Son Haberler
Anasayfa » Diablo » Tristram’ın Kararışı – Bölüm 1

Tristram’ın Kararışı – Bölüm 1

diablo-logo

Doğunun tıklım tıklım şehirlerinden ve hatta Westmarch’ın yağmuru eksik kalmayan limanlarından uzakta, Khanduras’ın ücra taşralarından birinde kurulmuş olan Tristram, özellikle Baş İblislere karşı verilen mücadelede büyük bir yer tutuyor. Başmelek Tyrael’ın bizzat Dünyataşı’nın parçalarından üç Ruhtaşı yaratması ve Horadrim büyücülerini Baş İblislerin ruhlarını ele geçirmeye yollamasıyla başlayan “Üçlü İçin Av”, sonunda Mephisto’nun Kehjistan, Baal’ın Lut Gholein, son olarak da Diablo’nun Khanduras’ta yakalanmasıyla sona ermişti. Diablo’nun ruhunu hapseden kızıl Ruhtaşı’nı taşıyan Horadrim büyücüleri, Ruhtaşı’nı sakladıkları mağaralar ağının tam tepesine bir manastır inşa ettiler. Amaçları Diablo’nun şeytani etkisini yaymasını engellemek ve Ruhtaşı’nın korunmasını sağlamaktı. İlk Horadrim’lerin kurduğu bu yerleşim, zamanla çevre çiftçilerin ve ailelerinin de ilgisini çekince bölgenin nüfusu arttı. Böylece Tristram gitgide gelişip büyümeye başladı. Ancak Tristram’ın geliştiği bu uzun yıllar boyunca, kasabada yaşayan sıradan insanların hiçbiri gölgesinde yaşadıkları manastırın altında yatan akıl almaz kötülüğün boyutunun biraz olsun farkına varmadı…

200 yıl kadar sonra, Zakarum Kilisesi adına kendini Khanduras’ın kralı ilan eden Leoric, Tristram’a geldi. Krallığının güç merkezini sadık danışmanı ve Zakarum Baş Piskoposu olan Lazarus’un tavsiyeleri üzerine buraya kurmaya kurmaya karar verince, bu zamana kadar dış dünyadan izole kalmış olan Tristram’ın çehresi bir anda değişti. Koruyucuları çoktan yitip gitmiş ve artık neredeyse bir yıkıntı halini almış olan Horadrim manastırını, altında yatan kötülükten ve Horadrim’lerin inşa ettiği labirentlerden habersiz şekilde göz alıcı bir Zakarum katedraline çeviren Leoric, kasabanın bugünkü kötü ünvanını almasına neden olan olay zincirini de başlatmış oldu.

diablo-tristram-cathedralHükmünün ilk birkaç yılında halkının kalbini kazanan adil ve bilge kral Leoric, bir süre sonra bilinmeyen nedenlerle değişmeye başladı. İlk başta kendini kralın yersiz istekleriyle gösteren bu delilik, çok geçmeden paranoyaya dönüşerek bir zamanların sevilen kralını hızla tüketti. Leoric’in deliliği öyle bir noktaya ulaşmıştı ki, kendisine yakın olan herkesin vazgeçirmek için yaptığı ısrarlara rağmen, tamamen paranoyasının ürünü olan kuruntularla Khanduras’ın en büyük müttefiklerinden olan sınır komşusu Westmarch’a savaş açmaktan çekinmedi. Leoric’in bu çılgınca kararına karşı çıkmayan, onu bu kazanılamayacağı açıkça ortada olan savaşın kapısından döndürmeye çalışmayan tek bir kişi vardı: Baş Piskopos Lazarus. Kontrolden çıkmış bir ateşe daha çok odun atarcasına Leoric’in paranoyasını daha da körükleyen Lazarus, kralının bir hiç uğruna ordusunu Westmarch üzerine yollayışını izledi. Böylece babasının takdirini kazanmak isteyen Leoric’in büyük oğlu Aidan’ın da orduyla birlikte Westmarch üzerine yürüyüşe geçtiğinden emin oldu.

