Son Haberler
Anasayfa » Dark Sun

Dark Sun

darksun-logo

Dark Sun Yazıları – 3

  Hoş geldin dostum. Seni böyle kötü bir yere, kanalizasyona çağırdığım için üzgünüm. Ama tahmin edebilirsin ki benim gibi bir tüccarın düşman edinmesi pek zor olmuyor. Zor şartlara alışabilmene sevindim. Sana bu kadar yardımı karşılıksız yapmama şaşırmanı normal karşılıyorum, ama ne de olsa ikimizde aslen bu dünyaya ait değiliz ve birbirimize yardım etmeliyiz. Neyse, yaratılış öyküsüne devam edebilirim artık. Nerde kalmıştık? Büyücüler mi? Hımm, büyücülere geçmeden önce bazı ön bilgiler vermem gerekecek olanları anlayabilmen için. Doğa efendisi halflinglerden, geçen konuşmamızda bahsetmiştim. Ve yaşadıkları muhteşem dünyadan da. Fakat her güzel şey gibi, bu dünyanın da güzelliği bozuldu. Kahverengi bir dalga, tüm Athas’ın üzerine bir kabus gibi çöktü. Hayat bitmeye, ağaçlar kurumaya başladı. Sular kirlendi, hava nefes alınmaz duruma geldi. Doğa efendileri bu olaya bir çözüm bulmaya çalıştılar uzun süre. Ve sonunda, en son çare olarak gördükleri Pristine Kulesi’ni kullanmaya karar verdiler. Güçlerini tam olarak bilmiyorlardı bu kulenin, ama son şansları oydu…   Yazan: E. Kıvanç “Morino” Kemaloğlu

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Yazıları – 2

  İyi akşamlar dostum. Günün nasıl geçti? Hmmm, söylemiştim sana kendine dikkat etmeni. Şanslısın ki sadece paranı almışlar. Demek ki bu akşam içkiler benden. Neyse, sana büyücülere karşı olan nefretin sebebini anlatacaktım, istersen başlayalım… Bundan çok çok uzun zaman önce, ki hayal edebileceğinden de uzak bir devre, bu kızıl güneşli, kumdan oluşan dünya; gerçekten güzel bir yerdi. Pardon, “yerdi” mi dedim? Doğru söyledim dostum. Bana, benim hakkımda sorular sormasan iyi olur, biliyorsun burası vahşi bir dünya, kimsenin kimseye güvenemeyeceği bir yer. Evet nerde kalmıştık; hah, güzel bir yerdi bu dünya. Her yer ormanlar, ırmaklar, tepelerle doluydu. Ve dünyanın o zamanki tek hakimi belki inanmayacaksın ama dostum, halflinglerdi. Halfling deyince aklına senin dünyandaki sevimli, eğlenceli ufaklıklar ya da şimdiki Athas’taki vahşi yamyamlar gelmesin. Onlar Doğa Efendileriydi (Nature Master). Yaşadıkları şehirler, kullandıkları eşyalar, bindikleri kayıklar, hepsi canlıydı. Yanlış duymadın, canlıydı. Onlara doğaya hükmetme gücü bahşedilmişti. Bu güçleriyle toprağa, ağaçlara, kısacası doğanın tümüne hakimdiler. O zamanlar büyü yoktu, dolayısıyla büyücüler de. Ve sadece çok küçük bir zümre, doğadan güç alan rahipleri oluşturuyordu. Ama büyüye ihtiyaçları olduğu da pek söylenemez. Garip güç mü? Psionic güçlerden bahsediyorsun sanırım. Buralarda gördüğün herkes sahiptir bu tip güçlere, hatta şu gördüğün çöpleri karıştıran köpek bile. Yaşam güç bir yol dostum ve pek de uzun sürmüyor bu yüzden. Eğer her gece yattığında, içinde yarını görme umudun olmasını istiyorsan, bunu hak edecek güçlerin olmalı. Çevrene bak biraz dostum, insanlardaki değişimleri görebiliyor musun? Mesela barda duran adamın pençesi, mesela şuradaki masada içen dwarf’ın iki yandaki gözleri, daha da uzatılabilir bu liste. Kahretsin, unutmuşum; bir müşterimle randevum vardı, ona gitmeliyim. Artık bir dahaki görüşmemizde hikayeye devam ederim. Görüşmek üzere.   Yazan: E. Kıvanç “Morino” Kemaloğlu

