Son Haberler
Anasayfa » Blog » Kayra Keri Küpçü » Giovanni Scognamillo’nun Ardından – Özledik Seni

Giovanni Scognamillo’nun Ardından – Özledik Seni

Yanlış hatırlamıyorsam 2001 yılıydı. O dönemde bir yandan üniversite sınavlarına hazırlanıyor bir yandan da çılgınca merakım olan vampirler üzerine akademik araştırmalar yapıyordum. Ülkemizde konuyla ilgili çok fazla kaynak olmadığından yurtdışından bir sürü kitap getirtmiştim. Bunlardan bir tanesi de Matthew Bunson’ın The Vampire Encyclopedia kitabıydı. İşte o kitabı bitirdiğim gün hayatımı değiştiren bir şey oldu.

İnternetin çok yaygın olmadığı ve pahalı olduğu, internet araştırmalarının kolay yapılmadığı dönemde en büyük yardımcım yabancı kitaplardı. The Vampire Encyclopedia hem vampirlerin toplumsal yerinden hem de tarihten günümüze gelişiminden detaylıca bahsediyordu. Kitabı bitirdikten sonra kitabın en arkasında “Dünyanın çeşitli yerlerindeki vampir toplulukları ve kütüphaneleri” gibi bir bölüm gördüm. Alfabetik olarak ülke adlarına göre dizilmiş listede, haritada Türkiye’yi bulmaya çalışan biri gibi hemen “T” harfine doğru yöneldim ama bir yandan da, “Ülkemizde ne arasın vampir topluluğu,” diye pis pis gülümsüyorum. Sonra bir baktım “Turkey” yazıyor. Hemen başlığın altında da bir isim var: Giovanni Scognamillo.

Önce bir silkelendim, sonra Giovanni Scognamillo isminin altında yazan adrese baktım: Beyoğlu Apt. No:1. O dönemde İzmit’te yaşıyordum ama İstanbul yakındı, yanına gidebilirdim. Bir satır daha alta bakınca bir telefon numarası da olduğunu gördüm. Akşam saat 8 civarıydı ve cesaretimi toplayarak hemen telefonun başına koşup numarayı tuşladım. Telefonu açan kadın, “Alo, buyrun,” dedi. Yahu ne diyecektim?.. Bir anda, “İyi akşamlar…” diye başladım. Giovanni ile konuşmak istiyordum ama ne diyecektim? Sonrasında “Bay Scognamillo mu, Giovanni Bey mi?” desem diye kafamda kurarken; “İsmim Kayra, Giovanni Bey ile görüşebilir miyim?” dedim. Giovanni demek, Scognamillo’yu doğru telaffuz etmekten daha kolaydı. İlk görüşmede sıçmak istememiştim.

Birkaç saniye sonra yaşlıca olduğu sesinden anlaşılan bir beyefendi, “Buyrun, ben Giovanni Scognamillo,” dedi. Durumu anlattım, kitabın arkasında ismini ve telefonunu gördüğümden, vampir araştırmaları yaptığımdan, kendisiyle tanışmak istediğimden söz ettim. Kısa ancak samimi bir telefon sohbetinin ardından yine aynı samimiyetle, “İstediğin zaman gelebilirsin, kapım açık,” dedi.

Henüz 17 yaşında bir gençtim, böylesi kitaplarda adı geçen birinin ülkemizde olması ve beni davet etmesi beni çok heyecanlandırmıştı. İlk fırsatta gitmek istiyordum ama olmadı. Aradan birkaç yıl geçti. Ben o konuşmayı ve o ismi hiç unutmamıştım. İsmi bir kere gördükten sonra zaten anılarım canlanmıştı; Drakula İstanbul’da, Dünyamızın Gizli Sahipleri kitaplarını okumuştum ve telefonda konuştuğum Giovanni, işte o kitaplarla beni yolculuklara sürükleyen Giovanni’nin ta kendisiydi.

2004 yılında İstanbul’a gittiğim bir gün kafaya koydum, Giovanni ile tanışacaktım. Yine aynı telefon numarasından kendisini aradım, ev numarası değişmemişti. 3 sene önceki konuşmamızdan hiç bahsetmeden kendisiyle görüşmek istediğimi söyledim, “Haydi gel, evdeyim,” dedi.

