Anasayfa » Ejderha Mızrağı

Ejderha Mızrağı

Ejderha Mızrağı Hikayeleri – Hikâyeci

Tekrar bir Ejderha Mızrağı kısa öyküsü çevirisiyle karşınızdayız. Bu hikayemizi Margaret Weis ve Tracy Hickman tarafından derlenen Kender, Gully Dwarves and Gnomes antolojisinden alıp çevirdik.  Öykümüzün adı The Storyteller, pek çok başarılı fantezi eserine imza atan Barbara Siegel ve Scott Siegel çifti tarafından kaleme alındı. Oldukça eğlenceli, bir o kadar hüzünlü ve sürpriz sonlu bir hikayeye hazır olun!

Devamını Oku »
dragonlancelogo

Zaman Köprüleri

Daha önce Ejderha Mızrağı dünyasında zamanda kısa bir yolculuk yapmıştık. Hem kitapların yayınlanış tarihleri hem de kitapların EM dünyasındaki tarihsel yerleri ile ilgili kısa bir gezintiye çıkmıştık. Bu sefer de 5. Çağ olarak bilinen ve Yaz Alevi Ejderhaları ile başlayıp Kayıp Ayın Ejderhaları ile sonlanan yaklaşık 40 yıllık ve 30 kitaplık dönemde yer alan Zaman Köprüleri (Bridges of Time) serisinden kısaca bahsedeceğim sizlere.

Devamını Oku »

Ejderha Mızrağı Romanları ve Tarihçesi

Madem Ejderha Mızrağı (EM) tarihinden bahsetmek için yola çıktık, o zaman önce benim EM ile tanışışımın tarihine bir göz atalım. Öncelikle, ilk EM kitabı yayınlanalı yaklaşık 30 sene geçmiş durumda (TSR, 1984), ilk Türkçe kitabı çıkalı ve benim o kitabı okumamın üzerinden ise 15 sene geçmiş (Arkabahçe, 1998). Bunlar hiç de azımsanacak sayılar değil aslında. İnsan 15 yaşına geldiğinde liseye başlamış ve 30 yaşına geldiğinde de doktorasını bitirmiş oluyor. Yani, bu analoji üzerinden gidecek olursak, EM doktorasını vermiş, ben ise liseye başlamışım gibi düşünebiliriz. Tabii ki benim kitapları okumam öyle sürekli olmadığından, arada yaklaşık 5 yıllık bir boş süre olduğunu düşündüğümüzde, ortaokul da diyebiliriz. Yine sayılardan gidecek olursak, Türkiye’deki birçok EM severden daha az kitap okumuş olabilirim 46 kitapla (evet çetelesini tutuyorum Excelde). Ve yine devam edecek olursak, hali hazırda Türkçe’ye çevrilmiş (yanlışım varsa düzeltin) 53 EM kitabı var. Ben bunlardan 13 tanesini okumadım (Başlangıçlar, Kesişen Yollar, Tanışmalar serileri). Bunun yanı sıra, EM dünyasında roman olarak toplam 166 tane kitap var (1-2 hata payı olabilir, hatam varsa düzeltin). Peki bu 166 kitap ne kadar bir süreyi kapsıyor? İşte bu yazının sebebi de bu aslında. Sorumuzun yanıtı: yaklaşık 9000 yıllık bir süre. Bundan yaklaşık 8500 yılı afetten önceki (A.Ö.) kitaplarda, kalan 500 yılı ise Afetten Sonra (A.S.) ve İkinci Afet (İ.A.) sonrası kısmı kapsıyor ve kitapların büyük kısmı özellikle son 100 – 150 yıllık bir tarihe sıkışmış durumda. Daha net açıklayacak olursak, EM tarihindeki en eski tarihe giden roman yaklaşık A.Ö. 8500 yıllarına dayanan Douglas Niles’ın kaleminden çıkan ve Kayıp Tarihler (Lost Histories) Serisine ait Ejderhalar (The Dragons; TSR, 1996) kitabı. En sonuncusu ise Jean Rabe’in yazdığı TaşKahinleri (Stonetellers) üçlemesinin son kitabı olan Goblin Ulusu (Goblin Nation; Wizards, 2009) kitabı, ki bu da A.S. 433 (İ.A. 50) yılında geçiyor. Bu 166 kitaptan büyük kısmı demiştik ya, madem sayılardan gidiyoruz, daha da açalım o konuyu; kitaplardan yaklaşık 125 tanesi Afetten Sonra geçiyor ve yine yaklaşık 90 tanesi Güz Alacakaranlığı Ejderhaları’ndan (TSR, 1984 ve Arkabahçe, 1998; Çeviri: Çiğdem Erkal İpek) sonra kapsanan yaklaşık 80 yıllık dönem içine sıkışmış durumda. EM tarihinden ziyade matematik makalesi gibi olmaya başladı sanki yazı farkındayım ve biraz da “Bunları biliyor muydunuz?” kıvamında oldu, ama olsun, zaten buraya kadar okuduysanız, bilmek istiyor olduğunuzu varsaymaktan, devam etmekten ve sizin de okumaya devam edeceğinizi ummaktan başka çarem yok gibi. Neyse, gel gelelim romanlara ve tarih içindeki yerlerine. Dediğim gibi, Güz Alacakaranlığı Ejderhaları ile birlikte Afetten Sonra, yanı tanrıların Krynn’i terk edişinde sonra yola çıkan Yol Arkadaşlarımız ile birlikte takvimler Afetten Sonra 351 yılını gösteriyor. Bundan itibaren 2 yıl içinde Tarihçeler Üçlemesi (TSR, 1984-1985; ArkaBahçe, 1998-1999, Çeviri: Çiğdem Erkal İpek) sonlanıyor ve Yol Arkadaşları kendi yollarında devam ederken Majere kardeşler öne çıkıyor. Kitapların sırasını da takip edecek olursak, bu gelişme ile aradan 5 yıl geçiyor ve 356-357 yıllarında Efsaneler Üçlemesi (TSR, 1986; ArkaBahçe, 2001-2002, Çeviri: Çiğdem Erkal İpek) karşımıza çıkıyor. Bu 5 yıllık arada herhangi bir ana kitap yok, sadece sonralardan çıkan ve Wizards’ın desteklediği Genç Okuyucular için Kitaplar (Wizards, 2004-2008) kitapları var. Bunlar çok az sayıda basılmış gibi görünüyor ve EM’nin kapatılmasından birkaç yıl önceki döneme denk geliyor basılmaları, o yüzden hiç üzerlerinde durmuyorum, merak ediyorsanız araştırması size kalmış. Bu ara bilgiden sonra tekrar ana hikayeye dönecek olursak, sırada İkinci Nesil kitapları var [Yaz Alevi Ejderhaları dahil (TSR, 1995; Arkabahçe, 2002, Çeviri: Ali Seval)]. Adından da beklediğimiz üzere, bu kitaplar ana iki üçlemeden bir nesil sonra, yani yaklaşık 20 yıl sonra, A.S. 378 yılında geçiyor. Tabii ki Yaz Alevi’nin AS 383’te yani İkinci Nesil (TSR, 1995; Arkabahçe, 2002, Çeviri: Ali Seval) kitabından 5 yıl sonra geçtiğinin de altını çizelim. Bu 5 yıllık sürede hem İkinci Nesil hem de Yaz Alevi’nde geçen ikinci nesil karakterlere dair hiçbir kitap yok ne yazık ki. Yani “Merak ettim Steel’in olayı neymiş, yok Palin ne zorluklar yaşamış?” diye düşünenleriniz varsa, üzgünüm, ama hayal kırıklığına uğrayacaklardır. En azından romanlar açısından. Hazır yeri gelmişken tekrar edelim, burada sadece romanlardan bahsediyoruz. Yani diğer materyaller, oyun kitapları, dergi makaleleri veya kısa hikayelerine dair bilgilere ne yazık ki bu yazıda yer vermiyorum. Evet, ikinci ara bilgiyi de girdik gibi oldu. Neyse, Yaz Alevi ile birlikte, o yazı veya hemen öncesini farklı kişiler/ırkların yaşadıklarına dair anlatan Kaos Savaşı serisi geliyor (TSR, 1996-1999; Ankira, 2003 ve Arkabahçe, 2003-2006; Çeviri: Can Kantarcı, Ayşe Savay, Erkan Kuşburnu, Özlem Alpin, Özlem Alpin ve Öznur Karakaş). Şimdi bundan sonra ana kitap olarak sayılabilecek Yeni Çağın Ejderhaları geliyor önümüze (TSR, 1996-1998; Ankira, 2003, Çeviri: Cihan Karamancı). Burada kısa bir dipnot geçmemiz gerektiğini düşünüyorum; şöyle ki, Yeni Çağ Üçlemesi hemen İkinci Afetten sonra başlıyor aslında, ama arada Dragon Purge ve Dragon Overlordların hüküm sürüşünün anlatıldığı tarih kısmını es geçiyor ve yaklaşık 30 yıl ilerisine İ.A. 31 yılında başlıyor asıl hikayemiz. Bu aradaki yaklaşık 30 yıllık sürede ise Zaman Köprüleri (Bridges of Time; TSR, 1998-1999) Serisi dolduruyor. Yani Yeni Bir Çağın Doğuşu’nda ilk birkaç bölüm ile kalanı arasındaki 30 yıllık süreye 5 kitap geliyor. Yeni Bir Çağ’da ise karşımıza Dhamon çıkıyor. Dhamon, Palin ve diğerleri (daha doğrusu, niceleri) bizi yaklaşık 5 yıl oyalayarak ve Dhamon Efsanesi Üçlemesi ile (Wizards, 2001-2003; Ankira, 2003-2004, Çeviri: Cihan Karamancı) en son Kurtuluş romanı ile İ.A. 35 yani A.S. 418 yılına getiriyor Jean Rabe’in anlatımıyla. Buradan sonra Weis ve Hickman tekrar olaya el atıyor tabiri caiz ise ve Ruhlar Savaşı Üçlemesini yazıyor (Wizards, 2000-2002; Arkabahçe, 2003-2004, Çeviri: Ali Seval, Aslı Alp ve Filiz İnceoğlu Öztürk). Bu içleme en son Dhamon ile İ.A. 35 yılında bıraktığımız Krynn’i neredeyse kaldığı yerden, İ.A. 38 yılına getiriyor. İşte burada seriler iç içe giriyor ve o 1-2 yıllık süre içerisine dahil olan Ölümlüler Çağı (Age of Mortals; Wizards, 2001-2004), Kesişen Yollar (Wizards, 2000-2003; Arkabahçe, 2005-2006, Damla Özlüer, Elif Umar, İbrahim Katip, Onur Kaya, ve Elif Çopuroğlu) (Crossroads) serileri çıkıyor karşımıza. Bunların hemen ardından ise Margaret Weis’in yazdığı Karanlık Havari Üçlemesi geliyor (Wizards, 2004-2006; Laika, 2008, Çeviri: Egemen Görçek) İ.A.39 yani A.S. 422 yılında. Bundan sonra ise Elflerin hiyakeleri, Solamniya’nın durumu, Cücelerin hali, Minatorların kapışmaları derken, daha önce de dediğimiz gibi, İ.A. 50 yılında Goblin Ulusu ile EM tarihi son buluyor. Yazının başında da dediğim gibi, kitaplar 100-150 yıllık bir tarihe sıkışmış durumda ve biz de burada özellikle onların üzerinden gittik, ki Güz Alacakaranlığı Ejderhaları’nın hemen öncesindeki Tanışmalar ve Başlangıçlar Serilerinden bahsetmedik bile. Zaten Türkçe’ye tercüme edilen kitapların hemen hemen tamamı da, sizlerin de zaten isimlerini tanımış olduğunuz gibi, bu zaman aralığındaki kitaplardan. Biraz karışık, belki biraz özet bir yazı oldu muhtemelen, ama merak edenleriniz vardıysa, kitaplar hangi tarihte, hangi sıra ile okuyalım vs. diye, az da olsa ışık tutmuştur diye düşünüyorum. Son olarak, tabii ki ana kitapları, yani Weis ve Hickman kitaplarını bir kenara koyacak olursak, ben bu tarih içerisinde okuduğum kitaplardan hangisini/hangilerini en çok sevdim sorusuna da yanıt verip yazıyı tamamlayalım. Hepsinin yeri farklı olsa da benim için, hem ilk olmasından ve Douglas Niles’ı ve onun yazım tarzını çok sevdiğimden The Dragons (A.Ö. 8500) ile birçok EM kitabından çok farklı olduğunu düşündüğüm için Edo Van Belkom’un yazdığı Lord Soth (Afet Esnasında) (TSR, 1996) benim en sevdiklerim arasında. O kadar kitap içinden daha Türkçe’ye çevrilmemiş olan iki tanesini saydığımın farkındayım, ama bir anda aklıma gelenler bunlardı. Herkese iyi okumalar, Selim “Şopar” Cambazoğlu

