiyle çocukluğundan itibaren ağır ilaçlar kullanarak büyümüş. 1970’de İsimsiz Alkolikler’in yardımları ile bağımlılığını yenmiş. Hayatının son yıllarında New York’a taşınmış ve 1980’de yazdığı Alaycı Kuş romanında da bu şehirden nefret ettiğini saklamamış. 1984’te akciğer kanserinden hayatını kaybetmiş.

Bu İçeriğe Oy Verin

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Log In

Forgot password?

Forgot password?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Log in

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.