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Yazıları – 1

  Demek buralara yeni geldin yabancı? Yani Athas’a. Nasıl geldiğini sormuyorum, nasıl bir yerden geldiğini de. Ama madem ki dünyamıza geldin ve madem ki benim masama oturup buranın nasıl bir yer olduğunu sordun; o zaman sabırlı ol ve dinle… Burası Tyr, Athas’ın en büyük şehri. Ve ilk serbest şehri. Kendini şanslı saymalısın. Burası yerine çölde ya da hala zalim büyücü-kralların yönettiği şehirlerden birinde bulabilirdin kendini. Ve ne olduğunu anlamadan halflinglere yem olabilir, elfler tarafından köle olarak birilerine satılabilir ya da kendini arenada daha önce hiç görmediğin bir yaratıkla savaşırken bulabilirdin. Sen de mi elfsin? Evet bunu görebiliyorum dostum. Buradakilerden farklı olsan da. Elfler sana öyle bir şey yapmaz onlar ırkdaşlarına saygılıdırlar ha? Bu dünyayı henüz hiç tanımıyorsun. Eğer öğrenmek istiyorsan beni dinlemelisin ve dehşete düşmeye devam edeceksen masadan kalk git bence. Çünkü öğreneceğin şeyler şu ana kadar gördüklerinden o kadar farklı olacak ki. Senin geldiğin yerin nasıl bir yer olduğunu nereden mi biliyorum? Senin tahmin edebileceğinden çok daha fazla gezdim ve bir çok yer gördüm ve yemin edebilirim ki burası görebileceğin en vahşi yer. Geldiğin yerin neresi olduğunu tam olarak da bilmiyorum. Ama tahmin edebiliyorum. Ve burada oradakinden çok daha farklı, vahşi bir dünya var. Hah, sağol bir içki daha mı ısmarlıyorsun bana? Şerefine. Bu arada senin yerine olsam o altın dolu keseyi herkesin ortasında çıkarmazdım. Eğer sırtında bir hava deliği daha istiyorsan, onu bilemem. Neyse, nerde kalmıştık? Hah, buralar farklıdır diyordum. Evet dostum, buralar gerçekten farklıdır. Mesela burada bardlar halkı eğlendirip şarkılar ve türküler yazmak için yırtınmazlar, onun yerine kiralık katillik yaparlar. Savaşçılar onur ve zafer için savaşmazlar, yaşayabilmek yeterince büyük bir ödüldür zaten onlar için. Büyücüler ihtişamlı kulelerinde oturup araştırmalar yapmaktan çok kendilerini büyücü avına çıkmış insanlardan, elflerden, dwarflardan korumaya bakarlar. Burada tanrı da yoktur dostum, onun için rahipler dua edip tanrılarını onurlandıracaklarına doğaya ve elementlere hizmet ederek güç kazanırlar. En güvendiğin arkadaşın, bir yudum su için seni arkandan bıçaklayabilir. Ve hatta en acısı dostum, bunu sen de yapabilirsin. Hımmm, demek böyle bir şeyi asla yapmazsın. Bundan emin olma, hiç bir zaman. Burası nasıl bir yer, bunu merak ediyorsun demek. Bunu ben bile tam olarak açıklayamam dostum. Fakat rahatlıkla söyleyebilirim ki eğer bir yerde güzel bir dünya varsa, ki ben hiç rastlamadım, burası oranın barbarik bir gölgesi olarak adlandırılabilir. Neden büyücü avına çıkıldığını merak ediyorsun demek. Yerinde olsam büyücü lafını öyle her yerde kullanmazdım. Neyse, geç oldu artık. Eğer sorunun cevabını istiyorsan, ki gerçekten uzun hikaye, yarın akşam yine burada ol. Görüşmek üzere.   Yazan: E. Kıvanç “Morino” Kemaloğlu