Ayaklarım yerden kesilmiş, heyecandan uçuyordum. Hemen Taksim Meydanı’ndan aşağıya saldım kendimi ve Beyoğlu Apt. No:1‘in önündeydim. Çıktım yukarıya ve zile bastım. Beni bekliyorlardı, genç bir kadın açtı kapıyı, “Hoşgeldin Kayra, gel içeri,” dedi. Dracula’nın Jonathan Harker’ı şatoya buyur etmesi gelmişti aklıma doğrusu. Bir vampirin evine davet edilmiş ve bekleniyordum… Hayırlısı…

O gün çok güzel sohbet ettik. Uzun uzun vampirlerden bahsettik. Bana bazı notlarını gösterdi, eski basımlı kitapları gösterdi ve anlattı. Ben de 3 sene önce kendisini aradığımı ama davet edilmiş olmama rağmen gelemediğimi söyledim. Hoşuna gitmişti. Vampirlerin gerçek olabilecekleri ile ilgili fikirlerimizi tartıştık. “Tabii ki gerçek, bak karşında duruyorum işte,” demişti gülümseyerek. Giovanni ile ilk tanışmamız bu tarihi adreste olmuştu.

Sonrasında Giovanni ile arkadaşlığımız ve sohbetlerimiz hep devam etti. Ortak çok arkadaşımız vardı; Metin Demirhan, Gülay Er, Orkun Uçar gibi… Sonuçta fantastik kurgunun üstadıydı o. Fantastik ile ilgilenen herkese dokunmuş, onlara kapılarını açmıştı. Zaman zaman buluşup beraber giderdik Giovanni’nin evine, sürpriz yapardık ona. Her defasında da engin bilgilerini bizlerle paylaşır, keyifli sohbetiyle bizi şenlendirirdi. Ne anıları vardı… ilerlemiş yaşına rağmen her filmi en ince detaylarına kadar hatırlar, yapım yıllarını, yönetmenlerini, oyuncularını tek tek sayardı. Böyle de sinema aşığıydı.

Bir gün Giovanni ile yine onun evinde oturup sohbet ediyorduk. Yanlış hatırlamıyorsam Anadolu Korku Öyküleri kitabının önsözü için uğramıştım evine. O dönemki yayınevi ofisim Giovanni’nin evine yakındı, arada uğrardım. Biz oturup konuşurken kapı çaldı, meğer beklediği misafirleri varmış. Misafir dediğime bakmayın, gazeteciler Giovanni ile konuşmaya gelmişler. O sırada 2 gazeteci, ben ve Giovanni salondaydık ve sohbet ediyorduk. O gün hiç unutamayacağım bir şey oldu. Gazetecilerden birisi, “Hocam siz de maşallah hiç yaşlanmıyorsunuz, hatta gençleşiyorsunuz bile,” dedi. Giovanni sakallarını kesmişti ve gerçekten daha genç görünüyordu. Sigarasından bir fırt çeken Giovanni gülerek, “Vampirler yaşlanmaz ama gençleşmez de, ben hep aynıyım,” dedi ve sonra beni göstererek ekledi, “Gerçi vampirleri üstadım iyi bilir,” dedi bana göz kırparak. Latife yapmıştı. Onun yıllarını verdiği bir konuda ben çırağı bile olamazdım ama o böyle de mütevazı biriydi, emeği onore eden bir insandı. Yıllarca benim verdiğim emeğe duyduğu saygısını belki de dile getirmişti. Gülümseyerek, “Estağfurullah, sizin yanınızda ne haddime hocam,” dedim boynumu eğerek. Giovanni de, “Yok yok, sen oldun yahu,” dedi gülerek.

2006 yılında Ara Cafe’de düzenlenen bir doğum günü partisinde Gio’yu yeni yaşına kavuşturduk. Dışı siyah içi kırmızı Dracula pelerini sırtındaydı. Pastasını kesti, sevdiği dostları ve öğrencilerinden birbiri ardına gelen öpücük ve kutlamaları kabul etti oturduğu yerde. Ben de daha önce evinde gördüğüm ve ilgi alanım olan figürlerine göz attığımda eksik olan birini farketmiştim. Kendisine Freddy Krueger figürü almıştım o doğum gününde. Gözlerinin içi gülüyordu, çok mutluydu. Hatta Beste Demirel, o günü de kaydetmiş ve belgeselinde kullanmıştı.

Aradan zaman geçti, 2008 yılında ben evlendim. İş hayatı, ev hayatı derken ziyaretlerim biraz azaldı ama o dönemlerde telefonla aramaya çalıştım Giovanni’yi. Telefonda sohbet ederdik biraz, her seferinde, “Eee özledik yahu, uğrasana,” derdi. (Yazarken bile sesi kulaklarımda çınladı.) Arada sırada uğradım yine de. Hatta bir seferinde 2011 baharında askerdeyken Berker Berki bana mesaj attı, “Abi Fatih Yüzbaşı var, senin telefon numaranı istedi benden, ben de verdim, hafta sonu sen çarşı iznindeyken arayacak.” Ulan ben askerde rütbeliden kaçarken arkadaşım benim numaramı yüzbaşının birine vermiş. Haydaaaa… Neyse bir Cumartesi sabahı kahvaltı yaparken telefonum çaldı. “Buyrun,” dedim. “Ben Yüzbaşı Fatih Danacı,” dedi benim o anda askerde olduğumu bilerek biraz muzip bir sesle. Ben de, “Kayra Keri Küpçü, İzmit. Emret komutanım,” dedim. Sonra bastık kahkahayı. Fatih ile ilk tanışmamız öyle oldu. O dönemde Dükkan-ül Hayal’de Giovanni için bir doğum günü düzenlemek istediğini söyledi, beni de davet etmişti ama askerde olduğumdan katılamayacaktım. Yine de davetini esirgememişti. O doğum gününe gidememiştim ama o gün, ülkemiz adına da önemli bir gündü. FABİSAD’ın kuruluşu için ilk toplu ve ciddi konuşmalar orada olmuştu.