Devamını Oku »
dragonlancelogo

Afet

Afet, Ejderha Mızrağı tarihçesinde çok önemli bir yer oynar. Pek çok Ejderha Mızrağı kitabında Afet’ten bahsedilir. Hatta tarihçe bile Afet’ten Önce ve Afet’ten Sonra diye ikiye ayrılır. Kitaplarda gördüğünüz tarihlerde A.Ö. ve A.S. kısaltmaları da bunu belirtir zaten. Şimdi sizlere Afet’ten bahsedeceğim ve siz de önemini kavrayacaksınız. Afet’ten ÖnceAnsalon Kıtası Her şey İstar’ın yükselişi ile başladı. Beldinas Pilofiro isimli İstar lideri, İstar’da kendisini Kralrahip ilan etmiştir. Amacı, Krynn üzerindeki tüm kötülüğü yoketmek, tüm iyilik timsali rahipleri, yaratıkları, büyücüleri biraraya getirip İstar’ı dünyanın kalbi ve iyiliğin timsali haline getirmektir. Bunun üzerine Kralrahip, bütün Kötülük ve Tarafsızlık Tanrıları’nı kötü ilan etmiştir. Bu durum da Krynn üzerinde her zaman olması gereken ve Krynn’in düzenini sağlayan “dengeye” zarar vermektedir. Kralrahip, İstar’da pek çok temsilciyi topladı. Rahipler, büyücüler toplandılar. İlk başta sadece kötülüğe karşı savaş ilan edildi ancak zaman geçtikçe Tarafsızlık Tanrıları’nın da tapınakları ve takipçileri yokedilmeye başlandı. Bu sırada, Krynn’in çeşitli yerlerinde bulunan 5 Büyücülük Kulesi’de tehdit altındaydı. Kralrahip bu kuleleri de yoketmek için uğraştı. Bunun üzerine Losarcum ve Daltigoth Büyücülük Kuleleri kendi kendilerini yok ettiler. O sırada Palanthas Kulesi de siyah cübbeli Andras Rannoch tarafından “Geçmişin ve Bugünün Efendisi” gelip kapıları açana kadar mühürlendi. Andras, kendisini kulenin camından aşağı atarak yaptığı büyüyü kanıyla mühürledi. Kralrahip’in kendisini tanrı olarak görmesi ve gerçek tanrıları hiçe sayması gökyüzündeki tanrıların hoşuna gitmedi ve Kralrahip’e 13 Uyarı gönderdiler. Kralrahip’in durmasını sağlamak için gönderikleri 13 Uyarı sırasıyla şu şekilde: – Gerçek inananlar ve rahipler yeryüzünü terkedip tanrılarının yanına gittiler. Bu gece “Kıyamet Gecesi” olarak bilindi.– Kiri-Jolith’e adanmış olan Kralrahip’in Tapınak Kulesi olan Durro Jolithas, hortum sonucu yokedildi.– Kenderlerin yaşadığı Balifor ve Hylo, karanlık bir sis tarafından çevrelendi.– Aylar gökyüzünden yokoldu. Nuitari, Solinari ve Lunitari’yi sakladı.– Thorbardin’de yaşayan cüceler, karanlığın kadim yaratıkları tarafından avlanmaya başladı.– Solamniya’da hiçbir ateş yanmamaya başladı.– Abanasinya’da ateşler kontrol edilemez oldu ve her şeyi yoketti.– Dargaard Kalesi’nde yaşayan Lord Soth, Solamniya Şövalyeleri’ne başkaldırdı.– Tüm Palanthas buğulu bir görüntü ve sise büründü. Hava çok sıcaktı ve deniz sütlimandı. Sis o kadar yoğundu ki Büyük Kütüphane’deki alimler çalışmayı bıraktılar.– Silvanesti’deki elf krallığındaki tüm ağaçlar kanamaya başladı.– Qualinesti yakınındaki ormanda yaşayan orman hayvanları vahşileştiler.– Pesaro ve Tucuri gibi kuzey kasabalarında balıklar yokoldu ve su kızıla büründü.– Khalkist Dağları’ndaki sönmüş volkanlar yeniden harekete geçti. Afet’ten SonraAnsalon Kıtası Elçi Quarath, bu uyarıları farketti ancak Kralrahip’e bu uyarıların gerçek anlamlarını söylemedi. Kralrahip de güç açlığı ile bu uyarıları görmezden geldi. Tüm bu olanların kötü tanrıların son çırpınışları olduğunu düşündü. Kendisi, Paladine’ın kötülüğü yoketmek için Üçüncü Ejderha Savaşı’ndan sonra (Huma’nın yer aldığı savaş) çok güçsüz olduğunu ve bunu ancak kendisinin yapabileceğini düşündü. Ogre ırkının tamamen yokedilmesi, kender ve cücelerin yaşam alanlarının değiştirilmesi kararını verdi. Kendisini tanrılara eş koşması ve kibirine sinirlenen tanrılar, İstar’a yanan bir dağ fırlattılar. Böylece Afet oldu. İstar tamamen sulara gömüldü ve İstar’ın bulunduğu yerde kırmızı bir deniz oluştu. Oluşan kırmızı denize Krynn’dekiler İstar’ın Kan Denizi dediler. Bu denizin tam ortasında da girdap oluştu. İstar’ın Büyücülük Kulesi de bu yanan dağ ile yok edildi. Böylece Krynn üzerindeki tüm büyücüler Wayreth’teki Büyücülük Kulesi’ni merkez ilan ettiler. O günden sonra da Afet’in tüm etkisi hissedilmeye devam etmiştir. Afet’i “The Cataclysm”, “Sacred Fire”, “Lord Soth” ve “İkizlerin Zamanı” isimli kitaplarda detaylıca bulabilirsiniz. Lord Soth kitabında, Lord Soth’un da Afet’i durdurmak ve eski onurunu geri kazanmak için görevlendirilmesi anlatılmaktadır.