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Diyarına Giriş v2

  Hiç unutmam her şey 1990 yılının soğuk bir Ekim günün’de yaratılmıştı Dark Sun dünyası (8 yaşındayken neyi unutmuyorsam). Timothy Brown isimli kişilik ile hayat bulan Dark Sun dünyası FRP severlere yepyeni bir dünyanın kapısını aralıyordu.(ki şahsen girmeniz pek tavsiye edilmez zira çok sıcak aynı şu anda İstanbul’un olduğu gibi) Dark Sun; TSR’ın (FRP nin kaymağını yiyen şirket olur kendileri daha sonra Wizards of the Coast tarafından FRP’nin iyice sömürülmesi amacı ile satın alındı.) bizlere sunduğu, her şeyin günlük güneşlik (hem de ne güneş) olduğu bir dünya. Aslında gerçekten de Dark Sun; denizlerle ve ormanlarla dolu, büyük medeniyetlerin kurulduğu bir dünya olmasına karşın, geçmişte yapılan büyü savaşları sonucu suyun ve yeşilliğin neredeyse tükenme boyutuna geldiği bir dünya halini alan Athas ile ilgili bir setting’dir. Dark Sun setting’i genelde post nuclear war (yani nükleer savaş sonrası) bir dünyaya benzemektedir. Benzer olarak akla gelen ilk örnekleri Mad Max filmleri ve Fallout oyunları olan Dark Sun setting’i diğer settinglerden gerek ırkların özellikleri gerekse de temel kaynaklardaki dengesizlik açısından keskin bir biçimde ayrılmaktadır. Öncelikle kaynakları açıklarsak, tahmin edebileceğiniz gibi bu setting de en değerli kaynak su dur. Kişiler bir fıçı su için sizi gözlerini kırpmadan öldürebilirler. Ayrıca maden açısından da fakir olan bir dünya olduğundan silahlar çoğunlukla kemik ve taştan yapılmıştır (ah ah nerde o her silahın bir artifact bir unique item olduğu güzelim FR ah). Bunlara ilave olarak hemen herkes az da olsa YOL’u (zihinsel bir güç, telepati kurmaya da yarar) kullanma yeteneğine sahiptir ama bu tür bir iletişim kişiyi güçsüz bırakacağından “kardeşim sürekli telepati ile dolaşırım, ne gerek var ağzımı yormaya” diyemezsiniz. Ayrıca büyük çöl denizlerinin üzerlerinde kurulmuş şehirler vardır bu dünyada ve bunlar güçlü büyücü krallar tarafından yönetilirler. Tabii ki de böyle acımasız bir dünyada hüküm süren bu şahıslar da bir nevi kötülüğün vücuda gelmiş halleridir. Daha da ilginci bu setting de Tanrı diye bir şey yok. Onun yerine bol bol kölelik var. Ve ırklara geçmeden önce son ayrıntımız da bu dünyadaki en güçlü varlığın Ejderha oluşudur (tekil çünkü bu dünyada sadece 1 ejderha var. Bu arkadaş da yılda bir kez şöyle bir uğrar, birkaç yüz kölecik alır gider, etliye sütlüye de pek karışmaz açıkçası…) Gelelim ırklara: İnsan: Olmazsa olmaz ırk (Bu insan ırkını her setting e koymalarının sebebini ilk başlayanlarda bir adaptasyon süreci sağlamak diye düşünüyorum ben ne bileyim fantezi diyosun hop insan ırkı en başta amannn) Tabii ki de en kalabalık ırk. Büyücü krallar insan ırkından olmakla beraber bu ırkın ilginç bir özelliği de büyü savaşlarında uğradıkları mutasyon sonucu bazılarının sürüngen şeklinde doğuyor olmaları. Elf: Hah iş ilginçleşmeye başladı. Tamam bunlar da sivri kulaklı uzun boylu sarı saçlı falan ama bunlar çölde yaşıyorlar yaa :D İsterlerse tüm gün çölde koşabilecek yeteneğe sahip bir ırk olarak tanınırlar. Bir şehirden diğerine 1-2 günde gidebilirler ama bu özelliklerini genelde hırsızlık ve yağmacılık gibi konularda uzmanlaşmak için kullandıkları da gerçektir. Dwarf: Tamamen kılsız bir ırk (şaka yapmıyorum gerçekten öyle, zaten böyle bir dünyada o kadar kılla yaşayamaz buhar olursun) Her zamanki gibi kısa boylu, dayanıklı ve güçlüdürler. Karakteristik özellikleri inatçı olmalarıdır. Taş işçiliğinde ustadırlar (hayır maden yok ki onda ustalaşsınlar…) Halfling: Yamyam ve vahşi bir ırk olup kabileler halinde Forest Ridge ormanında yaşarlar (bu da gösteriyor ki az da olsa yeşillik halen mevcut bu diyarda) Yani bu setting in barbarları da diyebiliriz. (hahah halfling barbar hahah argh ?e halfling bıçağındaki kanı siler…) Hafl-Elf: Her zamanki gibi insan elf karışımı olan bu ırkın mensupları elfler kadar hızlı koşamazlar fakat insanlardan daha uzun boyludurlar ve daha fazla yaşarlar. Mul: İnsan cüce melezi (Türkçede katr diye çevrilmiş olup, İngilizcede katır anlamına gelen mule deki “sesli harfinin gitmesine bağlı olarak bizde de” harfini atmış Yeşil Geçit kitabının çevirmen arkadaşı ama ben açıkça başarılı buldum) Sağlam yapılı ve güçlüdürler. Baba tarafları gibi kılsız olup inatçılıktan da nasiplerini