Biz Fatih ile, ben askerden döndükten sonra Giovanni’nin evinde ilk kez yüzyüze tanıştık. Fatih ile Giovanni’nin dostluğu, korku sinemasına ve eskilere dayanıyor. Hatta sonrasında Vampir Manifestoları diye birlikte bir kitap da hazırladılar. Biz Fatih’le kardeş gibi olmuştuk kısa zamanda. Giovanni, Fatih’i de beni de birer evladı gibi görürdü; tıpkı pek çok evladı gibi. Sohbetlerimizde bize anılarını anlatırdı, zaman zaman üzüntülerini ve özelini paylaşırdı. Tam bir aile sohbeti dönerdi o salonda.

Giovanni’nin son yıllarında evladı Fatih, Ankara’da olmasına rağmen Giovanni’yi benden daha çok ziyaret ediyrdu. Ben hayırsız evlattım ama telefonla aramayı ihmal etmedim. Her seferinde de aynı şey, “Eee özledik yahu, uğrasana!” derdi, Fatih’le ve eş dostla bana selam gönderirdi.

2013 yılında FABİSAD olarak düzenlediğimiz ilk Gio Ödülleri töreni zamanında yaşından ötürü çabuk yoruluyordu. O nedenle tekerlekli sandalye ile gidiyordu gideceği yerlere. Ödül töreni İtalyan Kültür Merkezi’nin salonunda düzenlenecekti ve fuaye alanındaki dik ve uzun merdivenleri çıkamazdı. Tekerlekli sandalye ile taşınırken de görülmek istemiyordu. Salona yaklaştığında yardımcısı Nalan beni aradı, “Kayra biz geliyoruz. Giovanni böyle görülmek istemiyor, mümkünse kimse görmesin, Fatih ile sen gel yeter,” dedi. Fatih ile birlikte salonun arka kapısından Beyoğlu’na çıktık. Giovanni’yi arka kapıdan kültür merkezinin tiyatro sahnesine çıkardık. Sonra 1-2 arkadaşımızın daha yardımıyla onu tekerlekli sandalye ile koltukların oraya indirdik sahneden. Giovanni’yi rahat ettirdikten sonra salonun kapılarını açıp davetlileri içeri aldık. Yaşarken kendisi adına verilen ödülleri izleme şansı bulmuş, Murathan Mungan ve Sevin Okyay gibi değerli isimlerin de ödül aldığı bir gecede onore olmuştu.

Son zamanlarında hasta yatağında ve bitkinmiş. Ben gidemedim. Hem Beyoğlu Apt. No:1’den de taşınmıştı. O dairenin salonu bizim anılarımızla doluydu, başka bir eve gidemedim nedense. Hastalığında hem Nalan’dan hem Fatih’ten olsun sürekli haber aldım. Pek telefonla konuşamıyordu ama ben de hayırsız evlattım işte, gidemedim bir türlü yanına. Belki de öyle görmek istemedim, ne bileyim. Ayaklarım hep geri geri gitti. Giovanni’nin ölüm haberini aldığımda yakın bir arkadaşımı, bir meslektaşımı, bir fikir babamı, bir aile büyüğümü kaybetmiş gibi hissettim. Bir üniversitenin rektörlüğünün davetlisi olduğum bir güne denk geldiği için cenazesine de gidemedim. Diyorum ya ben onun hayırsız evladıydım.

Giovanni sadece ülkemiz sinemasına çok değerli emekler vermedi, ülkemiz fantastik, ezoterik, korku ve bilimkurgu türlerine de çok önemli fikirler verdi, çok değerli beyinler yetiştirdi. Kızım Mina doğduğunda ona, “Seni Giovanni dedene götüreceğim,” demiştim. Götüremedim. Mina küçüktü, sonrasında Gio hastaydı. Bir türlü bir araya gelemediler ama Mina ve daha pek çok nesil, onun bıraktığı mirasla yaşamaya devam edecek.

Huzur içinde uyu Gio, özleniyorsun.

Justice League Filminden Yeni Fragman
FIFA 18'in Rol Yapma Yolculuğu - Alex Hunter Yıldız Olma Yolunda