Devamını Oku »
dragonlancelogo

Neden Raistlin?

Dragonlance kitaplarının içinde en çok tercih edilenler şüphesiz Raistlin’in anlatıldığı kitaplardır. Peki milyonlarca Dragonlance hayranının aşık oldugu bu adamın ne gibi bir farklılığı vardı? Bu kısa yazımda size bunlardan bahsetmeye çalışacağım.   Raistlin, ikiz kardeşi Caramon’dan bir saat farkla Krynn’de doğmuş bir çocuktur. Çoğu kişi Raistlin’nin doğumunu büyük bir talihsizlik olarak değerlendirse de aslında Raistlin, Krynn’in üzerinde en çok etkisi olan karekterlerden birisidir. Öncelikle Raistlin’in geçmişini bilmek onu daha iyi anlamamızı sağlıyacaktır. Raistlin çocukluğunda son derece çelimsiz,zayıf bir çocuktu. İkiz kardeşi Caramon onu canından çok seviyordu, gerek arkadaşlarının yanında gerekse yalnız başlarına bir ormanda yürürken, tehlikeler ile karşı karşıya olduklarında kendisinden önce Raistlin’i korumayı bir görev edinmişti.   Sokakta arkadaşları Raistlin ile dalga geçerken,oynadıkları oyunlara Raistlin’i almak istemedikleri zaman Caramon onlara hep kızmıştır. Caramon yönünden olay bu şekilde gelişirken Raistlin’in düşüncelerini de incelememizde fayda var. Raistlin belki zayıf,hastalıklı vücüt yapısından belki de silah kullanamamasından ve çevresindekilerin kendisi ile dalga geçip ikizini ilah yapmalarından hep nefret etti. İşte bu yüzden Caramon’u her zaman kıskandı. Caramon’un kendisine aşırı sevgi göstermesi Raistlin için hiçbir şey ifade etmiyordu. O sadece ikizinden nefret ediyordu. Bu nefret gün geçtikçe büyüdü. Üvey ablaları Kitara, Caramon’a kılıç ile dövüşme sanatını öğretirken Raistlin onları hep öfke ile izledi. Kendisi için yapabilecek bir şeyleri olduğuna inanan Raistlin ruhunu büyüye adadı. Büyü artık onun dünyası olmuştu. Belki kendisi bile belli bir zaman içinde Krynn üzerinde büyü denince akla ilk gelecek isim olucağını hayal edemiyordu. Çocukluklarında para kazanmak için yaptığı hokkabazlık numaralarından nefret etse bile kendisini bunları yapmak zorunda hissetti.Oduncu babalarının ani ölümü, annelerinin hasta olması eve giren maddi kaynakları bir anda bitirmişti. Annesi hep uzaklara bakıyor ve hep gelecek ile igili konuşuyordu. Sanki yaşayan bir ölüydü. Raistlin annesini her zaman çok sevmişti. Annesi öldüğü zaman korkunç bir üzüntü içine girdi ama büyü sayesinde bunu da atlatmayı bildi. İkizi kılıç ile dövüş sanatında ilerlerken o kendisini büyü sanatına verdi. Köylerinde herkes kendisi ile dalga geçse bile o yılmadı, ta ki Krynn üzerinde Yüksek Büyücülük Kulesi adına dolaşan büyücülerden biri onu keşfedene kadar. Bu büyü ustasının görevi kule için yeni öğrenciler bulmaktı. Raistlin’i gördüğü zaman zayıf vücüduna bakmaksızın onu kuleye götürmeye karar verdi. Büyücülür toplantısına katılıp bu fikrini oradakilere açınca diğer büyük büyücüler de Raistlin’de gizli bir yetenek olduğuna inanarak onu Yüce Büyücülük Kulesi’ndeki okula davet ettiler. Raistlin etkilenmişti, onurlanmıştı, korkmuştu ama geleceği için bunu yapmak zorunda olduğunu biliyordu. Büyücülük kulesinde aldığı eğitimden sonra artık büyük sınava girmeye hazırdı. Herhalde Raistlin ile aynı dönemde eğitim alan diğer büyücüler sınıfta hocalarının sık sık Raistlin karşısında çaresiz duruma düşmesine bazen kıskançlık, bazen de hayranlık ile bakan gözlerle izlemişlerdir. Nitekim yıllar sonra o öğrencilerden birinin anlattığı anılarından birisinde, “İnanılmaz bir olaydı, hiçbirimiz büyü ile ilgili bir şey bilmiyorduk. Raistlin deri parşömenin üzerine parlayan altın sarısı harfler ile ‘I MAGUS’ ( ben büyücüyüm ) yazdığında hepimiz şok olmustuk,” diyordu.   Sınıfta çoğu zaman hocanın Raistlin mi olduğu, yoksa Raistlin’in sadece bir öğrenci mi olduğu konusunda büyük tartışmalar yaşanmıştı. Öğrenciler zaman zaman Raistlin’i kıskanmış olsalar bile ona karşı saygıyla karışık bir korku duyarlar. Bir diğer öğrenci, Raistlin için; “Sanki onun içinde her zaman büyü vardı, bilemiyorum, onun çok büyük bir büyücü olacağını biliyorduk,” diyordu. Raistlin’in okul döneminden sonra hayatını etkiliyen en önemli olay şüphesiz Yüksek Büyücülük Kulesi’nde girmiş olduğu sınavdır. Bilindiği gibi büyücü adayları ancak bu sınavı geçebilirlerse büyücü olmaya hak kazanırlar. Bu sınavı giren her adayın geçtiği bir sınav olarak görmeyin lütfen. Bu sınava girenlerin ancak %20 ‘si sınavlarını geçerler bu da kendilerinden fedakarlık yapma şartı ile. Sınavı geçememek ölmek demektir. Bu sınav gerçekte yaşanmamakla beraber gerçek hayat kadar sahicidir. Büyücü başları öğrencinin beyninde oluşturdukları hayal dünyası ile sınavdaki davranışlarına bakarak hangi renk cübbe alacağına karar verirler. Kısaca anlatmak gerekirse Caramon’un bütün karşı çıkmalarına rağmen sınava giren Raistlin karşılaştığı bütün düşmanların üstesinden gelmiştir. Lakin sınavın sonlarına doğru karşısına çıkan bir kara elfi yenmek istese bile bunu başaramamıştır. O sırada, bulundukları odaya ikiz kardeşi Caramon gelir. “Caramon sen burada ne arıyorsun?” demeye kalmadan Caramon birazda alaylı bir şekilde, “Dur kardeşim, başın biraz dertte gibi, ben bu kara elfin üstesinden gelirim,” demiştir. İkizinin sölediklerine gülmekle yetinen Raistlin “Bak aptal ikizim, bu kara elfler senin kılıcın ile kolay kolay ölmezler bunlar ancak büyü ile ölürler,” demiştir. Caramon ise daha fazla yorum yapmadan attığı bir ateş topu sayesinde kara elfi öldürmüştür. Bunun gerçek hayatta mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz ama dedik ya sınav işte! Gördüğünden şok olan Raistlin, ikizinin üzerine yürümek ister ama çok zayıftır. İkizinin onu en azılı düşmanından kurtarmış olması onun için pek bir şey ifade etmiyordur. Raistlin’in hayatındaki en önemli gurur kaynağı büyüsü olmuştu. Caramon’un fiziksel özelliklerine karşın o büyüsünü kullanıyordu. Artık Caramon’unda büyü