almışlardır. Gladyatör sınıfı için birebirlerdir. Half-Giant: Yaygın olan 2 inanışa göre ya bir büyücü deneyi sırasında yaratılmışlar ya da bizzat Ejderha tarafından. Fakat gerçek olan şey inanılmaz güçlü oldukları. Tabii ki bu açıklarını düşük zekâları ile kapatmaktalar. Thri-kreen: 4 kollu peygamberdevesini andıran sağlam bir ırktır. Isırıkları felç edici etkiye sahip olup aynı zamanda çok usta dövüşçülerdir. Pterran: Bunlar kertenkele adamlara benzerler (lizardmen) ve şamanistik bir halktırlar. Aarakocra: Diğer settinglerde karşımıza mahlukat (monster) olarak da çıkabilen kanatlı insansılardır. İşte Dark Sun dünyasında karşılaşacağınız ırklar bunlar. Tabii bunların yanında çölde yaşayan birçok ölümcül canlı da mevcut. Türkçeye çevrilen tek Dark Sun kitabı “Yeşil Geçit” bu açıdan sizlere iyi bir kaynak olabilir. Sizlere Galadwen’in bu kitap ile ilgili yorumunu aktararak Class (sınıf) lara geçiyorum. “Ya resmen bu kitabı psikopat ölüm nasıl olur görelim motivasyonu ile yazmışlar” Fighter: Olmazsa olmaz sınıf; Her zamanki dövüşçü sınıfı. Gladyatör: Arenalarda halkın eğlencesi için dövüşüyor. Dövüş sanatlarında ustalar. En iyileri Mul ırkından çıkıyor. Thief: Hırsız hep hırsız… Ranger: Diğer dünyalardaki gibi ama bu ormanda değil çölde yaşıyor. Trader: Güya tüccar. Ama kapitalist işte ne olacak eninde sonunda dolandırıcı (sanki işletme mezunu değilmişim gibi bir de kapitalizm’i eleştiriyorum) Bard: Bunlar FR’a göre biraz farklı. Öncelikle büyü yetenekleri yok. Bunun yerine assassian (suikastçi) olarak ustalaşıyorlar. Özellikle zehir konusunda uzmanlaşıyorlar ileriki seviyelerde. Priest: Priest yani Rahip sınıfı 3’e ayrılmakta. Bunlar: 1)Elemental Cleric: Bu setting’de tanrı olmadığı için bunlar ateş, kum, hava, su gibi elementlerden güçlerini almaktalar. Ayrıca herbiri diğerini düşman olarak da görmekte. 2)Druid: Bunlar doğaya (tabii ki doğa namına pek de birşey kalmamış ama siz gene de çaktırmayın üzülmesinler.) tapıyorlar ve Defiler’ların (alt kısımda açıklanmakta) en büyük düşmanları. 3)Templar: Bu arkadaşlar güçlerini tamamen şehirlerini yöneten büyücü krallardan alıyorlar. Karakter olarak iyi niyetli olmadıklarını (nam-ı diğer evil) belirtmemem gerek yoktur herhalde. Mage: İşte en sağlam karakter. Niye? Çünkü gezegen bunlar sayesinde bu durumda. Bu setting de sihirbazlar büyülerini yapabilmek için bitkilerin yaşam enerjisini çalıyorlar. Başta da belirttiğim gibi geçmişte süregelen büyü savaşlarının sonucunda bitkilerin yok olup ekolojik sistemin tamamen değişmesi gezegenin bu hale gelmesinin sebebi. Yalnız 2 tür büyücü bulunuyor. Bunlardan ilki; 1)Defiler: Bu karakterler için en önemli şey güç yani büyü. O yüzden çevrelerindeki hiçbir şeyi umursamıyorlar ve tabiatı yaptıkları büyü yüzünden mahvediyorlar. Zaten gezegenin bu hale gelişinin en büyük sebebi bunlar. Tabii bu umursamazlıkları halkın nefretini peşlerinden getirirken diğer taraftan Preserver lara oranla daha güçlü büyüler yapmaları ve daha hızlı level atlamaları diğer bir önemli nokta. 2)Preserver: Bu grup sihirbazlar ise büyülerini yaparken çevrenin tamamen harap olmasına yol açmadan sadece bitkilerin enerjilerini onları pörsütecek kadar kullanıyorlar. Bir nevi iyi kalpli büyücüler de diyebiliriz. Tabii biz bu 2 sınıf arasındaki ayrımı öğrenmiş bulunmakla beraber ne yazıkki Arthas’ın halkı bu ayrımı yapamamakta ve hangi sınıf olursa olsun “Ne sihirbaz mı? Gezegeni mahvetti şerefsizler!” tepkisini vermekte. Ayrıca çok az sayıda sihirbaz ise büyü için gerekli gücü direkt olarak güneşten ya da kum fırtınalarından çekebilmekte. Buna ilave olarak Sorcerer sınıfı (“karakter yaratmak” isimli yazımdan Mage/Wizard sınıfı ile arasındaki farka bakabilirsiniz) pek gözükmese de ejderha kanı taşıyanlarda farkedilebilmekte. Son olarak da Psionic sınıfı (yukarıda YOL “The Way”den bahsetmiştim) bulunmakta.. Bunlar da YOL konusunda uzmanlaşıyorlar. İşte arkadaşlar uzun bir aradan sonra nihayet yeni yazımla sizlerle buluşmuş oldum. Eğer Dark Sun dünyası ilginizi çektiyse sizlere önerim Yeşil Geçit kitabını okumanız çünkü bu setting hakkında Türkçe’ye çıkmış olan yegane kitap bu. Tanrılar bileklerinizden gücü, kalplerinizden inancı, aklınızdan büyüyü, ormanlarınızdan huzuru, sokaklarınızdan gölgeleri ve baladlarınızdan ilhamı eksik etmesinler.   Yazan: Emir Çetinbaş