Ordunun sefere çıkmasından kısa bir süre sonra, kral’ın küçük oğlu Prens Albrecht kayıplara karıştı. Zaten deliliğin eşiğinde gezinmekte olan Leoric, sevgili oğlunun ortadan kayboluşuyla kendini iyice kaybetti. Kasaba halkının kendine karşı bir komplo içerisine girdiğine ve oğlunu kaçırdığına inanmaya başladığında, Albrecth’in yerini bulmak için kasaba halkına zalimlik ve işkence etmeye başladı. Böylece, bir zamanların cesur ve iyi kalpli kralı, “Kara Kral” ve “Deli Kral” gibi isimlerle anılmaya başlandı.

Leoric’in şövalyelerinin kumandanı Lachdanan, krallarının Westmarch’a karşı açtığı savaştan hırpalanmış bir ordudan geriye kalanlarla birlikte geri döndüğünde, uğruna hayatını ortaya koyduğu krallığı darmadağın olmuş ve geriye kalan tek tük halkını da dehşetin pençesine düşmüş halde buldu. Krallığın başına gelenler yüzünden öfkelenen Lachdanan, peşinde sadık askerleriyle birlikte Leoric’in karşısına çıktı. Ama kralın zihnini çoktan kemirip bitirmiş olan delilik bir kez daha çirkin yüzünü gösterdi: Tek isteği kralının ve krallığın iyiliği olan Lachdanan, Leoric tarafından hain ilan edildi. Çaresiz kalan Lachdanan, hızlı davranıp kralın muhafızları kendini ve adamlarını öldüremeden kılıcını Leoric’in kararmış kalbine sapladı. Ölmeden önceki son nefesiyle Lachdanan ve adamlarını lanetleyen Leoric’in hükmü böylece sona ermiş oldu. Herşeye rağmen bir zamanlar iyi bir adam olan kralını onurlandırmak isteyen Lachdanan, kralın cesedini katedralin altındaki bir mezara taşıdı. Deliliği kasabanın altındaki hapishanesinden kulağına fısıldamayı başaran Dehşetin Efendisi’nden kaynaklanan Leoric, yine Diablo’nun emriyle ölümden dönerek katedralin altındaki labirentlerde dehşet saçmaya devam etti.

Ve bu noktada Tristram’da işler iyice çığırından çıktı. Gittikçe daha çok kişi kaybolmaya, çiftlik hayvanları gizemli bir şekilde katledilmeye başlandı. Hatta geceleri kabuslardan fırlamış yaratıkların görüldüğünün söylentileri tüm kasabaya yayıldı. Ama en kötüsü de, bu söylentileri destekleyecek çığlıkların her gece katedralin derinliklerinden yükseliyor olmasıydı… Leoric ve Lachdanan’ın yokluğuyla çaresiz kalan halk, rehberlik etmesi için umutlarını Lazarus’a bağladı. Bir süredir kayıp olan ve katedralin derinliklerindeki büyük bir kötülüğe şahitlik edip canını zor kurtardığını anlatarak geri dönen Lazarus, herkese Prens Albrecht’in hala hayatta olabileceğine inandığını anlattı. Prens’in kurtarılmasını saplantı haline getiren Lazarus, sayısız kişiyi bir daha geri dönmemek üzere katedralin altındaki labirente yollamaya devam etti. Bir zamanlar kendi halinde bir kasaba olan Tristram’daki karanlık olayların kulaktan kulağa yayılmasıyla kasabaya çekilen çeşitli maceracı grupları dahil hiç kimse katedralden sağ çıkmayı başaramadı. Ta ki, evinin hasretiyle dolup taşan Prens Aidan geri dönene kadar…

Tony DeZuniga Aramızdan Ayrıldı!
Tristram'ın Kararışı - Bölüm 2