gücüne sahip olduğunu görmek onu yıkmıştı. Hayatının dönüm noktasıydı, bir karar vermek zorundaydı, ya ikizini öldürüp yoluna devam edecek ya da sınavını kaybedecekti. İşte tam bu sırada aradığı kutsal güç Krynn’ın en güçlü ve en önemli büyücülerinden biri olan Fistantantulus’tan geldi. Kimden geldiğini o zaman algılayamadığı bir ses ona, “Aradığın şey bende, ama bir karar vermen gerekiyor, büyü fedekarlık ister Raistlin, sende seçimini yap. Ya vücudunu bana ver ve ikizinden intikamını al ya da hayatın boyunca büyüye veda et,” demişti. Raistlin hiç düşünmeden Fistantantulus’un teklifini kabul etti. Ondan aldığı güç ile ikizini öldürdü ve yoluna devam etti. Sınav bitti… Tekrar zihninde kuleye döndüğünde, Caramon’un sınavı izlediğini anladı. Yaptığından utanç duymuyordu, ikizinden nefret etmişti. Her zaman ikizine karşı duyguları zayıf olan Caramon, “Bu olayı hiç yaşamadık Raistlin, bunu hiçbir zaman konuşmayacağız,” deme olgunluğunu göstermişti. Raistlin’e kule tarafından kırmızı cüppe uygun görüldü. Raistlin kendisini gördüğünde hiç bu kadar şaşırmamıştı! Gözlerı altın sarısı ve kum saati şeklinde idi, saçları beyaz, bembeyaz olmuştu. Sürekli öksürüyordu. Bu sınavın ondan geçmesine izin vermesi karşılığında aldığı bir bedeldi. Raistlin bu halinden nefret etse bile kabul etti. Kulenin büyük büyücülerinden birisi ona Magius’un asasını verdi. Magius,Krynn üzerinde yaşamış en büyük büyücülerden birisidir. İlk ejderha şavaşında efsane şövalye Huma ile sırt sırta savaştığı sölenir. Asası ile yoluna devam eden Raistlin ağabeysi ile beraber para kazanmak için paralı bir orduya girdi. Paralı askerlik yıllarında ordunun savaş büyücüsünden çok büyük ve önemli büyüler öğrendi. Hocasının yaptığı büyüleri başta çok kolay bulup içinden dalga geçen Raistlin kendisi yapması istendiğinde ve yapamadığında aslında bunların ne kadar zor olduğunu ve savaş büyüleri konusunda ne kadar tecrübesiz olduğunu anladı. İkiz kardeşi kılıç kullanmada ileri giderken Raistlin ise büyü kullanma da oldukça ilerledi. Bu yıllardan sonra Raistlin artık tam bir kırmızı cübbeli büyücü olmuştu. Tanis, Sturm, Altınay, Nehiryeli, Flint, Tasslehoff ve ikizi Caramon ile girdiği maceralar onun tecrübelerini arttırdığı kadar bazen uzaklardan bazense cok yakınından gelen derin ses onda garip duygular uyandırıyordu. Artık kırmızı cübbeyi bırakmasını ve gerçek rengi olan siyaha geçmesini sölüyor, gerektiği zaman da ona ihtiyaç duyduğu büyüleri veriyordu. O ise buna direnmeyi tercih ediyordu ama çok fazla direnemeyeceğinin de farkındaydı. Caramon hala onda nefret uyandırıyordu, peki bu kadar iyi biri olan Caramon’un hiç mi Raistlin’e karşı hatası olmadı? Gençliklerinde Raistlin’in beğendiği bir kız ile akşam gidip sevişen Caramon değil miydi? Bu olayı çoğu kişi bilmese bile Raistlin gözleri ile görmüş ve ikizinden bir kere daha nefret etmişti, tabi hoşlandığını sandığı o kızdan da. Raistlin siyah cübbeyi kabul edip giydiğinde herhalde en çok üzülen ikiz kardeşi olmuştur. Caramon onun içinde kötülük olduğuna inanmıyordu. Öbür taraftan Raistlin daha çok büyü gücüne ihtiyaç duyduğu için bunu kabul etmişti. Artık o karanlık kraliçe için çalışan büyücülerden biriydi. O zamanlarda Raistlin’in en büyük hedefinin karanlık kraliçeyi yok edip tanrı olmak istediğini kim bilebilirdi ki? İçinden gelen ses yavaş yavaş onun benliğini ele geçiriyordu. Raistlin bunu anlamıştı, bir şekilde müdahale etmezse tamamen ona ait olacaktı. Zaman içinde yolculuk yapması gerektiğine ve Fistantantulus’u yaşadığı zamanda öldürmesi gerektiğine inandı. Buldukları zaman makinesi sayesinde ikizi Caramon ve minik kender Tas ile geçmişe gittiler. Hepsinin başından sayısız maceralar geçti. Kral rahip döneminde yaşamak hiç de kolay değildi. Bilindiği gibi kral rahip halkını ve kendisini en üstün kimseler olarak görmüş ve tanrılar bu yüzden ona sırt çevirmişlerdir. Şehirinin yok oluşunu geçmişe dönen ve bunu ona anlatmaya çalışan Caramon bile engelleyememiştir. Raistlin bunlar yaşanırken Fistantantulus’u buldu, onla girdiği büyük savaşı kazandı, onu öldürdü. Artık vücüdu ve ruhu kendisine aitti. Bu arada Caramon ve Tas geçmişle yetinmemiş, geleceğe de gitmişlerdi. Gelecekte olacakları gördüler, Krynn’in bir çöle dönüşmüş olduğunu, üzerinde kimsenin yaşamadığını, tek tanrı Raistlin’in olduğunu ama onunda yöneticek kimseyi bulamadığını görmüşlerdi. Dünyaya döndüklerinde çok güçlü bir büyücü haline gelmiş olan Raistlin’e bunları anlatmaya calışmış olsalar bile Raistlin anlatılanları pek dinlememişti. Ne de olsa o kendisine karşı savaşması için Kitara’nın getirdiği ölümsüz hayalet Lord Soth’un da dediği gibi Krynn üzerinde yaşamış en büyük büyücüdür.İnsanları tek kelime söyleyerek öldürebilen Soth, orduları buz kütleleri haline çevirebilen Soth bile Kitara’ya “Evet, ben insanları tek kelime ile öldürürüm, buzdan kütleler yaratabilirim ama geçmişin ve şimdinin efendisine karşı hiçbirşey yapamam,” demiştir. Wayret’teki lanetlenmiş büyücülük kulesi bile, kapılarımız sonuna kadar geçmişin ve geleceğin efendisine açıktır, diyerek Raistlin’e yol vermiştir. Kimsenin çevresine yaklaşmaya cesaret edemediği karanlık orman Raistlin’i bir efendi edası ile selamlamış, içinden geçerken lanetlenmiş ölüler ona tezaruhat yapmışlar, karanlık ağaçlar yolundan çekilmişlerdir. Bu kadar güçlü ve saygı duyulan bir büyücü karşısında kim bir şey demeye cesaret edebilirdi ki? Efendiliğini yaptığı kulenin içinde öğrencisi olan Dalamar, hocası Raistlin Krynn’e büyü güçleri olmaksızın tekrar döndüğünde ve Raistlin’in ona “Artık bana hocam demek zorunda değilsin, zaten büyü güçlerimde şu anda yok,” dediğinde, “ben senden çok sey öğrendim ama bunu asla unutmadım Shalafim (hocam anlamına gelmektedir), o yüzden sana karşı asla saygısızlık yapamam, senin güçlerini