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Diyarına Giriş

  Athas… Eskiden yemyeşil ormanları bulunan, denizlerle kaplı bir dünyaydı. Üzerinde dev medeniyetler, güzel ırklar ve canlılar barındırıyordu. Şimdiyse aç gözlü büyücülerin, yüzlerce yıl önce yaptıkları savaşlardan dolayı, kuru bir taş yığınına dönmüş olan dünya… Bizim güneşimizden çok daha büyük bir güneş şu anda burayı kavurmakta. Her yer taş, çöl ve ölü topraklarla kaplı. Her yerde çöl denizleri var artık. Tüm canlılar susuzluğa, sıcağa ve doğal afetlere karşı mücadele ediyor ve bu onları canavarlaştırdı. Her an çölden gelebilecek, kabuslarında bile göremeyecekleri ölümcül yaratıkların saldırısına uğrayabilirler… Athas’ı bu durumuna getiren büyücülerdir! Güçlerini bitkilerden alan bu büyücüler, uzun yıllar süren savaşlar sonunda, dünyanın çölleşmesini sağlamışlardır. Büyü için enerji emerken, bitkiler kül olup yok olmuşlardır. Bu yüzden hayvanlar açlıktan ya da hastalıktan ölmeye başlamışlardır. İnsanlar kaçışmaya başlamış, koca ırklar yok olmuşlardır. Şehirler yıkılmış, ormanlar yok olmuştur. Suların kuruyup bataklaşması da durumu iyice kötüleştirmiştir. Sıcağa dayanıklı böcekler ve sürüngenler geriye kalmış, onlar da canavarlaşmışlardır. İnsanlar yeni köyler kurmaya başlamışlar. Kölelik başlamış. Herkes sadece yaşama iç güdüsüyle yaşamaya başlamıştır. Sonra büyücü krallar ortaya çıktı. Bunlar köyleri, şehirleri yöneten kötü kişilerdi. Ve tek korktukları şey de Athas’da yaşayan tek ejderhadır. Evet, bu dünyada yalnız bir ejderha var ve her sene şehre gelip yüzlerce köleyi alır. Kölelere ne olduğu da asla bilinmez. İşte budur Athas’ın hikayesi… Şimdi kısa bir tanıtım yaptıktan sonra yaşayan ırklardan, mesleklerden falan bahsedelim biraz: Sistem: AD&D sistemi ama bazı ufak farklılıklar var. Karakter skorları 20’nin üzerine çıkabiliyor, fakat bonuslarda kısıtlamalar ve azaltmalar yaparak durumu dengelemişler. Irklar: İnsan: Athas’da en çok insanlar yaşar. Köylerin nüfuslarının çoğunluğunu insanlar oluşturur. Hatta büyücü krallar bile insandırlar. Şehirlerin dışında yerleşim birimi kurabilecek cesarete sahip yegane ırktırlar. Bazıları büyü savaşlarından mirasla mutasyon geçirmiş olarak doğabiliyorlar. Kimisi kertenkeleden farksız, kimisi de mavi, pullu bir deriye sahip doğabiliyor. Elf: Hayatlarını hırsızlık, yağmacılık vb. şeylerle sürdüren bir ırktır. Sivri kulakları, narin yapıları ve sarı tonlarında saçları vardır. Boyları iki metreden uzundur ve bir dwarf boyunda, uzun bacakları vardır. Çok hızlı koşabilirler. Dwarf: Boyları 1.5 metreyi bulan bu kısa boylu ırk çok dayanıklı ve güçlüdür. Vücutları kılsızdır ve inanılmaz bir kas gücüne sahiptirler. Çok inatçılardır ve fikirlerini değiştirmeleri imkansıza yakındır. Bir amaç edindiklerinde çoğu zaman ölüm bile onları durduramaz. Taş işçiliğinde ustadırlar. İnsanlardan sonra en çok bulunan ırktır. Halfling: Çocuk suratlı bu ırk olağan üstü derecede yamyam ve vahşidir. Kabileleri içinde birbirlerine çok bağlıdırlar, fakat başta elfler olmak üzere tüm ırklara düşman gözüyle bakarlar. Forest Ridge ormanında yaşarlar. Thri-kreen: Çöllerin hakimleri, peygamberdevelerine benzeyen bir ırktır. 