çok iyi biliyorum,” diyerek göğsünde sürekli kanayan beş parmak izini göstermiştir. Raistlin gereksiz yere şiddet kullanmazdı bu beş parmak izini Dalamar’ın daha önceden uyarmasına rağmen kendisinden gizli büyü kitaplarını karıştırdığını anlayınca yapmıştı. Karanlık kraliçenin yaşadığı cehenneme açılan kapı konusunda uzun süren araştırmalar yapan Raistlin en sonunda oraya girmek için kendisini iyiliğe adamış olan bir Paladin rahibesi bulması gerektiğini anladı. Zamanında o kapıyı yapanların bir kötü ruh ile iyi ruhun asla işbirliği yapamayacağını düşündüklerini, Raistlin hemen anlamıştı. Bunun için seçtiği tabiri caizse kullanıp bir kenera attığı kişi Paladine’ın kutsal rahibesi Crysania’dan başkası değildir. Raistlin’in, Crysania’yı cehenneme girmek için ikna etmesi hiç de zor olmadı. Karanlık Kraliçe ile kendi dünyasında karşılaşmak oldukça zor oldu Raistlin için. Crysania ona sürekli yardım etmiş, şifa vermiş olsa bile bu yeterli değildi. Raistlin yılmadı savaştı, en sonunda karanlık kraliçeyi yenecek boyuta geldi, ama karanlık kraliçenin yenilgisinden sonra Krynn’i gördü, Krynn’in halini gördü, ıssız bomboş bir dünya, herkes ölmüş ve yöneticek kimse yok.   Raistlin kendisinden en büyük fedekarlığı bu savaşta yaptı. Kendisini dünya için feda etti ve yenilgiyi kabul etti. Bir süre karanlık kraliçenin işkencelerine maruz kalsa bile Raistlin’in yaptığını onursal olarak adlandıran iyilik tanrısı Paladine ona bir hediye verme gereği duydu. Bu sonsuza kadar sürücek olan huzurlu bir uykuydu. İşte Raistlin cehennemde geçen işkence dolu yıllarından bu şekilde kurtuldu. Cehenneme girerkenki ortağı, Raistlin’e kendisini kaptırmış olan Crysania ise Krynn’e döndüğünde artık kördü. Raistlin şüphesiz huzurlu uykusunda bile boş durmadı. Yiğeni Palin Majere’e yardım etmek için ona sık sık mesajlar yolladı. Belki de verdiği en önemli mesaj kendi asasını ona vermektir. Palin bu asa ile kimsenin yapamadığı (asanın gerçek sahibi Magius dahil) bir büyüyü yaparak dünyayı tanrıların babası Kaos’tan kurtarmıştır. Raistlin huzurlu uykusundan uyanıp dünyaya geldiğinde tanrıların babası Kaos, öfke ile dünyayı yerle bir ediyordu. Raistlin belkide ikinci kez dünyayı kurtarmak için harekete geçti, Palin’e yol gösterdi, Caramon ile hasret giderdi. Öğrencisi Dalamarı gördü ve onunla planlar yaptılar. Dünya kurtulduğu zaman ise iyilik tanrısı Paladine ile beraber (dünyaya Fizban şeklinde gelir) uzun bir yürüyüşe çıktılar. Söylenenlere göre tanrılar dünyayı Kaos’a verdikleri söz doğrultusunda terk etmek zorunda kalmışlardır. Kaos kendisinin Krynn’i terk etmesi için onlardan bu şartı istemiştir, önemli bir ayrıntı ise Krynn üzerindeki büyünün artık tamamen sona ermiş olmasıdır. Gökyüzünde üç değil (siyah, gümüş, kırmızı) sadece tek yeni bir ay vardır. Çünkü büyü tanrıları da Krynn’ı diğer tanrılar ile beraber terk etmişlerdir. İkinci kez dünyaya geldiğinde Raistlin’in büyü güçlerine sahip olmadığını söylemekte yarar var. Buna rağmen herkesin ondan hala çok korktuğunu da unutmayalım. İkizi, Raistlin’e neden büyü güçlerini geride bırakıp Krynn’a geldiğini sorunca olayı şu şekilde açıklamıştı Raistlin: “Sen artık içmiyor musun Caramon?” “Hayır içmiyorum,” demişti Caramon. “Neden Caramon?” “Bilmiyorum ki Raist, bende içki alışkanlık yapıyor, bırakamayacağım bir alışkanlık, bana zarar veren bir alışkanlık,” demişti.   “Bende artık büyü kullanmıyorum kardeşim, anladın mı şimdi neden olduğunu,” diye sormuştu usta büyücü. Evet arkadaşlar yazımın sonlarına gelirken Raistlin için yazılıcak çok fazla şey olduğunu sizlere tekrar hatırlamakta yarar görüyorum. Benim yukarıda yazdıklarım Raistlin ile ilgili pek fazla detaya girilmemiş çok ufak bir özettir. Olaya bu şekilde bakarsak Raistlin hakkında bilgi sahibi olabiliceğinizi düşünüyorum. Bazıları ondan çok nefret ettiler, bazıları onu her şeyden çok sevdiler, bazıları hastalıklı işe yaramaz bir adam dediler onun için, bazıları saygı duydular, ama herkes ondan çok korktu. Şüphesiz bizlerin onu çok sevmemizi sağlayan faktör onun altın sarısı gözleri veya bembeyaz saçları değildir. Onun değişen fikirleri, olgunlaşması, karekterinde ki değişimler ve en önemlisi üzerinde taşıdığı gizem bizim onu çok sevmemizi sağlamıştır.   Not 1 : Raistlin’in kızı olduğunu iddia eden İrdalar’ın çocuğu Usha için hiçbir şey yazmadım, çünkü Raistlin bu olayı inkar edip, saçma bulmuştu. Bu olayı merak ediyorsanız İkinci Nesil adlı kitapta Raistlin’in Kızı adlı bölümü (sf. 285-321) ve Yaz Alevi Ejderhaları adlı kitabı okumanızı tavsiye ederim. Not 2 : Raistlin’in çocukluk yıllarını ve Yüce Büyücülük Kulesi’nde girdiği sınavı merak edenlere Ruhdöveni adlı kitabı okumalarını tavsiye ederim. (Raistlin ile ilgili yazılmış en önemli kitap da budur.). Not 3 : Raistlin’in ikizi Caramon ile olan maceralarını merak edenlere Silah Kardeşliği adlı kitabı okumalarını tavsiye ederim. Not 4 : Raistlin’in katıldığı Ejderhamızrağı savaşını merak edenlere Güz Alaca Karanlığı Ejderhaları, Kış Gecesi Ejderhaları ve İlkbahar Şafağı Ejderhaları adlı kitapları yani Destanlar üçlemesini okumalarını tavsiye ederim. Not 5 : Raistlin’in geçmişe dönüp Fistantantulus’u öldürmesini ve Karanlık Kraliçe ile olan şavaşını merak ediyorsanız, İkizlerin Zamanı, İkizlerin Şavaşı ve İkizlerin Sınavı adlı kitapları yani Efsaneler üçlemesini tavsiye ederim. Not 6 : Raistlin’in ikinci kez Krynn’e gelişini merak ediyorsanız Yaz Alevi Ejderhaları adlı kitabı okumanızı tavsiye ederim. Not 7 : Bazı çevreler Raistlin için Krynn’in resmi olmayan 23. tanrısı deselerde bu olayın kesinliği yoktur. Not 8 : Raistlin Krynn üzerinde hiçbir kadına aşık olmamakla beraber, ilgi duyduğu diyebiliceğimiz tek kadın Crysania’dır. Son olarak Sevgiler ve Saygılar Bol okumalı günler dilerim – Shalafi Yazan: Arda Çakır

Devamını Oku »
dragonlancelogo

Yüksek Büyücülük Büyü Sistemi

Büyücülük tarikatları üç büyü tanrısı olan Solinari, Lunitari ve Nuitari tarafından, Rüyalar Çağı’nın son zamanlarına doğru yaratılmıştır. Tüm Azizler Savaşı sırasında, üç büyü tanrısı Krynn’in üzerinde yürüdü ve kendilerine ölümlü takipçiler aradılar. Her tanrı kendisine bir takipçi seçti ve onlara Kayıp Hisar’ın, büyünün tüm esas ilkelerinin saklandığı yerin anahtarını verdiler: Her büyücü Tarikat içinde kardeştir ve her Tarikat güç içinde kardeştir. Yüksek Büyücülük Kuleleri tüm tarikatlara aittir ve bu gibi yerlerde hiçbir büyücü, diğer bir büyücüye zarar verme amacı güdemez. Dünya kardeşi kardeşe, tarikatı tarikata düşürebilir, fakat evrenin kuralı bazen budur. Takipçileri, Yüksek Büyücülük Tarikatı’nı kuracakları yer olan Krynn’e döndüler. İyilikçi büyünün tanrısı Solinari, Beyaz Cübbeliler Tarikatı’nı kurdu. Bu büyücüler iyiliğin sağlanması için çalışırlar. Tarafsız büyünün tanrıçası Lunitari, Kırmızı Cübbeliler Tarikatı’nı kurdu. Benim gibi kırmızı cübbeli büyücüler, iyi ve kötünün güçlerini dengede tutmaya çalışırlar, birinin üstün çıkmasını önlemeye çalışırlar ve bu dengeye zarar vermemek koşuluyla daima güçlünün yanında yer alırlar. Karanlık büyünün tanrısı Nuitari ise son olanrak Siyah Cübbeliler Tarikatı’nı kurdu. Siyah Cübbeli büyücüler, genellikle kendi sonlarını daha da uzak bir zamana taşımaya çalışırlar, fakat büyünün geleceğini kesinlikle tehlikeye atmazlar. Krynn üzerindeki büyü merkezlerinin sayısı sadece ikidir. Yüksek Büyücülük Kulelerinden biri Palanthas Kulesi, diğeride Wayreth Kulesi’dir. İki kule de büyülü savunmalarla korunmakta, davetsiz misafirlerin kuleye ulaşmalarını engellemektedir. Palanthas’daki Kule yüksek duvarlarla çevrilmiştir, fakat bu orasının gerçek savunması değildir. Duvarların arkasında, Shoikan Korusu diye bilinen bir ağaç korusu vardır. Korunun üzerinde güçlü bir fear (korku) büyüsü vardır. Wayreth’deki kuleyse, büyülü bir ormanla çevrilidir. Bu orman orjinal yerinden 750 km uzaklığa kadar yer değiştirebilir ve davetsiz misafirleri rahatlıkla şaşırtabilir. Aslında başlarda Krynn üzerinde beş Kule varmış: Davetsiz misafirlere karşı sleep (uyuma) etkisi yapan Daltigoth Kulesi, forget (unutma) büyüsüyle çevrili Istar Kulesi. Ayrıca, ani ve güçlü ihtiras hisleri doğuran Yıkıntılar Kulesi (Balifor Kulesi) adlı başka bir kule daha vardır. Bu kuleler çeşitli nedenlerden dolayı artık yoklardır. Daltigoth’daki ve Balifor’daki kuleler, Istar’ın Kralrahibi’nin kışkırttığı Krynn’in insanları tarafından saldırıya uğradı. Bu sırada büyücüler de Kuleleri insanlara vermektense onu yok etmeyi tercih ettiler ve öyle de yaptılar. Büyük bir yıkım meydana geldi. Istar şehrininde yıkılma tehlikesi olduğundan, Kralrahip büyücülere kuleniye kimsenin dokunmamasını sağlayacağına söz vererek boşalttırdı fakat o da Afet sırasında yıkıldı. Büyü yapımı zorlu bir sanattır ve diğer sanatlar gibi önceden bolca çalışma gerektirmektedir. Büyüleri kullanmak için, bir büyü kullanıcısı önceden büyüyü ezberlemelidir. Sözlerden, el kol hareketlerinden ve maddi bileşenlerden meydana gelen büyü, kullanılana kadar büyücünün hafızasında kalır. Bu durumda tekrar ezberlenene kadar o büyü bir daha yapılamaz. Yeniden ezberlenecek olan büyüyü hızla ezberleyebilecek olmasıyla birlikte büyücüler, büyülerini büyü kitaplarında saklarlar. Daha fazla büyü bilmek, daha fazla bu kitaplardan edinmek anlamına gelmektedir. Bazı büyük büyücülerin mutlaka ezberlemek için uğraşmadıkları, fakat yine de bu büyüleri sakladıkları büyü kütüphaneleri vardır. Krynn’de yaptığınız yolculuklar sırasında, kafanızın üzerindeki ayları farketmişsinizdir. Toplam üç tanedirler: Kırmızı, beyaz ve siyah. Bunlar büyü tanrıların gök yüzündeki formlarıdır. Her ayın kendi evresi, o tarikatın takipçilerini güçlendirip zayıflatır. Nuitari yeni ay şeklinde ve gökyüzünde zayıfken, Siyah Cübbeliler en zayıf durumlarındadırlar. Aynı zamanda, Solinari dolunayken, Beyaz Cübbeliler de güçlerinin zirvesinde olacaklardır. Nadiren gerçekleşen Göz Gecesi’nde ise, üç ay da dolunay oldukları zaman üstüste gelerek siyah gözbebekli, kırmızı irisli beyaz bir göz şeklini alır. Bu gece boyunca büyücüler olağanüstü güçler kazanırlar. Yüksek Büyücülük Tarikatı, Büyücüler Konseyi tarafından yönetilir. Her tarikat, Konseyde yer alması için yedi temsilci gönderir. Bu temsilcilerden biri ayrıca Tarikatın Efendisi’dir. Bu şeref, tarikatın ilgili oldukları konulardaki güce göre farklı şekillerde belirlenir. Herhangi bir olayda, Efendi hayatı boyunca bu mevkide hizmet eder. Yirmi bir delegeden biriyse Konseyin Efendisi olarak seçilir. Mevki seçimle gerçekleştirilir. Krynn üzerindeki her büyücü bir consensus (ortak karar) büyüsü sayesinde gizli oy kullanır. Eğer bir kimse Yüksek Büyücülük Tarikatı’na katılırsa, çoğunlukla genç yaşta başlarlar ve genellikle de Konsey tarafından eşitçe ayrılmış bir şekilde, bir baş büyücünün emri altında çalışırlar. Bir öğrencinin hazır olduğu düşünülürse, ki bu genellikle insanlarda 25 yaş zamanına (ya da AD&D oyun kurallarına göre 3-5 arası seviyelere) denk gelir, Yüksek Büyücülük Kulesi’ne, Yüksek Büyücülük Testi’ni geçmek için bir maceraya atılır. Test inanılmaz bir şekilde zordur ve büyüyü yeterli seviyede kullanamayan insanlar tarafından kesinlikle geçilmezdir ve başarısızlığın anlamı da ölümdür. Her Test bir diğerinden farklıdır ve çıraklar için Konsey tarafından belirlenir. Karşılaşılacak rakibin güçü ve zayıflığı yine onlar tarafından belirlenir. Test, buğdaydan kepeği ayırabilmek için vardır; bu sayede büyü kullanacak kişilerin yeterli, bilinçli ve büyüyü her şeyden üstün tutan kişiler olmasını sağlamıştır. Ayrıca Test sırasında çırağın gerçekte hangi Yüksek Büyücülük Tarikatına mensup olması gerektiği de ortaya çıkmaktadır.   Yazan: Arda Çakır