2 metre boyundadırlar ve dört kolları vardır. Hayatlarını göçebe kabileler halinde, avlanarak geçirirler. Çok tehlikeli yamyam savaşçılardır. Sayısız silah yapmışlardır ve diğer ırklar tarafından bile bu silahlar kullanılmaktadır. Isırıkları çok güçlü bir felç gücüne sahiptir ve tek dezavantajları sadece 35 sene yaşayabilmeleridir. DarkSun’ın en farklı ve güzel özelliklerinden biri de melez ırklarıdır: Half-Elf: İnsan-elf karışımı bir ırktır. Elfler kadar uzun boylu değillerdir ve onlar kadar hızlı koşamazlar. Bu yüzden elflerin yanından çok insanların yanlarında kalırlar. İnsanlardansa daha uzun ömürlü ve daha çeviktirler. Mul: Babası dwarf, annesi insan olan bu insan-dwarf karışımı ırkın genel olarak kondisyonları, güçlü olmaları ve bu halde bile insanlardan uzun olmaları en belirgin özelliklerindendir. 24 saat hiç yorulmadan taş kırabilir, kazabilir ve dövüşebilirler. Bu yüzden çoğu zaman köle olarak kullanılırlar. Babaları kadar olmasa da sabit fikirlidirler ve vücutları tamamen kılsızdır. Half-Giant: 4.5 m boyundaki bu devasa ırkın yaratılışı hakkında etrafta birçok dedikodu döner durur. Kimisi bir büyücünün deney sırasında yarattığını söyler, kimisi onları Ejderha’nın yarattığını… Sadece kendi aralarında çoğalabilirler. Sözlerine güvenilmez, hangi tarafta oldukları kesinlikle belli değildir. Güç konusunda rakipsizdirler, kondüsyonları iyidir fakat çok zeki ya da mantıklı hiçbir zaman olamazlar. Çoğu zaman büyücü kralların ordularında askerlik görevi yaparlar.   Sınıflar Fighter: Diğer dünyalardakindan farksız, sadece savaşçı. Ranger: Diğer dünyalardakindan farksız, sadece korucu. Gladiator: Tüm silahlara proficientleri var ve birden fazla silahta specialist olabiliyorlar. Martial Arts’da ustalar. Thief: Diğer dünyalardakindan farksız, bildiğiniz hırsız. Bard: Büyü yapamıyorlar fakat hepsi suikastçi olduğundan, her level başına yeni zehir yapma teknikleri öğrenebiliyorlar ve bir süreden sonra da AD&D’deki tüm zehirleri yapmayı öğreniyorlar. Trader: Amaçları para kazanmak için dolandırıcılık yapmak. Cleric: Athas’da tanrı olmadığı için ateş, su, toprak, hava, güneş, kum, magma ve yağmur gibi element ve şeylere taparak büyü yapabilirler. Druid: DarkSun’da druid çok az vardır. genellikle belli bir bölgeyi korumak için and içerler ve orada yaşayarak, orayla bağdaşacak sphere’de büyü yaparlar. Mesela bir dağı koruyorsa earth sphere’ini, ve belki de air’ı alabilir. Psionicist: Psionic zihin, beden ve ruh gücünüzü kullanarak kendinizi ve dış dünyaya manipule etmek demektir. Kısaca zihinsel saldırı da diyebiliriz. İşte asla büyü kadar güçlü olamayan bu gücü kullananlar da psionicist denir. Mage: Büyücüler güçlerini yaşam enerjisinden alırlar. Bu enerjiyi de en kolay olarak bitkilerden temin edebildiklerinden, bitkilere zarar vermeyi göze alarak, onları kullanırlar. İki çeşit büyücü vardır: Defiler ve preserver diye. Defilerlar bitkilerin enerjisini, onlar gri küle dönene kadar emerler. Preserverlar ise sadece pörsütecek kadar kullanırlar onları. Defilerlar kısa yoldan güce ulaştıklarından, mesela ikinci level’a 1750 XP’de atlarlar. Preserverlar da hayatları pahasına bitkileri öldürmezler. Bu iki grup kendi aralarında anlaşamadıkları gibi, halkda defiler ne, preserver ne demek olduğunu bilmediğinden tüm büyücülere düşmandır. Bu arada büyücü krallar da 21+. level defiler/psionicistlerdir.   Başlamak için: Kesin DarkSun Campaing Setting lazım, alın. Sonra Complete Psionics’ Handbook, the Will and the Way (Psionics güçleri kitleri), DarkSun Monstrous Compendium 1 ve 2 kitapları da elinizin altında bulunsa iyi olur.

Devamını Oku »
darksun-logo

Dark Sun Nedir?

Athas… Eskiden yemyeşil ormanları bulunan, denizlerle kaplı bir dünyaydı. Üzerinde dev medeniyetler, güzel ırklar ve canlılar barındırıyordu. Şimdiyse aç gözlü büyücülerin, yüzlerce yıl önce yaptıkları savaşlardan dolayı, kuru bir taş yığınına dönmüş olan dünya… Bizim güneşimizden çok daha büyük bir güneş şu anda burayı kavurmakta. Her yer taş, çöl ve ölü topraklarla kaplı. Her yerde çöl denizleri var artık. Tüm canlılar susuzluğa, sıcağa ve doğal afetlere karşı mücadele ediyor ve bu onları canavarlaştırdı. Her an çölden gelebilecek, kabuslarında bile göremeyecekleri ölümcül yaratıkların saldırısına uğrayabilirler… Athas’ı bu durumuna getiren büyücülerdir! Güçlerini bitkilerden alan bu büyücüler, uzun yıllar süren savaşlar sonunda, dünyanın çölleşmesini sağlamışlardır. Büyü için enerji emerken, bitkiler kül olup yok olmuşlardır. Bu yüzden hayvanlar açlıktan ya da hastalıktan ölmeye başlamışlardır. İnsanlar kaçışmaya başlamış, koca ırklar yok olmuşlardır. Şehirler yıkılmış, ormanlar yok olmuştur.

Devamını Oku »