Devamını Oku »
dragonlancelogo

Ejderha Mızrağı Artifektleri

Fistandantilus’un Kan Taşı Kan taşı, Rüyalar Çağı’nda yaratıldı. Kan Taşı’nın bir zekaya sahip olması muhtemel. Bu taş, Fistandantilus’un öğrencisinin vücuduna geçip tekrar güçlü ve genç olmasını sağlayan bir taştı. Bir savaş sonrasında Fistandantilus’tan çalınan Kan Taşı, Raistlin tarafından Fistandantilus’a karşı kullanılmıştır. Raistlin, Fistandantilus’un vücudunu ve bilgilerini çalmıştır. Kan Taşı, büyünün ilk zamanlarında güçlü ve şeytani bir malzemedir. Yaklaşık 8 santimetre çapında gümüş bir zincire sabitlenmiştir. Aslında kırmızı damlacıklı yeşil değerli bir taştır. Mavi Kristal Asa Mavi Kristal Asa, Xak Tsaroth şehrinde Tanrıça Mishakal’ın tapınağında bulunan heykelinin elinde tuttuğu asadır. Asa, Mishakal’ın gücünü çağırarak yaraları iyileştirme gücüne sahip olur. Ayrıca güçlü yıldırımıyla kötülükleri kovar. Asa, Afet sırasında şehir dağ yamaçlarına kayınca kayboldu. Altınay’ın kabile reisi babası, Nehiryeli’ni Asa’yı bulması için görevlendirmiştir. Köyüne dönmek üzereyken, Nehiryeli şarlatan olarak ifşa edildi ve ölüme sürgün edildi. Altınay, elinde asa onunla birlikte olabilmek için koştu. Kayalar ikisine birden çarptıkça, asa parlak mavi ışıklar saçtı ve ikisi Solace şehrinin dışına taşındılar. Asa, iyi tanrıların çabalarını engelleyeceğini düşünen kötü güçler tarafından arandı fakat Mızrak Kahramanları, Altınay’ı ve Asa’yı nihayet Xak Tsaroth’a gelene kadar korudular. Orada, Altınay asayı doğru yerine geri götürdü (asa heykelle kaynaştı ve taşa döndü) ve asanın iyileştirme gücüyle Mishakal’ın gerçek bir rahibi oldu. Mishakal’ın Diskleri Mishakal’ın Diskleri, evlilik ayinleri gibi iyiliğin tanrılarının öğretilerini içerir. Dünyada denge gerektiğinden, aynı zamanda, kötülüğün ve doğanın tanrıları ile ilgili şeyler de öğretirler. İnce, hafif ve platinyumdan yapılmışlardır. Afet’den sonra diskler, batık şehir Xak Tsaroth’da saklanmışlardır. Khisanth(Onyx) adlı siyah ejderha tarafından korunmuşlardır. Diskler, Tarihçe serisinin ilk kitabı Güz Alacakaranlığın Ejderhaları’nda, yolarkadaşları tarafından bulunmuştur. Ejderha Küreleri Ejderha Küreleri, Yüksek Büyücülük büyücüleri tarafından 3. Ejderha Savaşı’nın son umutsuz saatlerinde Rüyalar Dönemi’nde yaratılan güçlü eserlerdir. Küreler 3 tarikatın büyücüleri tarafından yaratılmıştı, iyi ve kötü olan bütün ejderhaların mahiyetini içermekteydi. Bütün kürelerin Istar’ın Kralrahibi tarafından halkı büyü kullanıcılarına karşı ayaklandırmak için Kayıp Savaşlar sırasında yok olduğu düşünülmekteydi, lâkin 3 tanesi kurtulmuştu. Birisi Lorac’ın gözetiminde, bir başkası BuzDuvar Kalesinde ve üçüncüsü ise Yüce Ermiş Kulesinde idi. Kürelerin asıl özelliği kullanıcıya ejderhaları çağırma yeteneğini vermesiydi ve genellikle bu güç, egemenliğe veya yok etmeye yeterliydi. Ejderha Küreleri ayrıca üstün zekaya sahiplerdi ve kendilerini korumak için güçlü bir güdü sergiliyorlardı. İradesi zayıf kullanıcıları kolaylıkla kendi kontrolleri altına alıyorlardı aynen Lorac Caladon’un başına gelenler gibi. Daha sonraları Mızrak Savaşlarında, Aktaş Divanı, Ejderha Kürelerini kullanmanın yollarını aramışlardı. Her nasılsa, aldıkları risk yüzünden, yok edilmişlerdi. Birisi Tasslehoff tarafından. Bir diğeri, Kan Denizi’nde ölümden kurtulmak için meşhur Raistlin Majere tarafından kullanılmıştı. Her ne kadar büyü ile zarar verilemese de, güçlü fiziksel etkiler ile kırılabiliyorlardı. Tracy Hickman’ın açıklamalarına göre, zaman içinde, Ejder Küreleri kendi zihniyetlerini geliştirmişlerdir. Ejderha Mızrağı Ejderha Mızrağı kural kitabına göre, Ejderha Mızrakları 3. Ejderha Savaşı’nda kötü ejderhaları öldürmek için yaratılmıştır. Her savaşta kullanılabilir fakat en çok ejderhalar üzerinde işe yarar. Pek çok romanda da adı geçen kahraman Huma Ejderhafelaketi (Dragonbane), Takhisis’i yenmek için bu mızraklardan birini kullanmıştır. Kural kitabına göre, Ejderha Mızrakları nadir bulunurlar ve ticareti sık yapılan bir eşya değildirler. Küçük Ejderha Mızrakları, iki artifektten biri kullanılarak yapılabilirler( Kharas’ın Çekici veya Ergoth’un Gümüş Kolu) fakat büyük Ejderha Mızrakları ikisi ile birlikte yapılır. Büyük Ejderha Mızrakları, Küçük Ejderha Mızrakları’nın aksine,  iyiliğin gücüyle kutsanmışlardır. Gargath’ın Gri Cevheri Gargath’ın Gri Cevheri Kaos’un özünü içeren bir artifekttir. Kural kitabına göre Reorx, bu taşı Kaos Tanrısı’nın bir kısmını içermesi için yapmıştır fakat bir kaza sonucu onu taşın içine hapsetmiştir. Gricevher, Lunitari ayının içine koyduğu bir artifekttir. Gnomlar, Gricevher’i Reorx’un dizaynlarından yaptıkları büyük bir makinaya güç vermesi için aldılar. Cevher onların ellerinden kurtulduğunda dünyadaki Kaos ve içindeki şeyler değişmişti. (Pegasi, Minotaurlar vs.). Gnomlar, cevheri Taladas’dan Ansalon’a kadar takip ettiler. Güçlü eski bir büyücü olan Gargath, Gricevher’i iki tanrıtaşı arasında sıkıştırıp bir kaleye hapsetmiştir. Biri zenginlik için diğeri ise öğrenmek için Gricevher’i arayan iki grup Gnom, cevheri Gargath’dan çalmaya teşebbüs ettiler fakat taş onları cüceye çevirdi. Palin Majere ve kardeşleri Gricevher’i yakalamaya teşebbüs ettiler ve başarılı oldular fakat yolarkadaşları cevheri bir bahiste kaybettiler. Irda, cevheri bulup kırdı ve kazara Kaos Savaşı’nı getirmiş oldu. Kharas’ın Çekici Üçüncü Ejderha Savaşı sırasında, Ejderha Mızrağını dövebilmek için gerekli olan iki artifektten birisi idi. Kendi başına daha basitçe bir Ejderha Mızrağı üretiminde kullanılabilirken, Ergoth’un Gümüş Kolu ile birleştirilerek büyük Ejderha Mızrağı yapılabilirdi. Bu çekiç efsaneye göre dünyanın dövücüsü ve cücelerin lider tanrısı Reorx tarafından dövülmüştü. Savaş sonrasında, Takhisis ejderhalarını geri çektiği zaman, çekiç Solamniya Şövalyeleri tarafından kutsal bir emanet olarak korunmuştu. Felaket’ten kısa bir süre önce, genç ve cesur bir cüce savaşçısı Kralrahip’in savaşlarının birinde Ansalon’u kötülükten kurtarmak için Solamniya Şövalyeleri ile savaşmıştı. Şövalyeler bu savaşçıdan öyle etkilenmişlerdi ki ona Kharas, yani Solamniya dilinde “Şövalye” ismi ile birlikte çekici de verdiler. Sonrasında Kharas, Thorbardin’e geri döndü. Felaket geldiğinde de cüceler, kuzenleri dağ cüceleri de dahil olmak üzere kimseyi içeri almayacak şekilde krallıklarının kapılarını dış dünyaya kilitlediler. Çekiç ve Kharas, Fistandantilus ile insanlar ve cüceler ordusu Zhaman’a gelene dek Thorbardin’de kaldılar. Bu olay Cücekapısı Savaşı olarak bilindi. Cüce ile cücenin savaştırılması Kharas’ı yok etti. O, tüm cücelerin barış içinde yaşamaları gerektiğine inanırdı. Öte yandan, Kharas onur ve görev konusunda ırkının en önde geleni idi. Büyük Kral Duncan, savaşması için emirler verince de Kharas görevini yerine getirirken hiç tereddüt etmedi. Savaşın devamında Fistandantilus’un inanılmayacak güçte bir büyüyü harekete geçirmesi, iki orduyu yok ettiği gibi, Zhaman’ı da yok ederek Skullcap’e dönüştürdü ve Thorbardin kapısını da harabeye döndürdü. Kharas dışında herkes ölmüştü. Savaş büyük kralın tüm varislerini de yok etmişti. Bu yüzden büyük Kral Duncan öldükten sonra yerine kimin geçeceği üzerine fazla kavga olmadı. Kharas son bir bıkkınlık ile çekicini eline aldı ve çekici bulunana kadar gerçek bir kralın olmayacağını ilan ederek oradan ayrıldı. Çekiç, Mızrak Kahramanları tarafından Duncan’ın mezarında bulundu. Grup, mızrağı bir pazarlık kozu olarak Thorbardin’deki Pax Tharkas mültecilerinin korunmasında kullandılar. Çekiç kendi başına kullanıcısının gücünü defalarca katlar. Nasıl şifacılar Mavi Kristal Asa’ya (iyileştirme tanrısı Mishakal’a ait bir artifekt) büyük saygı gösteriyorlarsa, cüceler de Çekiç’e (kendi tanrılarına ait bir artifekt) aynı saygıyı gösterirler. Grallen’in Miğferi Weis ve Hickman’ın yazdığı Cüce Derinlikleri Ejderhaları kitabında Skullcap’in içinde Raistlin tarafından bulunmuştur. İlk olarak, yüzyıllar önce Cücekapısı Savaşları’nda ölen, cüce Prens Grallen’in ruhu tarafından ele geçirilen Sturm Brightblade tarafından kullanılmıştır. Daha sonra, Thorbadin’deki Thanes Konsey’inden önce Kral Duncan’ın mezarına girmek için, Flint Fireforge tarafından kullanılmıştır. Mezarı boş olan Grallen’in taş heykeline yerleştirildiğinde,  o da taşa dönmüş ve heykelin bir parçası olmuştur. Onur’un Yüzü Onur’un Yüzü, cüce bir demirci tarafından yapılan ve bir Elf Büyücü olan Sardal Crystalthorn tarafından Minator Kaz’a verilmiş çift taraflı bir baltadır. Eğer balta kaybolursa, Kaz hemen ellerine onu çağırabilir. Balta, yalnızca onurlu bireylere tepki gösterir. Onursuz bireyler, etkilerini göremeyeceklerdir. Sonunda, balta bir süre sonra kendini tamir edebilir duruma gelir. Düzelmenin süresi, savaşta aldığı hasarım miktarına göre değişir. En son Ejderha Savaşı’nda görüldü, bugün nerede olduğu bilinmiyor. Kayıp Yıldız Kayıp Yıldız, Ruhlar Savaşı’nda kullanılan büyük kılıçtır. Elf bir demirci tarafından yıllar önce dövülmüştür. Büyük bir elf paladinine verilmiş ve ölümünden sonra yüzyıllarca Güneş Kulesi’nde tutulmuştur. Bir düşmanın hırslı gözleri tarafından görüldüğünde, düşman kılıcın güzelliğine yanaşabilirdi. Bu silah, Ruhlar Savaşı üçlemesinin ikinci kitabı, Kayıp Yıldızın Ejderhaları’nda büyük bir ejderha öldürmek için kullanılmıştır. İnanç Madalyonu İnanç Madalyonları, Krynn’in gerçek tanrılarının rahipler sınıfının üyeleri tarafından üç tanrının büyüsü beklentisiyle kullanılmıştır. Bu madalyonlar iki amaca hizmet etmek için kullanılırlar; biri kullananın inancını ilan etmek, diğeri ise ruhani varlıkları çekmektir. İnanç madalyonları ortak vatandaşlar tarafından kullanılabilir fakat onlar madalyonlardan ruhani güç kazanamazlar. Madalyonlar büyülüdür. Üzerlerinde tanrının sembolü vardır. Madalyonlar, rahiplerin doğallıklarını göstermek için, elbiselerle birleştirilerek ve kaftanlarla birlikte kullanılır. Ergoth’un Gümüş Kolu Gümüş Kol, adından da belli olduğu üzere, gümüş bir kol. Solace’dan, büyük demircilik güçlerini ejderha mızraklarını dövmek için kullanan mülteci demirci Theros Ironfeld’e takılmıştır. Gümüş Kol, ejderha mızraklarını dövmek için kullanılan artifektlerden biridir. Tek başına, küçük ejderha mızrağı yapar. Çekiç ile birleştirildiğinde, büyük ejderha mızrakları yapmakta kullanılır. Magius’un Asası Magius’un Asası, Magius onu ele geçirmeden önce yapılmış olan büyülü bir asadır. Asa, Huma’nın yanında savaşan, Magius adında bir büyücü  tarafından sahiplenilmiştir. Yüksek Büyücülük Sınavı’ndan sonra Raistlin Majere’in sahipliğine geçmiştir. Daha sonra, Dalamar tarafından, Palanthas’daki Yüksek Büyücülük Kulesi’ne alındı. Palin Majere asayı kendi testinden sonra aldı. Asa, büyük bir büyüsel güce sahiptir ve binlerce kez kapıları açmak ve kilitleri eritmek için kullanılmıştır. Asa’nın en dikkate değer büyüsü, “Shirak” sözcüğüyle aktif hale gelip, “Dumak” sözcüğüyle deaktive olan ışık büyüsüdür. Bazen “Dulak” olarak telaffuz edilir fakat bu yanlış sözcüktür. Asa,  kullanan kişinin gücüne etki de eder, ona güvenlik ve destek sağlar. Asa, kullanıcısını daha güçlü kılar ve daha güçlü saldırılar yapmasını sağlar. Asada güçlü bir koruma büyüsü birikmiştir dolayısıyla, kullanıcısı olmayan biri kullanmaya teşebbüs ettiğinde dokunan kişi delirir. Kullanıcı, asanın bir parçası haline geldiğinde asa gönüllü olarak teslim edilmediği sürece tüm büyüler ters etkilidir. Asa tahtadan ve tepesinde Altın Ejder’in  pençesi vardır. Pençe, yalnızca ejderha ateşinin yok edebildiği bir küreyi kavramıştır. Küre aynı zamanda Kaos’u kör edebilecek güçlü bir savaş büyüsü yapmakta da kullanılmıştır. Yıldız Cevheri Yıldızcevheri, iki insanı aşk ile bağlayan bir taştır. Ejderha Mızrağı’nda bu taşa dair tek kayıt, Taç Şövalyesi Sturm Brightblade’e, Prenses Alhana Yıldızmeltemi tarafından bu cevherin verilmesidir. Cevher, diğer kişi hayatta olduğunda büyür. Partner öldüğünde, Yıldızcevheri’nin ışığı söner. Sturm Brightblade öldüğünde,  Alhana’nın Yıldızcevheri, babası Lorac’ın mezarına gömülmüştür. Margaret Weis Yıldızcevheri’ni, kendi yazdığı bir fantezi serisi olan galaktik romanlarından Koruyucuların Yıldızı (Star of the Guardian) için yaratmıştır. Fakat seri yayımlanmadığı için bu cevheri Ejderha Mızrağı’nda kullanmaya karar vermiştir. Tobril Tobril, Gilean tarafından tutulan bir kitaptır. Yüksek Tanrı tarafından Gilean’a sunulmuştur ve evrenin gerçek planı bu kitaptadır. Ejder Felaketi Ejder Felaketi, Güç Çağı sürecinde elfler tarafından dövülen, “Redeemer” diye de bilinen bir kılıçtır. 3. Ejderha Savaşı’ndan sonra kaybolmuştur. Ejder Felaketi, Baaz Ejderanları kolayca öldürebilen bir silahtır. Kılıç, günde en fazla 3 defa taşıyıcısının emiriyle eşyaların yerlerini saptayabilir. Ejder Felaketi, Ejderkatleden’in kardeş kılıcıdır. Silvanesti’deki Mızrak Kahramanları ve Alhana Starbreeze’den sonra, Alhana, Tanis’i bu kılıçla ödüllendirmiştir. Tanis, Kaos Savaşı’nda ölene kadar kılıcı taşımıştır. Sonra, bir hırsız Tanis’in mezarından kılıcı çalmış ve  onu daha sonra Dhamon Grimwulf’a satacak olan, Ogre Kralı’na satmıştır. Dhamon, kılıcı bacağındaki yaraya bir solüsyon bulmak için kullanmaya teşebbüs etmiş fakat başaramamıştır. Kılıcı attıktan sonra, yol arkadaşlarından bir Solamniya Şövalyesi olan Fiona, kılıcı almıştır. Dhamon’un arkadaşı olan Maldred,  kılıcı Fiona’nın öldüğü yerin yanında bir taşa saplamıştır. Ejderkatleden Ejderkatleden, Ejder Felaketi’nin kardeş kılıcıdır. Bu kılıç elf kralı Kith-Kanan’ın tılsımlı kılıcıdır. Elf büyücülerinin sihirli elleriyle dövülmüştür. Ejderhalara karşı özel güçleri vardır. Kılıcın başı yeşil mücevherden oluşur, orta tarafı bir kartalın gagası şeklindedir ve üstüne elf runları işlidir. Ejderkatleden, 2. Ejderha Savaşı sırasında kötü ejderhaların Silvanesti’ye saldılarını engellemek amacıyla elfler tarafından dövülmüştür. Kith-Kanan, onu nihayetinde Kardeşkatleden Savaşları sırasında kullanabilmiştir. Kith-Kanan tarafından Qualinesti’ye getirilmiş ve Sla-mori’de kendisiyle birlikte gömülmüştür. Sla-mori’deki dostları Kith-Kanan’ın Pax Tharkas yolu üzerindeki mezarına giderken yolda dev bir sürüngenin saldırısına uğradılar. Canavar onlara saldırdı ve Tanis’in kılıcı üzerine asit püskürtüp eritti. Kılıçsız kalan Tanis, Kith-kanan tarafından kılıcı aldığı yere Kith-Kanan’ın mezarına sığındı. Tanis, onu Tarsis’teki Kırmızı Ejderha Mağarası’nda Caramon’a verirken kaybetti. Bina çökmeye başladı ve sonra kılıç yerine geldiğinde Laurana ve Sturm, grubunun mülkiyetindeydi. Bir kasaya saklanmıştı. Laurana, ejderha küresini Qualin-mori’ye geri götürdüğünde, Ejderkatleden’i bırakmaya zorlandı. Sonra, Porthios ve Laurana’nın kardeşi, Tanis ve Laura’nın evlendiği günde onu Tanis’e hediye ettiler. Siz de eklemek istediğiniz Ejderha Mızrağı artifektleri varsa bize yazın…

Devamını Oku »